DAİŞ’in yenilgisinden sonra, arta kalan cihatçı çetelerin toplandığı İdlib de düştü düşecek duruma geldi. Suriye rejim güçlerinin başlattığı saldırı hamleleriyle cihatçıların son kalesi de elden çıkmak üzeredir. Cihatçı çete guruplarının hamiliğini yapan Türk devleti büyük bir çıkmazla karşı karşıyadır. AKP’nin faşist şefi Erdoğan: Suriye ordusunun İdlib’den çekilmesi için Şubat sonuna kadar mühlet vererek savaşma tehdidinde bulundu. Erdoğan’ın birçok sözünde ve uygulamasında mantık olmadığı gibi bu tehditte de mantık aramamak gerekir. Bir ülkeye kendi toprağından çekilmesi tehdidi saçma sapan bir söylem olsa da kendi mantıksızlığı içinde bir anlamı vardır. Çünkü Suriye’yi de, kendi sınırları olarak görmeye başlamasından kaynaklanan bir bakış açısına sahiptir.

Uzun vadeli stratejisine uygun, 2023 hatta 2071 hedeflerine ulaşmak için bulduğu dahiyane buluş, cihatçı çetelerin gücünden yararlanmaktır. El Bağdadi’de dahil olmak üzere, cihatçı terör çeteleri için İdlib’i toplanma merkezi haline getirdi. Ardından uluslararası meşruluk kazandırmak için, kendisini “garantör”lük haline getirerek çeteler adına Astena ve Soçi’de görüşmelerde bulundu. Uzun lafın kısası, varılan anlaşmalar gereği İdlib’de “gözlem noktaları” adı altında askeri üsler oluşturarak işi sağlama almaya çalıştı. Bu konuda bir takım taahhütler vererek işi kotaracağını sandı. Bilim kurgu filim senaryosuna benzer bir dış politika ile yalanlar üretildi ve bu yalanlara kendisini inandırdı. Kendisi dışındaki dünyayı da bu yalanlara inandırmaya çalışıyor. Zorla işgal ettiği Rojava’yı “güvenli bölge” yalanıyla cihatçılara alan açmaya çalıştığı gibi...

Türkiye’nin yeni bataklıklar oluşturmaya çok ihtiyacı vardır. Bu bataklıkta üreyecek sivri sineklerle (cihatçı çetelerle) cihan imparatorluğu kuracaktır. Bu teze göre gidilecekse Suriye’de, Libya’da ne işimiz var? Sorularına cevap verilmiş oluyor. Libya, Suriye ve hatta İslam coğrafyasının tümü Türkiye toprağı sayılmaktadır. “Oralarda ne işimiz var” diyenlere karşı, faşist şef Erdoğan’ın verdiği cevap ise “ya gaflet ya da Türkiye’nin hasmıdır” demesi boşuna değildir. Bu mantıksızlık içinde, İdlib mükemmel bir cihatçı üreme merkezidir. Neye mal olursa olsun bu bataklığın kurutulmaması gerekiyor. Gerekirse savaşı bile göze alması bu nedenledir. Mantık ölçülerine vurularak yapılan değerlendirmelerle mantıksızlığı anlamak zorlaşıyor...

İdlib’deki sözde “gözlem noktaları ile amaçlananlar, Ruslara verilen sözlerle bir alakası yoktur. Türk devletinin ileri miğfer karakol görevlerini görecek askeri üslenmelerdir. Tıpkı Güney Kürdistan’da kurduğu askeri üsler gibi, yayılmacı ve işgal politikalarına uygun askeri üslenmelerdir. İdlib’de gözlenecek bir şey yoktur. Bu gözlem noktaları Suriye rejim güçlerinin gerisine düşmüş olmasına rağmen buralardan çıkmak istemiyor ve üstelik rejime nota vererek geri çekilmesini istiyor. Asıl amaç işgal ve yayılmacılıktır. İdlib bataklığının kurutulması AKP’nin faşist şefi Erdoğan’ın uykularını kaçırtmaktadır. İdlib’i savunmak için savaşı göze alacak kadar mantıksız ve pervasızdır.

Faşist şef Erdoğan, yeni bataklıklar oluşturmak için kendi sınırları boyunca bir alan oluşturacağını, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulunda elinde bir haritayla dünyaya ilan etmişti. Dünya bu işgal girişimine bir anlamda sesiz kalarak onaylamış oldu. Dünya insanlığı için tehlike saçacak cihatçı örgütlere alan açma girişimi iyi okunamadı. Erdoğan’ı meşru bir devletin cumhurbaşkanı olarak görmek bile yanılgıdır. Erdoğan, cihatçı çete gurupları koalisyonun baş sorumlusu olarak görülmesi gerekiyor. Çünkü garantörlük yaptığı, hamiliğine soyunduğu cihatçı guruplarının sözcülüğünü ve temsilciliğini yapmaktadır. Bütün söylem ve uygulamalarında bunu görmek mümkündür. Türkiye’yi de bu temelde dizayn etmektedir. İç politika da bu esaslar üzerinden yürütmektedir. Adım adım geliştirilen uygulamalar Türkiye’yi karanlığa gömen uygulamalardır. Sıra, kadını kara çarşafa gömmeye kadar vardırılacağından kimsenin kuşkusu olmasın.

AKP’nin faşist şefi Erdoğan kendi mantıksız tezini gerçekleştirmek için tüm toplumu teslim alması gerekiyor. Kendisine yüzde yüz biat edilmesini istiyor. Karşı çıkanı anında “vatan haini, terörist” ilan ederek damgalamaktadır. Bununla da yetinmeyerek, çeşitli yaptırımlarla insanları yaşayamaz duruma getirmektedir. Kürtlere uygulanan zulme karşı ses çıkaramayanlara sıra gelmiştir. Kürtler kadar Türklerde bu faşist uygulamalardan nasibini almaktadır. Erdoğan’ın mantıksızlık ölçülerinde teslim olmuş, biat etmiş Türk makbuldür. Gerisi düşmandır, vatan hainidir yada teröristtir. Bütün bu hukuksuzluk ve hırsızlık tek bir amaca hizmet etmektedir. O da, Türkiye’yi bataklığa çevirmektir.

Bu bataklıkta yaşamak istemeyen herkese çok iş düşüyor...