Gözaltına alındığına dair fotoğrafları aynı günün akşamı "BÖF" adlı özel harekatçılara ait olduğu düşünülen bir Twitter hesabından paylaşılmış olan, sonrasında gözaltına alınırken gören görgü tanıkları da ortaya çıkan Demokratik Bölgeler Partisi Şırnak il yöneticisi Hurşit Külter, 27 Mayıs’tan bu yana kayıp. Tanıklar, özel harekat polisleri tarafından silah dipçikleriyle dövülerek gözaltına alındığını, şortlan olarak bilinen zırhlı bir araca bindirildiğini ve Şırnak Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı Gümüştepe Özel Harekat Şube Müdürlüğü'ne götürüldüğünü söylüyorlar. Ama devlet; Şırnak Emniyet Müdürlüğü, Şırnak Valiliği, 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı koro halinde bildik repliği tekrar etmekle yetiniyor "biz almadık, bizde yok“.
İnsan Hakları Derneği'nin, avukatların, ailenin yaptığı başvurular halen sonuçsuz. Birleşmiş Milletler'e, AİHM'e başvuru yapılmış, İçiişleri Bakanı ve Başbakanın yanıtlaması isteği ile Meclise soru önergesi olarak sunulmuş ama sessizliği bozacak bir gelişme yok. Bırakın suçlarını kabul etmelerini, Hurşit Külter'in gözaltına alındığına ve nerede tutulduğuna dair tanık anlatımlarına ve bilgi kaynaklarına dayanarak haber yapanlar hakkında şikayette bulunmuş devlet, cezalandırılmalarını istemiş. Bu tür haberlerle, başarılı operasyonlar gölgelenmek isteniyormuş, askeri birliklerin görev yapması engelleniyor, personelin moral motivasyonu olumsuz etkileniyormuş. İddia bu.
Her şey ne kadar tanıdık değil mi? Biliyoruz yalan söylediklerini ama Hurşit Külter halen kayıp. Nerede nasıl, bilmiyoruz. Bir daha görebilecek miyiz o sıcak gülüşünü, bilmiyoruz. Evvelki hafta kardeşi Galatasaray Meydanı’ndaydı, kayıp yakınlarıyla birlikte. Yüzünde o tanıdık keder ve acının binbir hali.
Cumartesi Anneleri-kayıp yakınları tam 21 yıldır kesintisiz olarak sürdürüyorlar karşı mücadelelerini. 21 yıldır her günü gözaltında kaybedilen yakınlarına duydukları özlem ve kaybedilmiş olmalarından duydukları acıda birleşiyorlar. Her hafta yapılan eylemlerde yaralarını yeniden yeniden kanatmayı göze alarak unutmuyorlar, unutturmuyorlar, hesap soruyor, sorularına cevap istiyorlar. Çok şey söylüyorlar ama "biz bu acıyla yandık, ömrümüzü bu acıya bağladık, başkalarının da yanmasını istemiyoruz" un altını özenle çiziyorlar her konuşmalarında. Tam da bu yüzden Hurşit Külter'in kaybedilmesinden duyulan tarifsiz bir acı, üzüntü var hepsinde. Bunca yıldan, bunca yoldan sonra "başa mı döndük?" demelerindeki çaresizlik iç yakıyor.
Yıllardır sürdürülen mücadelenin en önemli talebiydi, katilleri koruyan cezasızlık zırhının ortadan kaldırılması, devletin katilleri korumaktan vazgeçmesi. Gelinen yer ortadaydı, devlet korumaya hatta ödüllendirmeye devam ediyordu. Hem de işledikleri suçlar ayan beyan ortada olanları, bu yüzden haklarında dava açılmış olanları bile. Örneğin; Şırnak Cizre’de 1993-95 yıllarında 21 kişinin zorla kaybedilmesi davasının baş sanığı Cizre İlçe Jandarma Komutanı, emekli Jandarma Kıdemli Albay Cemal Temizöz, eski Cizre Belediye Başkanı ve korucubaşı Kamil Atağ, Kukel Atağ, Tamer Atağ, Adem Yakin, Fırat Altın (Abdulhakim Güven), Hıdır Altuğ ve Burhanettin Kıyak, ortada suç işlediklerini gösteren onca delile rağmen beraat ettirilmişti. Örneğin; Derik ilçesinde 1993-94 yılları arasında 13 köylünün öldürülmesi, birçok işkence ve tecavüz suçlarının baş sanığı ilgili dönemin Derik Jandarma Komutanı Tuğgeneral Musa Çitil hakkında da dava açıldı. Suç ortadaydı, delilleri vardı ama o da beraat ettirildi. Yetmedi tümgeneralliğe terfi ettirildi. O da yetmedi Diyarbakır, Mardin ve Urfa İl Jandarma Komutanlıklarının bağlı olduğu Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanlığı'na atandı.
Katil suç mahalline taltif edilerek geri yollandığında, devletin savaş politikalarındaki ve işlediği insanlığa karşı suçlara yenilerini eklemekteki ısrarı da ortaya çıkmıştı aslında. Şimdi bu ısrarın sonuçlarını görüyoruz. Hurşit Külter 21 gündür kayıp. Nerede, nasıl bilmiyoruz ama katillerin yakasını asla bırakmayacağımızı biliyoruz ve isteğimiz net; Hurşit'i sağ aldınız sağ istiyoruz.