HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli: Otoriter rejim, savaş mantığı ve Kürt düşmanlığıyla devam edilemez. Bu, Türkiye açısından çıkmaz sokaktır.

Bu savaş politikalarından vazgeçin.’Barış Koridoru’ değil, Kürtlerle barışmanın yolunu arayın. Bu çok kolay, çünkü Kürtler her şeye rağmen buna hazır.

ÖZGÜR PAKSOY / MA / AMED

Erdoğan’nın Bahçeli’yi ziyaret etmesini 'savaşın süreceğine dair bir ittifakın iman tazelemesi’ olarak değerlendiren HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli, "Muhalefetin kenara çekilip seyredecek hali yok. Dayattıkları zulme son vermek lazım. Muhalefet bir kenara geçip oturamaz" dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eşbaşkanı Sezai Temelli, Mezopotamya Ajansı’nın (MA) sorularını yanıtladı.

HDP kuruluşundan bu yana ilk kez Merkezi Örgütlenme Konferansı gerçekleştirdi. 40 kentte 7 bölgede toplantılar, çalıştaylar ve konferanslar gerçekleştirildi. Neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuldu? 

 HDP 7 yaşında. 7 yıl önce kurduğumuz politik iklim, partinin o dönemki içinde bulunduğu konjonktürle arasında çok ciddi bir fark var. Bugün Kürt meselesi açısından en dramatik dönemlerin yaşandığı bir süreçteyiz. 7 yıl boyunca tecrübelerimiz, aştığımız sorunlarımız, önümüze koyup başaramadıklarımız var. Örgütlenme konusunu tekrardan ele alıp değerlendirmek için zamanı geldi. 31 Mart seçimlerinden hemen sonra örgütlenme seferberliği çalışmaları altında çalışmalar başlattık. Yeni bir yapılanma dönemidir.

Neler tartışıldı, ne tür çözüm önerileri açığa çıktı?

İlk önce çalıştayla başladık. Bu çalıştayla birlikte sorunların tespit edilmesi, yeni dönem siyasetinin belirginleşmesi, uygun örgütsel yapılanmayı tartıştık. İllerde hazırlık konferansları, sonra 7 bölgede hazırlık konferansları ve nihayet Amed'te 1.Merkezi Örgütlenme Konferansı’mızı gerçekleştirdik. Çok önemli tartışmalar sürdürdük.

Nasıl bir örgütlenme modeli, nasıl bir siyaset?

Türkiye siyasetine müdahale eden bir partiyiz. Seçim sonuçlarıyla alakalı bir durum değil. Türkiye siyasetinin geleceğine dair gündem oluşturan en sağlıklı ve en gerçekçi partidir. Bu, bizim birikimimiz, deneyimimiz, mücadele tarihimiz ile çok yakından ilişkili bir durumdur. Nasıl örgütleniyorsanız öyle siyaset yapıyorsunuzdur. Bunun arasındaki ilişkiyi çok doğru kurmak lazım:

  • Faşizmi yıkacağız, çünkü Türkiye halkları her şeyiyle çoğulcu toplum, faşizm koşullarında yaşayamaz. Bu mücadeleyi ortaklaştırmak, demokratik ittifak zemininde buluşmaları yaratmak ve bu mücadeleyi bütün Türkiye halklarına yaymak ama onun ötesinde Ortadoğu’yu da dikkate almak.
  • Türkiye'yi demokratikleştireceğiz. Dolayısıyla böyle bir siyasi hedef önümüze koyduk. Bu siyasi hedefe uygun stratejiler üretiyoruz. İşte 31 Mart seçimlerinde ürettiğimiz strateji tam da buna dairdi. Keza 23 Haziran seçimlerinde bunu pekiştirmiş olduk. Şimdi demokrasi ittifakı çağrımız ile birlikte bunu bir daha kamuoyu ile paylaşıyoruz.

Bütün bu stratejilerimizin yürütülebilmesi için örgütlenmeye ihtiyacımız var. İşte çalıştaydan yerel konferanslara kadar, bölge konferanslarından merkezi konferansa kadar kendimize çizdiğimiz program ve planlama hattı budur. Türkiye'yi demokratikleştirme, faşizmi yıkma amacımıza uygun örgütsel yapının inşasını gerçekleştiriyoruz. Biz üçüncü yoluz, diyoruz. Hem Ortadoğu halkları için hem Türkiye halkları için hem küresel siyaset için bu denli iddialı bir seçenek ortaya koyuyoruz. O zaman bu seçeneği sırtlayıp götürecek bir örgütsel inşaya da ihtiyacımız var.

Somut adımlar atıldı mı?

Bu inşanın sağlıklı gelişebilmesi, yeni yapılanma döneminde önümüze koyduğumuz hedeflere ulaşabilmemiz için bir kaç önemli adım attık. Her şeyden önce önümüzdeki dönem bu konferans kapsamında ilçe ve il kongrelerimizi yapacağız. İl ve ilçe kongrelerimizle birlikte güçlü kurumsal yapıları açığa çıkaracağız. Fakat alışılabilmişin dışında kurumsal bir meselenin ötesinde, artık ilçe ve il kongrelerimiz sonucunda teşkilatımız halkla bütünleşik yapılar hayata geçirecek. Bunu yapmanın da  en önemli adımı; mahalle teşkilatlarımız bazında yeniden örgütlenmeyi, taban örgütlülüğü dediğimiz meseleyi hayata geçirmektir.

Bu komisyonlar toplumun siyasallaşması, siyasalın toplumsallaşması dediğimiz meseleyle çok özdeş bir adımdır. Mahalle meclislerinin, işyeri meclislerinin hayata geçirilmesi açısından bu komisyonlar ilk adımdır. Bu ilk adımı atmakla kendimizi sorumlu hissediyoruz.

Demokrasi ittifakı zemini oluşturmak, müzakere tabanları için komisyonları hayata geçirmekle yükümlüyüz. Bileşen hukukumuz ile büyüme, tüm toplumsal kesimlere ulaşma konusunda atacağımız adımları da şimdi netleştirmek, birbiriyle uyumlu hale getirme ihtiyacımız da var. Diğer taraftan biz kongre partisiyiz, bu yeni dönemin özelinde yeniden ele alıp güçlendirmek, daha çalışabilir, daha etkin hale dönüştürmek zorundayız.

Partinizin Demokrasi İttifakı çalışmaları ne düzeyde? 2 Temmuz’da gerçekleştirdiğiniz Merkez Yürütme Kurulu toplantısında da temel gündemler arasındaydı. Demokrasi İttifakı, Anayasa İttifakı…

 Topluma öncelikle iki konuda çağrı yaptık. Birincisinde; anayasa zemini yaratalım. 12 Eylül Anayasası’nın ruhu, aklı, kurumları, otoriterliği duruyor. 12 Eylül'den bugüne kadar demokratikleşme sancısı yaşadı. Bir türlü aşamadı. Darbelere, otoriterleşmelere karşı demokrasi mücadelesi büyütülemedi. Bunun önünde en önemli meselelerden biri de Kürt düşmanlığıydı. Kürtlerin dışında kalan toplulukları Kürtlere karşı konsolide eden bir anlayışın anayasasıdır. Faşizm budur. O yüzden bu düşman hukukunu ortadan kaldırmak, Kürt sorununu çözmek, Türkiye'de demokrasi problemini çözmektir.

Demokrasi sorununu çözmek Kürt sorununun çözümünden mi geçiyor?

Türkiye'nin demokrasi problemini çözerseniz, Kürt problemini de çözersiniz. Şimdi bu demokrasi ittifakı dediğimiz meselenin özünde bu yatıyor. Anayasa yapım süreci aslında bu 12 Eylül hukukuna, otoriter rejime bugünkü haliyle de Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine karşı çıkmaktır. Yan yana gelip anayasamızı yapacağız. Anayasayı yapmak için insanları mücadeleye davet ediyoruz. Bu mücadelenin adı, bir yanıyla müzakeredir.

Öcalan üzerindeki tecrit yeniden ağırlaştırıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Adalet Bakanı “tecridin kaldırıldığını” duyurmuşlardı, ancak 18 Haziran’dan sonra görüşmeler yeniden kısıtlandı, neden?

Sayın Öcalan ile 2 Mayıs'ta görüşmeler gerçekleşti, tecrit bitti deniliyor. 2 Mayıs'taki görüşmeyle tecrit bitmedi. Tecrit 20 yıldır sürüyor. Tecride karşı konuştuğunuzda bu 20 yıllık döneme dair konuşacaksınız. Bu ülkeyi tecritten kurtarmak istiyorsanız, her şeyden önce İmralı size en önemli referanstır. Çünkü orada var edilmiş tecrit, bir hukuksuzluğun yeniden üretilmesidir. Eğer bu devlet bir hukuk devleti olsaydı, bu ülkenin eşit yurttaşlık temelinde bir anayasası olsaydı, bugün bir tecrit hukuku olabilir miydi? Olamazdı.

 Bir yandan Federe Kürdistan’ devam eden 'Pençe' operasyonları, diğer yandan Rojava sınırına sevkiyat, 'koridor' ve son olarak Erdoğan'ın tehditleri... Nereye gidiliyor?

Türkiye bu şekilde devam edemez. Otoriter rejim, savaş mantığı ve Kürt düşmanlığıyla devam edemez. Bu, Türkiye açısından çıkmaz sokaktır. Bu sadece Türkiye açısından değil, Ortadoğu açısından da çıkmaz bir yoldur. Bu savaş politikalarından vazgeçin. Gerçek anlamda barışı var etmek istiyorsanız barış koridoru değil Kürtlerle barışmanın yolunu arayın. Bu çok kolay, çünkü Kürtler buna hazır. Her şeye rağmen buna hazır. Geride bıraktığımız 40 yılın bedellerine rağmen bütün yaşanmış acılara rağmen Kürtler barışmaya hazır. Bundan daha elverişli bir siyasi iklim dünyanın hiçbir yerinden olmamıştır, olamaz da zaten.

Bu noktada Sayın Öcalan'ın 'Kürtler Türksüz, Türkler Kürtsüz olamaz' ifadelerini hatırlatmakta fayda var. Bu, bütünleşik sosyolojiyi belki de en doğru okuma hali.  Yani bu meseleyi ortak vatanda demokratik cumhuriyet olarak tanımlamanın bir başka halidir. Bunu iyi anlamak ve bu sosyolojiye uygun siyaseti konuşmak çok kıymetli. O yüzden tecrit kalkmalıdır, o yüzden İmralı'ya sadece avukatları değil, bütün bu meseleleri konuşabilecek herkes gitsin. Basın mı gidecek, gitsin. Bir görüşme mi yapılacak, yapılsın. Çünkü bu tespit, çözüm üreten bir tespittir.

 Yerel seçimlerin yansımaları halen sürüyor. Geçtiğimiz günlerde Erdoğan ve Bahçeli bir araya geldi. Bir seçim yenilgisi var mı?

Var. Yokmuş gibi davranıyorlar ama hem 23 Haziran’da hem de 31 Mart'ta AKP-MHP bloku yenildi. Bu siyaset, toplumsal zeminde meşruiyetini yitirdi. Bu siyasette ısrar daha fazla baskı ve şiddettir. 23 Haziran’da bu iradeyi ortaya koyanlar, bu baskıya, şiddete karşı gelip iradesini güçlü bir şekilde ifade etmeye devam edecektir. İşte 'Demokrasi İttifakı' bu yönde bir çağrıdır.

Cumhurbaşkanı’nın MHP Genel Başkanı’nı ziyareti, savaşın, şiddetin süreceğine dair bir ittifakın iman tazelemesidir. Bu ülkeye dayattıkları zulme son vermek lazım. Her seferinde savaş çığırtkanlığı yaparak her seferinde bomba olacağız patlayacağız demek yerine, bu halkın, bu toplumun sorunlarını çözüm üretmek gerekmektedir. İnsanlar aş istiyor, iş istiyor, barış istiyor.

 DTK ve HDK ile tüm bileşenlerinizin imzasının bulunduğu ortak bir açıklama yaptınız. Demokrasi ve barış çağrınızı bir kez daha yenilediniz. AKP savaş politikalarından vazgeçer mi? CHP bu konuda neler yapmalı?

Demokrasi ve barış konusunda herkes bir şey yapmalı. Türkiye’nin ve Türkiye halklarının artık tahammülü kalmamıştır. Artık bu sarmalın içerisinden çıkma konusunda herkes bir şey yapmalı. AKP-MHP bütün bu sorunların kaynağıdırlar. Sorun yaratmaya devam ediyorlar. Sorundan beslenerek iktidarda kalamaya devam ediyorlar. Buna son vermek de öncelikle onların sorumluluğundadır. İktidar, çevresinde meydana gelen sorunları görmezden gelme lüksüne sahip değildir.

Ortada çok can yakıcı, can alıcı sorunlar vardır. Bunları çözmekle de mükelleftirler. Çözemiyorlarsa da zaten iktidar olamazlar. Bu savaşı körüklemek kabul edilebilir bir durum değildir. Evet, tespit doğru, sorunun kaynağıdırlar ama o sorunun kaynağını bir kere sorundan azade edecek yaklaşım söz konusu değil. Sorumlusunuz, gereğini yapın. Gereği neyse yapın, yapamıyorsanız o makamları boşaltın. Bu sorumluluk gereği bir kere o sevkiyatları durdurun. Bunları durdurabilirsiniz. Çünkü, Rojava’dan Türkiye’ye bir tehdit yok. Tam tersine eğer Kürtler ile barışılırsa sadece Rojava için değil, Suriye için de çözüm üretecek, Türkiye için de çözüm üretecek. Bu kadar çıplak ortada duruyor. Tam tersine Suriye’ye yığınak, Güney'e harekât, hem Kürtlerin kendi iç ilişkilerine müdahalelerle ortalık bir yangın yerine çevrilmeye çalışılıyor.

Burada militarist çözüm yerine politik çözümleri üretmek lazım. İktidar bunu yapmıyor, muhalefetin de kenara çekilip seyredecek hali yok. O yüzden Türkiye’de başta CHP olmak üzere bütün muhalefet partiler, STK’lar, sendikalar, tüm toplumsal muhalefet iktidarı zorlamalıdır. İktidar da toplumdan gelen bu sese kulak vermek zorundandır. Muhalefet bir kenara geçip oturamaz.

 
 

Yeniden örgütlenme atağı

 

HDP'nin 40 il, 7 bölgede düzenlediği yerel konferanslardan sonra 3-4 Ağustos'ta, 600 delegenin katılımı ile gerçekleştirdiği 1. Merkezi Örgütlenme Konferansı'nın sonuç bildirgesi açıklandı.

Bildirgede özetle şunlar yer aldı: "Türkiye, AKP-MHP ortaklığında derin bir siyasi ve iktisadi krizin girdabındadır. İktidar ittifakı, bu çok yönlü krizi savaş, çatışma, işgal, talan ve kölece sömürü sistemini derinleştirerek aşmaya çalışmaktadır. Faşizan baskı ve zor aygıtlarıyla toplumu sindiren; ırkçı milliyetçi bir propagandayla iktidarına rıza üretmeye yönelen; kutuplaştırma ve ayrıştırmayla tüm toplumsal muhalefeti hedef alan bu rejimi demokratik mücadele ve dirençle aşacak ve toplumu eşitlik, özgürlük, adalet ve barışla buluşturacağız.

Örgütsel eksikliği gidermek

Direnişimizi büyütürken örgütsel eksikliklerimizi de gidereceğiz. Demokrasiyi ve barışı mahallelerden, işyerlerinden, sokaklardan ve tüm yaşam alanlarından kurma kararlılığındayız. Bu anlayışımızla, toplumun her kesiminin demokratik, sosyal ve ekolojik taleplerini ortak mücadele konusu yapacağız.

Emekçilerin ve yoksulların sırtına yüklenmeye çalışılan ekonomik krizin sonuçlarına karşı emeğin haklarını; yoksullaştırma karşısında dayanışmayı ve haklarımızı savunmayı savaş-işgal ve çatışma siyaseti karşısında barışı savunacağız.

Erkek egemen ve kadın düşmanı ideolojik ve fiziki saldırıya, kadın özgürlük mücadelesinin bizlere kazandırdığı ilkelerimizi koruyarak ve geliştirerek cevap vereceğiz.

Doğanın tahrip edilmesi ve talanı karşısında tüm canlıların yaşam hakkını savunarak mücadele edeceğiz.

Demokrasi ittifakı

Demokrasi ittifakını tüm demokrasi güçleriyle birlikte gerçekleştireceğiz. HDP ve HDK’ye, bileşenlerine, kurumlarına ve ittifaklarına düşen görev, muhalefet güçlerinin özgüvenini büyütmek ve tepkilerini eyleme dönüştüren halk kesimlerini demokratik siyasetin öznelerine dönüştürecek mücadele ve örgütlenme hattını geliştirmektir. Bu bağlamda da siyaseti bir merkezi faaliyet olmaktan çıkartarak yerelleştirmek, halkla buluşturmak ve demokratikleştirmek hedefiyle, 'Halk için, halk içinde ve halkla birlikte' siyaset yapma ilkemizi büyük bir kararlılıkla hayata geçireceğiz.

Halkın söz ve karar hakkını özgürce kullanacağı yerel meclislerin kurulmasına, geliştirilmesine ve etkinleştirilmesine yönelik olarak parti örgütümüzün ve kadrolarımızın eksikliklerini örgütlenme-mücadele-eğitim süreçleriyle giderecek, il-ilçe kongrelerimizi bu dinamik sürecin sonuçları ile gerçekleştireceğiz.

Üçüncü yol

Demokrasinin, barışın, adaletin, özgürlüğün ve insanca yaşamın kurulması ve kazanılması için, toplumu sıkıştıran kutupların dışında olan bir yoldur. ‘Ya bir yol bulacağız ya da bir yol açacağız’ düsturuyla mücadele edenlerin yoludur. Şimdi bu yolun taşlarını döşediğimiz yeni bir sürecin başındayız. Bu süreç politik kararlılık, örgütsel yenilenme, dinamik bir kadro siyaseti, genişleyen ittifaklar ve mutlaka dişe diş bir mücadele ile kurulacaktır.

Kadın mücadelesi

Yeni dönemin örgütlenme atağında, toplumun yerelden ve yerinden demokratik örgütlenmesinin hayat bulmasının biricik yolu, kadınları hem parti içinde hem de toplumsal hayatta örgütlü kılmaktır. Başta eşbaşkanlık sistemimiz olmak üzere, eşit temsil ve kadınların parti hayatına etkin katılımı için erkek egemenliğine karşı kararlılıkla mücadele edeceğiz.

Engellilerin örgütlenmesi

Nüfusun yüzde 12’sini oluşturan engelli yurttaşlarımızın toplumsal ve siyasal hayata katılımı, hak ve özgürlüklerinin korunması, geliştirilmesi ve örgütlü hale getirilmesi için mücadele edeceğiz. Engellilikle ilgili farkındalığın parti içi hayatta da geliştirilmesi, eğitim başta olmak üzere tüm komisyonlarımızın çalışmalarının bu konuyu içerecek şekilde gözden geçirilmesi için adımlar atacağız.

Gençlik meclislerine katkı

Konferansımız, gençlik mücadelesinin parti hayatında ve toplum içinde daha etkili olması için, olanaklarını önemiyle orantılı biçimde kullanmaya bir kez daha vurgu yapmıştır.