Paris’te Charlie Hebdo adıyla haftalık yayın yapan mizah dergisinin çalışanları hunharca katledildi. Gözü dönmüş katiller uzun namlulu silahlarla derginin merkezine girerek önce tüm basın mensuplarını kurşuna diziyor, ardından yine gözü dönmüş bir halde dışarda önüne gelen herkesi kurşunluyorlar. Olay yerinde tam 12 insan hayatını kaybediyor.
Ve tabi ki politikacılar ahkam kesmeye devam ediyorlar. Konuşma ve yorumlar ekseninde deyim yerindeyse at izi ile it izinin birbirine karıştığı bir noktada olunduğu da kesindir. Konuşanlar, yorum yapanlar çok, ama gerçekleri dile getirenler yok. Sorumlular ise nutuk atıyorlar.
Evet, sadece nutuk atıyorlar. Boş ve anlamsız konuşuyorlar. Kan üzerinde rant elde etmeye devam ediyorlar. "Ben biliyorum" tarzı hala egemen. "Böyle değil de şöyle olsaydı bunlar olmayacaktı" diyenler de az değil.
Ve yine herkes sanki daha önce hiç bir şey olmamış, sanki daha önce Paris'te katliam yaşanmamış gibi konuşuyor. Halbuki 7 Ocak'ta gerçekleşen Charlie Hebdo Katliamı ilk katliam değildir. Ve öyle anlaşılıyor ki son katliam da olmayacak. Çünkü başta Fransa politikacıları olmak üzere mevcut durumda dünyayı yöneten politikacılar sorunları doğrular temelinde değil, kendi bireysel, devletsel ve sistemsel çıkarlarını esas alarak ele alıyorlar.
Eğer böyle olmasaydı bu kadar katliam olur muydu, cinayet işlenir miydi? Bu kadar savaş olur muydu? Örneğin iki yıl önce Paris'in tam orta yerinde hunharca katledilen üç Kürt kadının arkadaşları hala adalet istiyorlar. Hala katillerin yakalanması ve yargılanamsı için her Çarşamba günü eylem yapıyor ve Fransa politikacılarına "Susmayın, siz sustukça yeni katliamlar kaçınılmaz olur" diyerek, büyük bir hukuk mücadelesi veriyorlar.
Peki ne oldu? Aradan iki yıl geçmiş olmasına rağmen Fransa Hükümeti ne yaptı? Kocaman bir hiç demek yanlış olmayacak.
Evet, katiller belli, katliamı yapan devlet de ortada, tetiği çeken kişi de. Ama Fransız politikacıları hala gerçeklerin üzerine gitme cesaretini göstermedikleri gibi, varolan katliamı unutturmaya çalışıyorlar.
Dahası da var. IŞİD nasıl büyüdü, nasıl palazlandı, bu da biliniyor ve bu da açıktır. Peki ne oldu? Devletler önce yol açtı, sonra göz yumdu, ardından "Birbirlerini vursunlar, zayıf düşsünler ve sonra bize muhtaç hale gelsinler" diyerek, bu katil güruha muzzam düzeyde güç verdiler. Sonrası Rojava saldırısı, Şengal katliamı ve Kobanê'yi düşürme kuşatması oldu. Bundan kim sorumlu? Elbette ki Avrupalı politikacılar ve onlarlarla işbirliği içinde olan Ortadoğu devletleri...
Şimdi tüm bunlardan hareketle, bu gidişattan sorumlu olanların Charlie Hebdo Katliamı için döktükleri gözyaşı samimi mi? Bizce tüm bunlardan sorumlu olanların döktükleri gözyaşı timsah gözyaşından başka bir anlam ifade etmeyecektir.
Charlie Hebdo Katliamı beklenmiyor değildi. Derginin merkez binası 2011 tarihinde kundaklanmış, çalışanları tehdit edilmişlerdir. Ve ilginç olan katil kardeşlerden birisi daha önce Ortadoğu'da IŞİD kamplarında özel olarak eğitim görmüştür. Büyük ihtimalle bu katiller güruhu Rojava ve Kobanê'de Kürtlere karşı savaşmışlardır.
Ve şunu da açıkça vurgulamak gerekir ki, başta derginin genel yayın yönetmeni Stéphane Charbonnier olmak üzere tüm çalışanları Kürt dostu ve Kobanê için çok önemli çalışmalarda bulunmuş aydınlardır. Kobanê sürecinden sonra da ''Hz. Muhammed'in ruhunun şadı için'' ölümle tehdit edilmişlerdir. Genel yayın yönetmeni Stéphane Charbonnier, "Söyleyeceğim belki biraz gösterişli görünecek, ama diz çökerek yaşayacağıma ayakta ölmeyi tercih ederim" diyebilecek kadar cesur ve aydın bir şahsiyet.
Bu katliamı Kürt katliamından, Rojava ve Kobanê vahşetinden ayrı tutumak mümkün mü? Hayır, mümkün değildir. Charlie Hebdo Katliamı'nın sadece Hz. Muhammed ile ilgili çizilen karikatür için değil, Kürt sorununa verdikleri destekten dolayı da yapılmış olduğu kanaatindeyiz. Kobanê'de her Kürt öldürüldüğünde,"Allah için bir kafir daha öldürdüm" diyen katiller ile Paris'te katliamı yaparken, "Bugün de Allah için gavurları temziledik" diyen katiller birdir. 
Sonuç olarak; katillerimiz aynı, insanlığı vuran zihniyet, Kürtleri de Fransızları da katleden vahşiler aynı... O zaman hepimizin yolu demokrasi ve özgürlükten geçerken, yolumuz önünde bizi bekleyen barbarlara ve haydutlara karşı ortak mücadele etmemiz gerekiyor.