Tımarhaneyi andıran rejimde, bir kere daha “hükümran efendi” seçme zamanı. Sahnede dolandırıcılar, yalancılar, talancılar geçidi…

Tekmil ırkçı partilerin gözü, peşlerine taktıkları tabana ek ve onları takviye olarak, Kürtlerin oyunda. Dişlerini sıkıp, ırkçı naralar atarak, esir alınmış, TC tarihi boyunca kötek altında tutulmuş, yurtları, hak ve özgürlükleriyle bütün hayatları esir alınmış Kürtlere sövüyor, aşağılıyor, iyilik kabilinden ülkelerini terk yolunu gösteriyor, sonra da binbir utanmazlık suyunda yıkanarak, “oylarınız bana gelsin” diyebiliyorlar.
Düşmüş, düştüğü yerde onurunu yiyerek çürümüş, “gemisini kurtaran kaptan” diyerek başını yem torbasına sokmuş kimi Kürtlerin, yandaşlıkla Kürdistan’ın yüreğinde açtığı yara bir yana, “ben daha iyi kamçıcıyım” dercesine, ırkçılıkta AKP ve MHP’yle yarışan CHP’nin de gözü Kürt oylarında.
CHP, sürgün edilmiş, İstanbul’a savrulmuş Kürtlerin oyunu almak için bir yanar döner olan, şanlı, fıstıki sarı şerefli ve de “kazip şöhretli” Türk cengaver olarak Mustafa Sarıgül’ü parlatıyor. Türk medyasında, Erzincan’ın İliç İlçesinin Güngören köyünde doğmuş, İstanbul’da apartman kapıcılığı işi tutmuş yoksul Hakkı’nın oğlu Mustafa Sarıgül fırtınaları…
Kürt çevrelerine sokulup, “o feodal, bu burjuva, öteki aristokrat” diyerek “Kürtlere iyilik” adına karıştırıcılıkla, ulusal dayanışma duvarlarını balyozlayan Kemalistlerin, “bak bak, Sarıgül’ün babasına kapıcı diyerek emekçilere laf ediyor” bağırmalarını duyar gibiyim.
Oysa sınıfsallık, bir vicdani ruhtur. Ruhun, kimin hizmetinde olduğu önemlidir; hangi kaynaktan geldiği değil. Solculuk, “kemale ermiş insanlıksa” eğer, yoksullukla, emekçilik kökenle olmuyor, bu. AKP’lilerin hepsi sürünerek gelenler, Başbakan da eski simitçi, sokakta su satandır. Alın görün, hallerini.
Her neyse, konumuz “emek, sınıf” sloganlarıyla, bizlere “sol satan” Kemalcilere diyalektiği anlatma değildir. Kürtleri avanak yerine koyup, yurt ve aidiyet bilincinden yoksun sayanların oyununda, Mustafa Sarıgül vak’asıdır, konu.
Çetin Altan’ın, bir zamanlar, İsmet Paşa’nın damadı Metin Toker için kullandığı “o şeyi ile adam oldu” deyimine denk olarak, Mustafa Sarıgül de, evliliklerini iş, kazanç yollarında merdiven olarak görendir, adeta…
Latik bayii ve garaj (otopark) işletmecisi, MHP İstanbul milletvekili Abdurrahman Köksaloğlu’na parti militanı olarak yanaşıyor, sonra evine girip çıkacak kadar bütünleşip, tıpkı Türk filmlerindeki gibi kalbi delik kızına sevdalanma yollarında “iç güveyi” halleriyle ortaya çıkıyordu. Köksaloğlu, 1980 yılında, bir akşam vakti, dükkanına dalan eli bayraklı MHP’lilerin (enteresandır, Sarıgül daha sonra dünyanın en büyüğü sloganıyla, Şişli sokaklarını Türk bayrağıyla kaplayacak, kendisi de altında yürüyecekti) silahlı saldırısıyla ölüyor, şirket Mustafa Sarıgül’e kalıyor, kalp hastası eşi de ölüyordu.
İkinci evliliğini, Köksaloğlu’nun cenazesinde tanışıp, kısa zamanda can ciğer olduğu CHP’li İstanbul Belediye Başkanı Aytekin Kotil’in yeğeniyle yaparak, İstanbul’un kaymakçısı “yüksek sosyetede” sarı bir gül olarak açıyordu.
Bir yandan da, CHP’de kaleden kaleye koşuyor, 1987 yılında, kapatılmış CHP’nin yerine kurulu SHP’den milletvekili seçilerek, 1930’lar ruhunu çağıran Deniz Baykal saflarında parlamentonun sarı gülü oluyor, 1988 yılında, SHP genel sekreter yardımcısı Ali Topuz’la kol kola, “garaj meydan muharebesiyle” parti içindeki Kürtler, Aleviler ve solculara karşı savaş başlatıyordu.
Garajında düzenlediği toplantının konuşmacı cengaveri, Ecevit CHP’sinde de Genel Sekreter yardımcısı olan Topuz’du. Ertesi günkü Hürriyet ve Milliyet gazetelerinde yer alan habere göre Topuz ve Sarıgül ikilisi, iç düşmanı temizleme harekatını başlatmıştı.
Hemen ardından, Bitlis’te Kürtlerin var ve ana dilleriyle eğitim görmelerinin de hak olduğunu söyleyen Diyarbakır belediye başkanı Turgut Atalay partiden atılıyor, Erdal İnönü-Aydın Güven Gürkan ve ekipleri düşürülüyor, Deniz Baykal tepeye oturtuluyordu. Sonra, DİSK Genel Başkanı Abdullah Baştürk ve Kürt milletvekilleri kenara konuyor, parti Kemalcilerin 1930’lar ruhuna oturtuluyordu.
Sarıgül ise Baykal liderliğinde yeniden CHP olan partide bir yıldız, parlamento Başkanlık divanında katipti. Ancak, temsilciliğini bugün AKP’nin has iş adamlarından olan Abidin Erdem’in yaptığı şirketin hava kuvvetlerine sattığı uçakların ihalesinde rüşvet döndüğüne ilişkin bir önerge buharlaşıyordu. Önerge’nin sahibi Ankara milletvekili Tevfik Koçak, parmağıyla Sarıgül’ü gösteriyor, “imzamı taklitle yok edildi” diyordu.
Ama kim kime; Sarıgül yıldızlaşmaya devam ediyor, 15 yıldır kurulu olduğu Şişli Belediye Başkanlığını, medyadaki kuvvetli dostları, “babasal” ilişkiler yumağında kimseye bırakmıyordu.
Hatta ilişkiler ağına dayanarak CHP’ye genel başkan adayı bile oluyor, fakat yolsuzlukları gerekçe edilerek partiden atılıyordu.
O şimdi, dünyanın en borçlu belediyesini yönetiyor ve CHP’yi temsilen İstanbul Belediye başkanlığına hazırlanıyor. Oylarını almak için Kürtlere sarı güller savuruyor, Cem evlerini bile ziyaret ediyor.
Yandaş bir gazetenin yazdığına göre, AKP’yi de “idare” için de, haftada bir Emine Erdoğan’a saygılarını tazeliyordu. Aynı gazetenin yazdığına göre, buna rağmen büyüğe oynama cesareti yoktu. Çünkü, hakkındaki dosyalar, ortaya dökülmek üzere üst üste yığılıydı.
Alın seyreleyin Kürtler, CHP’nin kurtarıcı süngüsünü. Şişirilmiş fırıldaklar uçuşuyor, ortalıkta…