
Kürtlerin yaşamında 'mahkumluk' ve 'firar' kavramları çok önemli bir yer tutar. 1970'lere kadar ağalar, şeyhler ve devlet güçleri yüzünden firar eden, mahkum olanların bir kısmı bir süre sonra kahramanlıkları sayesinde efsane olmuştur. Bunlardan biri de kahramanlıklarıyla o kadar ünlü olmuş ki, bu ünü sınırları aşmış, hayatı şarkılara, türkülere, romanlara ve filmlere konu olmuş olan Koçero'dur. Asıl adı, Mehmet İhsan Kilit’tir. Ancak bölge halkı onu 'Koçero' olarak bilir. Koçero ise kendini 'dağların efendisi' olarak görür. Zulme karşı hep dağları seçen, adaleti ve özgürlüğü dağlarda bulan binlerce insandan biridir Koçero.
Mehmet İhsan, Diyarbakır’ın Silvan ilçesinin Helin köyünde ırgatlık yapar. Çok sevdiği Saliha’ya kavuşmak için koyunlarının ve keçilerinin çoğunu satarak başlık parasını ödemek zorunda kalır. Sonunda evlenir ve bir süre sonra on altı yaşında olan eşi Saliha’dan bir kız çocuğu olur. Günlerden bir gün işitir ki bir köy ağasının oğlu olan Halil adında biri, eşini rahatsız etmektedir.
Mehmet İhsan küçük bir adam, köylü ve fakir biriydi. Ağa oğluyla başa çıkmanın zor olduğunu bilir. Bunun üzerine eşyalarının bir kısmını toplayarak eşini ve çocuğunu yanına alır ve ilçe merkezine (Silvan) doğru yola koyulur. Ancak tüm uyarılara rağmen Halil ağa rahat durmaz ve peşlerinden ilçeye gelir. Yaklaşık üç ay sonra, bir gece yarısı Silvan’da kurşunlarla delik deşik olan Halil ağanın ölüsü bulunur. Bu olaydan sonra eşini ve çocuğunu sınırın ötesine, Suriye’ye yollar, kendisi ise tüfeğini yanına alarak, özgür dağlara doğru Koçero olarak yol alır.
Koçero, ağalara başkaldırıp dağları kendine mesken tuttuğunda, zulme karşı hep zulüm görenin yanında yer alacağına söz verir. O, artık köylünün korkulu rüyası bir eşkıya değil, paylaşımcı bir halk kahramanıdır. Sırtını Garzan ve Botan dağlarına dayayan Koçero, kurduğu ekiple yıllarca bölgeye hakim olur. Adam öldürür, başkası için kız kaçırır, soygunlar gerçekleştirir, zenginden alıp fakire verdiği de çok olur. Zulme hep karşı gelir. Ezilenlere ve fakirlere çoğu zaman yardım eder. O artık Anadolu’nun her yöresinde konuşulan biri olur. Hükümetin, şeyhin, ağanın çözemediği sorunları kendisi çözer. Bölgede yaşadığı dönem itibariyle, İngilizlerin milli destanı Robin Hood’a benzetilir.
Koçero, bir yaz gecesi saat 03:30 sıralarında ekip arkadaşlarıyla birlikte Türk petrollerine ait kampa yaptıkları baskın sonucunda, arkadaşı Ali Sevim tarafından arkadan vurulur. Çatışmada sırtından aldığı kurşun yarası sonucunda kampın biraz ilerisinde bir dere kenarında kan kaybından ölür. 19 yaşında dağa çıkıp, 31 yaşında hayata veda eder. Halk bu efsanevi eşkıya için yas tutup ağıtlar yakar. Genç yaşına çok şey sığdıran Koçero, yaşadığı sürece bir kahraman, öldükten sonra da bir efsane haline gelir. Mehmet Salihê Beynatî, Mahmut Kızıl, Tayibê Siarta gibi bölgenin ünlü dengbêjleri Koçero’yu stranlarında işleyerek ölümsüzleştirir.
KOÇERO hakkında bilinmesi gereken kısa bazı notlar;
- Koçero, çoğu zaman asker elbisesiyle dolaşır, öldüğü zaman da üzerinde asker kıyafeti vardır.
- Ağa baskısını kabul etmeyip silahıyla dağa çıkmıştır.
-Koçero’nun yakalanması için Türkiye ile Suriye hükümetleri arasında bir protokol imzalanmıştır.
- Koçero’nun öldürülmesi amacıyla Diyarbakır askeri hava alanından savaş jeti kaldırılarak Bitlis ve Van arasındaki bir bölge bombalanmış, ancak Koçero kurtulmuştur. (29.09.1962)
-Koçero, çok sevdiği ekip arkadaşı, kan kardeşi Şerifo’nun intikamını Beykent Dağı'nda almıştır.
- Koçero, Cumhuriyet tarihinin son eşkıyası olarak kayıtlara geçmiştir.
Koçero
...
turistik bir gösteridir dağlara çıkmak
örneğin ağrı´lara
alpler´e sübhan´lara ant´lara
himalaya dağlarına derin asya´nın
klimancaro´nun tropik karlarına
turistik bir gösteridir dağlara çıkmak!
gel gör ki böyle yazmıyor bizim burda kitaplar
turistik diye göstermiyor dağları
turist diye vermiyor dağlara çıkanları
bir sürekli çıplaklıktır koçero
bir sürekli açlıktır
bir sürekli haksızlıktır koçero
bir sürekli itilmişlik
koçero bir vazgeçiştir
koçero bir ilgisizlik
bin yıllık yoldan gelir
üstü başı kan içinde
yorgun bir dilekçedir
bir arzuhal koçero
bir tanrı selamıdır
alınıp verilmemiş
görülmemiş bir hacettir koçero
çiğnenilip geçilmiş
ve sorulmamış
upuzun bir eyvahtır
upuzun bir pişmanlık
bir ünlemdir koçero
sığmaz okul kitaplarına
erzurum yaylasından
erzincan çukuruna
ve tecer dağlarından
harran cenderesine
bir uzun masaldır ki koçero
dağların dağlara yaslandığı yerde anlatılır
geçitlerin geçitlere küstüğü oyaklarda
benek benek anlatılır
nakış nakış anlatılır
bıçak bıçak
kurşun kurşun
ve türkü türkü!
göğsü çapraz fişeklikli
bıyıkları kan içinde bir kara mavzerdir koçero
yatar türkülerde upuzun
ağıtlarda fidan fidan
koçero
bildirir hal-u ahvalini dört mevsim tanrısına
bildirir divanına
şaşırtılmaz adaletin:
´arkam sensin
kalam sensin
dağlar hey! ´
gocunmayın güzel beyler
hanımlar
alınıp incinmeyin!
koçero bir vatandır
yaşanılır boydan boya
koçero bir vatansızlık
bir dağlaşmış yalnızlıktır koçero
mavzerleşmiş bir haksızlık
yanıtsız bir dilekçe!
ben Türkçe anlatamam
o Kürtçe anlatamaz
Farsça çıkmaz doruklara!
gocunmayın güzel beyler
hanımlar
kan bulaşır ellerime
ben anlatamam!
Hasan Hüseyin KORKMAZGİL