
AKP, Kürt halkının Özgürlük Mücadelesi'ne karşı yürüttüğü saldırının bir parçası olarak HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarını gündeme getirdi. Bu girişimle HDP’lileri susturup etkisizleştirerek kültürel soykırımcı faşist diktatörlüğünü engelsiz yürütmek istiyor. AKP faşizminin önündeki en büyük engel olan Kürt halkının Özgürlük Mücadelesi'ne bir de bu yönlü darbe vurmak istiyor. Aslında HDP'ye yönelik siyasi soykırım operasyonlarını böyle tamamlamayı hedeflemektedir. Böylece Türkiye'deki demokrasi mücadelesinin en dinamik gücü etkisizleştirilip demokrasi güçleri zayıflatılacaktır. HDP Türkiye'deki tüm demokrasi güçlerine mücadele imkanı açmaktadır. HDP etkisizleştiğinde diğer demokrasi güçlerinin mücadelesi AKP faşizmi açısından bir sorun teşkil etmeyecektir. HDP etkisizleştiğinde diğer demokrasi güçlerinin mücadelesi çok zayıf konumda kalacaktır. Çünkü diğer demokrasi güçleri HDP ile birlikte mücadele ettiğinde bir etki gücüne sahip olmaktadırlar.
AKP faşizmi CHP’yi baskı altına alarak dokunulmazlıkların kaldırılması sürecinde kendine yedeklemesi, aynı zamanda tüm demokrasi güçlerine bir saldırı olmaktadır. CHP sadece HDP'ye yönelik saldırının ortağı olmuyor; aynı zamanda tüm demokrasi güçlerini etkisizleştirme saldırısının aleti haline geliyor. Bu durum CHP’nin tutumunu daha da vahim kılmaktadır. CHP’nin tutumu bu yönüyle HDP kadar diğer tüm demokrasi güçlerini de ilgilendirmektedir. Hatta bu tutumuyla CHP kendi ayağına da balta vurmaktadır.
CHP lideri Kılıçdaroğlu "AKP’nin teklifini destekleyeceğiz” derken biz yargılanmaya hazırız diyerek AKP politikalarına verdiği desteğin üstünü örtmeye çalışmıştır. Bu söylem demagojidir. Çünkü bu dokunulmazlıkların kaldırılmasının sadece HDP'ye yönelik olduğunu bir çocuk bile bilmektedir. Bu tutum CHP’nin ne kadar ilkesiz bir politika yürüttüğünü ortaya koymuştur. AKP psikolojik savaşla CHP’yi sürekli töhmet altında bırakarak etkisizleştirmiş, kendi çizgisine hizmet eder hale getirmiştir. AKP-MHP ittifakına buçuk bir ittifak daha eklenmiştir. Şu anda HDP'ye karşı iki buçuk bir ittifak ortaya çıkmıştır. Nasıl ki 7 Haziran sonrası AKP politikalarının tuzağına düşerek AKP'nin yeniden iktidar olmasının figüranı haline gelmişse, şimdi de AKP'nin faşist diktatörlüğünü pekiştirmesinde bir payanda haline gelmiştir.
İnkarcı sömürgeci sistem kimi susturmak istiyorsa, onu PKK'ye destek vermekle suçluyor. Türkiye'de şovenizmin şahlandırıldığı ortamda muhalifler bu iddiayla susturuluyor. Zaten CHP de ikide bir "bize iftira atıyorsunuz” diyerek AKP'nin tuzağına düşüyor. Sen faşist diktatörlüğünü hakim kılmak için bu yöntemlere başvuruyorsun, bununla bize geri adım attıramazsın, biz senin faşist iktidarına karşı mücadeleyi bırakmayacağız, diyemiyor; hemen savunmaya geçiyor. HDP’lilerin dokunulmazlıklarını kaldırmayı amaçlayan anayasa değişikliğine "evet” demesi bu nedenledir. Bununla kendini savunduğunu sanıyor. Halbuki faşist diktatörlüğü güçlendirerek kendisini etkisizleştiren siyasi ortama çanak tutuyor.
Savunmada olması gereken AKP’dir. AKP o kadar antidemokratik, insanlık düşmanı bir iktidar durumuna gelmiştir ki, eleştirilecek bin tane yanı var. Asıl eleştiren AKP'yi sıkıştıran konumda CHP olması gerekirken tersi oluyor. Aslında Türkiye'de demokrasiden yana olan ve bunun mücadelesini veren bir parti halktan destek görür. AKP bile yıllarca demokratik söylem ve Kürt sorununu çözeceği algısı yaratarak iktidar oldu. CHP de tutarlı olsa desteğini arttırabilir. Ancak CHP demokratik program ve söylemle hareket etmiyor. AKP faşizmine karşı demokratik bir tutum takınmadığı için CHP, AKP karşısında güçlenemiyor. Klasik ulus-devlet anlayışında çakılıp kalarak, pozitivist laiklikle toplumdan kopukluğunu sürdürerek kendi kendisinin önünü tıkıyor. CHP’nin önünde tek engel kendisidir. Doğru bir demokratik anlayışı ortaya koyarsa, demokratik ulus anlayışıyla 1920 Meclis ruhunu canlandıracağım, Kürt sorunu başta olmak üzere Türkiye'nin tüm temel sorunlarını çözeceğim derse bir anda AKP'nin alternatifi haline gelebilir. AKP faşizmine karşı demokratik duruşuyla halkların çekim merkezi haline gelebilir. Ama CHP AKP faşizmine karşı mücadele etmiyor. AKP'nin psikolojik harekatları karşısında kendini savunarak AKP'ye hizmet ediyor. AKP'nin saldırıları karşısında savunmaya geçmek, AKP'nin politikalarına hak vermek ve destek olmaktır. CHP bunu anlamayacak kadar sığ bir anlayış içindedir.
Kürt sorununda çözüm politikası olmayan herkesin AKP politikaları doğrultusunda hizaya geçmesi kadar doğal bir şey olamaz.
Kuşkusuz her ulusal topluluğun kendi kimliği, dili ve kültürüyle güçlenmesi, güçlü bir toplumsal karaktere kavuşması önemlidir. Bu anlamda Türk uluslaşması anlamlıdır. Ancak farklı halk ve ulus topluluklarının yaşadığı ülkelerde günümüzde demokratik ulus anlayışına kavuşmadan barış, demokrasi ve istikrar sağlanamaz. Türk uluslaşması "Ben herkesi Türkleştireceğim” derse ya da "Hakim olduğum topraklarda tüm topluluklar benim hegemonyam altında olacak” derse günümüzde ne demokrat olunur ne de Türkiye demokratikleştirilir. Kürtler özgür ve demokratik yaşama kavuşmadan hiç kimse Türkiye'nin demokratikleşeceğinden söz edemez. Kürt sorununun çözümünü esas almayan her demokrasi söylemi demagojiden ibarettir. Böyle bir siyasi yaşamı ve ülkeyi kabul eden de demokrat olamaz. Dolayısıyla Kürtlerin kendi kendisini yönetmesini savunmayan hiç kimse demokrat olamaz. Kürt sorununun çözülmediği bir Türkiye'de siyasi sistemin faşist karakterde olması dışında bir seçenek yoktur. Bu açıdan Türkiye’de her zaman kurumsal faşizm olmuştur. Bu kurumsal faşizm Kürt halkının direnişi yükselttiği her dönemde gerçek yüzünü ortaya koymuştur. Bugün ortaya koyduğu gibi! Çünkü Kürtler direnişe geçtiğinde örtük faşizm, özel savaş demokrasisi, Kürtsüz demokrasi yüzünü saklayamamakta, katıksız faşist yüzünü pratiğiyle ortaya koymaktadır.
Dokunulmazlıkların kaldırılması girişimi HDP'ye yönelik olunca hiç bir siyasi güç yüzünü gizleyememektedir. CHP de gerçek karakterini ortaya koymuştur. Aslında CHP ikili karakterdedir. Bir taraftan klasik paradigma ve örtülü faşizmin savunuculuğunu yapmakta, diğer taraftan demokratik eğilim potansiyeli bulunan çelişkili bir durum yaşamaktadır. CHP bu çelişkiyi sürekli yaşamakta, ama bir türlü demokratik eğilim başat olamamakta ve sonuçta faşizmin bir parçası olmaktadır. Deniz Baykal’ın 1990’lı yıllarda kirli savaşın destekleyicisi olduğunu herkes bilmektedir. Kılıçdaroğlu da daha utangaç bir biçimde bu konuma düşmüştür.
Bu durum karşısında CHP içinde ve tabanındaki demokratik eğilimin tutumunu ortaya koyması gerekir. CHP demokratik karakter kazanacak mı, kazanmayacak mı bu dönemde belli olacaktır. Dokunulmazlıklar gündeme geldiğinde konulacak tavır, CHP’nin nereye doğru gideceğini ortaya koyacaktır. CHP şu anda AKP'nin saldırıları ve töhmet altında bırakma politikasına teslim olmuştur. AKP'nin CHP üzerinde uyguladığı politika ve yöntemler, sonuç vermişe benzemektedir.
CHP içindeki demokratik eğilimler harekete geçer ve HDP’lilerin dokunulmazlıklarını kaldıracak anayasa değişikliğine karşı mücadele ederlerse CHP’nin kaderi değişecektir. CHP yeniden Türkiye'nin etkili siyasi aktörü olacaktır. 1920’de kurulan yeni Türkiye’nin gelinen aşamada kendini demokratik cumhuriyet haline getirme sorumluluğu vardır. Otoriter cumhuriyet 20. yüzyılın koşulları içinde şekillendi. Şimdi bu cumhuriyetin demokratikleşmesi gerekir. CHP’deki demokratik eğilim bu rolü üstlenirse CHP açısından da yeni bir dönem başlayacaktır. Dolayısıyla CHP yol ayrımına gelmiştir. Ya AKP'nin HDP politikalarına destek vererek tümden yozlaşma ve tasfiye sürecine girecektir ya da AKP politikalarına karşı konularak faşizme karşı mücadele içine girilip cumhuriyetin demokratikleşmesinde rol oynanacaktır. Bu açıdan CHP içindeki demokratik eğilimin bu dönemdeki tutumu belirleyici olacaktır.