CHP’de ‘’kurultaylar” süreci başladı. Peş peşine iki Kurultay yapılıyor. Her ne olacaksa olacak. Kimin üstün geleceğiyle ilgimiz yok. Çünkü Baykal öncesini de sonrasını da biliyoruz. Ama yine de CHP hakkında birkaç söz söylemek icap ediyor. 
Artık halktan oy alınmasa da ‘’ordu, yargı ve diplomasi” bürokrasisine ve artık olmayan devlet ekonomik sektörüne yön veren ‘’planlamacılara” dayanarak, ‘’muhalefetteyken iktidar olunan” günler çoktan geride kaldı. 
Günlük siyasi muhalefeti ‘’sivil bürokrasi”nin Hükümetleri ‘’engellemesi” yoluyla, stratejik muhalefeti de ordunun ‘’darbeleri” yoluyla yürütme dönemi bitti.
Basit gerçek bu.  
CHP Mecliste var olan gücüyle AKP’nin hiçbir adımını engelleyemez.   
Dayandığı kitleyi ise, bu kitle ordunun desteğini yitirdiği için, ‘’devlete karşı” harekete geçiremez. İkinci ve çok büyük gerçek de bu. CHP, 1940’larda TKP’ye, 1960 Nisanından 27 Mayıs’a kadar geçen dönemde DP’ye, 1963 yılında Kıbrıs nedeniyle ABD’ye karşı kendi kitlesini ‘’devlet desteği” sayesinde harekete geçirdi. 1960’lı yıllarda ‘’ordu gençlik el ele” sloganı, bu kitleye polis karşısında manevi bir üstünlük sağlamakla kalmıyordu, aynı zamanda ona bir tür ‘’meşruiyet” de veriyordu. Bu kitle hareketlerinin sonuncu ve en büyük atılımı ‘’Cumhuriyet mitingleri” oldu. Ve bu mitingler, ünlü ‘’Ümraniye cephaneliği”nin ortaya çıkması ve Ergenekon örgütünün ‘’ara kademesinin” tutuklanmasından sonra yeniden örgütlenmek istendiğinde, ‘’bir milyonluk” kitlenin yerinde yeller estiği görüldü. En son ‘’Cumhuriyet mitingi” birkaç bin kişiden ibaret kaldı. Kitle ‘’ordusuz” kalmıştı.
Kendini devletin ‘’asıl sahibi” saymaktan ileri gelen bir ‘’cesaretle” sokağa çıkma dönemi CHP için artık sona erdi.
Ne olacak?
Tek çare ‘’değişim”…
CHP tabanında böyle bir değişim potansiyeli var mı?
Var.
Önce CHP’ye hala destek veren Türkmen Alevi kitlesi, bütün bölünmelere ve deformasyona rağmen hale demokratik bir değişim gücü. Bu büyük potansiyel güç, özelikle günümüz Ortadoğusunu tehdit eden ‘’mezhep savaşlarına” karşı hassas bir güç. Türkiye birkaç yıl sonra, İran ve Suriye bataklığında, böyle bir mezhep savaşının ‘’sünni tarafında” yer aldığında, her ne kadar bizdeki Aleviliğin İran Şiiliği ve Suriye Aleviliği ile benzerliği pek yoksa da, bu mezhep savaşı Türkiye’yi çok kısa zamanda yeni ‘’Maraş”lara doğru sürükler. (Şu sıralarda Cemaat’in MİT’teki ‘’Alevileri” hedef aldığına dair işaretler medyaya yansıdı bile…) Güncel olarak mevcut durum şu anda Hatay, Adana ve Mersin’de yaşayan büyük Arap Alevi kitlelerini tehdit ediyor. Düne kadar devletle çatışmaya girmemeye dikkat eden bu kitle, günümüzde, kendini savunmak için hareketlenme eğilimi gösteriyor.
Geniş kesimleri CHP tabanında yer alan bu Türk-Arap Alevi kitle, eğer CHP yeni bir yola girebilirse, değişimin toplumsal tabanını oluşturacak.
İkinci güç, ‘’sahillerdeki orta sınıflar”. Bu kitle, AKP’ye ‘’laik yaşam tarzını tehdit ettiği” için, PKK’ye ise, CHP milliyetçiliğinin yanı sıra, ‘’Kürt göçüyle” ortaya çıkan ‘’yabancı düşmanlığı” nedeniyle düşman oldu. Bu kitle CHP’yi Orduyla olan ‘’bağı” nedeniyle destekledi. Şimdi sahillerdeki CHP tabanı derin bir şaşkınlık içinde. Bu kitle yüzünü ‘’demokrasiye” çevirmeye, AKP ve Cemaat egemenliğine karşı biricik direnişi gerçekleştiren Kürt halkına yeni bir gözle bakmaya başladı.
Eğer CHP bu Kurultay ‘’oyalanmalarından” sonra, Türk ve Arap Alevi kitlelerine ve Sahillerin orta halli insanlarına yeni bir perspektif verebilirse, ‘’sönümlenme” sürecini durdurabilir.
Bu yeni perspektif ne olabilir?
Bu soruya ben yanıt veremem. Benim verebileceğim yanıt, ister sosyalist, ister sosyal demokrat, ister sosyal piyasacı, ister AB’ci her türlü siyasi, toplumsal, ekonomik ve kültürel perspektifin önünde duran asıl engeli kaldırmakla ilgili şöyle bir yanıt olabilir:
Türk ve Kürt halkı arasındaki yabancılaşmaya ve bölünmeye son verme misyonu…Cesaretle Kürt özgürlük hareketiyle ittifak. Askeri vesayetin bütün kalıntılarını yok etmek; yeni ‘’dini vesayeti” önlemek, Kürt sorununda çözümsüzlüğe son vermek; savaşa harcanan ve gelecek savaşlara harcanacak olan kaynakları halkın eğitimine, sağlığına, refahına akıtmak…
Ve eğer örneğin HAS Parti, sözünün eri çıkarsa, yani milyonlarca emekçi Müslüman halk arasında AKP’nin ve Cemaatin ‘’anti-sosyal” ve ‘’milliyetçi” siyasetine karşı koyarsa… Ve CHP de tabanındaki Türk-Arap Aleviliğini ve Sahil halkını ‘’değişim sürecine” yönlendirebilirse…Bu iki parti BDP’yle stratejik bir ittifak kurarsa…Ortaya ‘’tarihsel blok” çıkar…
Olmazsa ne olur? Her şey olacağına varır:
CHP sönümlenir. HAS Parti silinir. AKP bildiğini okur. Halkların Demokratik Kongresi ise Türk ve Arap Aleviliğini ve Sahillerin halkını örgütler, demokrat aydınları yeniden kazanır, onları Kürt halkıyla birleştirir. Birinci yol tehlikelerden ‘’acil çıkış” kapısıdır; ikinci yol uzun bir yoldur, ‘’radikal çözüm kapısıdır.”
Ve son söz: AKP-Cemaat cephesinde gediği Kürt özgürlük hareketinin direnişi açtı; tasfiye planı çöktü, BDP oyları barajı zorluyor ve halk 8 Mart’a ve 21 Mart’a hazırlanıyor. Eriyen karlar, dağlardan Dicle ve Fırat’a aktı, akacak…Kürt baharı yaklaşıyor…