‘Türkiye’ deyince, duyan „tek devlet“ sanıyor. Gerçi „iki devlet“ de yok ama, Türkiye dediğin coğrafya Kürdistan ile Türkiye’yi kapsıyor.

Bu ikisinin „tek bir şey“ olmadığı ise bin türlü özellikle kanıtlanabilir. Şu anda, „tek“ olmayan bu coğrafyada „iki“ rejim hüküm sürüyor:

Birincisi „işgal rejimi“. Bu rejim Kürdistan’da. Burada „adaletsizlik ya da vicdansızlık“ yok. „Düşman hukuku“ var. „Düşman hukukunu“ uygulayandan ne „adalet“ talep edilir, ne „vicdan“. İşgale karşı yalnızca savaşılır. Öyle de oluyor.

Bunun sebebi „işgal güçlerinin“, yalnızca „ideolojik“ ya da „politik“ hasımlarını hedef almakla yetinmemeleri, işgal edilen topraklardaki tüm Kürtleri „düşman“ olarak görmeleridir. Elbette bu insanlar arasında „işbirlikçiler“ vardır. Ama bu „toplumun bir kısmının“ işgali desteklediği anlamına gelmez. Toplumun en yoz, en çıkarcı, en korkak ve ahlaksız unsurlarının işgalciler tarafından „satın alınmış“ olması gibi „işgalin“ en rezil „kanıtı“ anlamına gelir.

Bütün işgallerde böyledir. İkinci Dünya Savaşında Hitler, Fransa „hükümetine“ el koydu ve Mareşal Petain’e Vichy’de bir „kukla hükümet“ kurdurdu. Kürdistan’ın bütün belediyeleri, işte böyle „işgalci“ gücün kurdurduğu „yerel kukla hükümetlerdir.“

Türkiye’ye gelince...

Burada „faşizm“ var. Yani Türk iktidar güçleri „faşist rejimi“ esas olarak Kürdistan’ı „işgal“ etmek amacıyla ilan etmiş. Türk toplumu bu nedenle özgürlüklerini kaybetti. Şimdi Türkiye’de „faşist hukuk“ var. 

„İşgal bölgesinden“ farklı olarak Türkiye’de „faşist rejimin“ „sosyal tabanı“ var. „Yeşil kapitalizm“ denen ve şimdi „ılımlı yeşil kapitalizmin“ bütün sermayesini gasp eden, orduya ait muazzam arazilere el koyan, bütün ihaleleri gaspeden bir tekelci sermaye ile islamcı ideolojinin etkisine giren orta sınıflar bu „sosyal tabanı“ oluşturuyor.  

Faşizme karşı güçler Batıda hala „azınlıkta“. O nedenle, burada faşizmin dayandığı geniş kitleleri kazanmak, bütün anti faşist güçlerin görevi. Bu ise, bir yandan faşizme karşı mücadelenin „faşizme son verme“ hedefine yöneltilmesi, diğer yandan da, „halkın adalet ve vicdan“ talebi uğrunda en geniş güçleri harekete geçirmesi gerekli.

HDP bunu yapıyor.

Yalnız Batı’da faşizme karşı „adalet ve vicdan“ talebiyle mücadele etmekle kalmıyor; şu anda „işgal altında“ bulunan Kürdistan halkı, tüm Türkiye halkları için „vicdan ve adalet“ mücadelesine en büyük desteği veriyor. Daha önce Amed’de, şimdi de Van’da örgütlenen „Adalet ve Vicdan Nöbetleri“nin gerçek içeriği bana kalırsa böyledir.

Tekrar vurgulamak iyi olur:

Ege’nin, Trakya’nın, Akdeniz’in sakinleri, laikler, ulusalcılar, liberaller, hatta MHP ve AKP muhaliflerini destekleyen muhafazakar, dindar çevreler, bilmeli ki, ellerinde ve avuçlarında var olan „hürriyetleri, adalet, hukuk kırıntılarını, vicdanın gerektirdiği her şeyi“ Türk devletinin Kürdistan’ı „işgal etme“, Rojava devrimini bastırma, Güney Kürdistan’da Barzani dışındaki demokratik, devrimci güçleri tasfiye etme amacıyla yok etti.

„Kontrollü darbenin“ amacı Kürdistan’a karşı savaşı yürütmekti.

Batdaki halk bu gerçeği bilirse, „özgürlüğe, adalete ve vicdana“ kavuşabilmek için, Saray rejiminin „işgaline“ karşı mücadele edecektir. AKP, „laikliği“ yalnızca „laikliğe“ karşı olduğu için yok etmiyor; „İslam bayrağı“ altında Kürdistan’ın bütün parçalarına karşı savaşta „İslam dinini“ kullanmak için laikliğe karşı saldırıya geçmiş bulunuyor.

„İşgal rejimine“ karşı direnen Kürt Özgürlük Hareketi, bütün bu saptamaların ışığında görülüyor ki, aynı zamanda Ege’nin, Trakya’nın, Akdenizin ve tüm Türkiye’nin laikleri, demokratları, sosyal demokratları, özgürlükçü müslümanları, liberalleri için de mücadele ediyor.

Bu mücadelenin artık „legal, parlamenter ve barışçı“ yöntemlerle sürmesini faşizm imkansız kıldı. Muhalefeti „salam yöntemiyle“ tasfiye etmekte. HDP fiilen kapatıldı. Sıra CHP’nin demokratik kadrolarına geldi.

O halde, Batıda faşizme ve doğuda işgale karşı mücadeleyi birleştirmek, anti faşist mücadelenin temel meselesi oluyor.

Ve burada CHP işte bu halk kitlelerinin sinesine dönme konusunda bir karar vermek zorunda.

Çünkü CHP’nin hala TBMM’de „oyalanması“ ve 2019 için boş umutlar yayması faşizme meşruiyet kazandırıyor ve işgal rejiminin zorbalıklarının üstünü örtüyor.

Faşist rejimin Meclisinin dışında, halkların birliği artık biricik umut kaynağı oluyor.