Evet çima (niye) ekoloji? Niye bu gezegenimizdeki insan topluluklarına ekolojik açıdan da bakmamız gerektiği konusunda bundan sonra bu köşede yazmaya çalışacağız. Bunu da Mezopotamya, Anadolu ve dünyanın her yerinde yürütülen ekolojik (çevreci veya sosyal da denilir) mücadelelerden esinlenerek konulara değineceğiz, tabi teorik boyut ile sınırlı kalmayacağız.
Herşeyden önce son yıllarda gittikçe kullanımı bizim ve diğer toplumlarda artan ‘ekoloji’ terimini açıklamakta fayda var. Ekoloji terimi Yunancadan gelir ve ‘oikos’ (ev, bütçe) ve ‘logos’ (öğretim) kelimelerin birleşimini ifade eder. İlk bilimsel kullanımı Alman biolog Ernst Haeckel tarafından 1866 yılında söz konusu olur. Genel anlamda ekoloji, doğadaki canlıların (insan, hayvan, bitki) birbiriyle ve cansız çevreleriyle (toprak, hava, su, iklim) inceleyen bilim dalı olarak tanımlanır. Biolojinin dalı olarak sınıflandırılan ekolojiyle beraber ‘ekosistem’ kelimesi de sıkça duyulmaktadır. Ekosistem birbiriyle sürekli etkileşim içinde olan canlıların, cansız çevreleriyle olan ilişkilerin şekillendiği bir coğrafik bölgedeki ekolojik sistemi kasteder. Bu bir nehir, orman, sulak alan, göl, çöl, yüksek dağ, körfez olabilir.
20. yüzyılın 70’lı yıllarından sonra yaygınca ekoloji terimi kullanılmaya başlanır ve 90’lı yıllarda çoğu toplumlarda genişçe bilinir. Başta endüstriyel devletlerde olmak üzere her coğrafyada çevrenin kirlenmesiyle, yanı hava, su, toprak ve iklimin sistematik şekilde zarar görmesiyle ortaya çıkan toplumsal bilinç ve ona dayanan eleştiri ve protestolar bunun altında yatan nedendir. Yürütülen ekolojik-sosyal mücadeleler ve bilimsel araştırmalar sonucu ortaya çıkarılan ekolojik bilgi ve bilinç, toplumsal ve felsefik alanlara taşınmasıyla siyasi, ekonomik, sosyal ve felsefik tartışmalar son yıllarda yeni pencereden yürütülmektedir. Dünyadaki egemen endüstriyel ve tarımsal üretim, tüketim, doğadaki maddelerin (buna sıkça ‘kaynaklar’ denilmektedir) sömürüsü, demokratik katılımcılığın eksikliği, yoksulluk ve güneyli-yoksul ülkelerin (kalkınmakta ülkeler olarak tanımlanan) sömürüsü bu eleştirilerin odağındadır.
Yukarda belirtilenleri şöyle de açıklayabiliriz: Kısa süre öncesi veya halen bir çok yerde bugüne kadar, toplumsal ilişki ve olaylara sosyal, ekonomik, cinsiyetçi ve/veya kültürel (dinsel, etnik) açıdan bakışlara ekoloji ile yeni ve çok gerekli bir boyut eklendi. Bunun nedeni, gezegenimizde yoğunluk kazanan ekosistem/doğa yıkımı ve iklim değişikliğin getirdiği ağır sonuçlardır. Tatlı su kaynakların yok edilip kirletilmesi, toprağın zehirlenmesi, havanın kirletilmesi, ormanların kesilmesi, bitki örtüsünün kaybolması, hayvanların kaybolması, nükleer faciaların zararları, petrolün denize kazalar sonucu akıtılması, endüstriyel üretimin sağlık üzerindeki olumsuz etkileri ile kuraklıkların artması, aşırı yağışların yaygınlaşması, deniz seviyenin yükselmesi gibi sonuçlar, toplumlar ve doğamız üzerindeki etkileri o kadar kapsamlı ki bugüne kadarki yaklaşımlarımız çok yetersiz kalmaktadır. Ekolojik yaklaşımı çiddi bir biçimde dahil etmeyen oluşumlar çağımızın sorun ve çelişkilerine cevap olamamaktadır. Olamadıkça zamanla – hemen olmasa da – kaybolup olmaya mahkumdur.
Özet olarak, ekolojik olmak demek yaşamı daha da bütünlüklü algılamak ve kendimizi doğanın parçası olarak görüp, yaşamı yeniden köklü düzenlemek anlamına gelmektedir. Bunun ilk ve acil koşulu, doğayı, ekosistemleri, havayı, suları, toprağı ve toprağın altını, ormanları, dağları, denizleri vahşice ve kar amaçlı sömürmemektir.
Çima ekoloji?