Selim FERAT Selimferat@web.de Milattan 170 yıl sonra Romalılar tarafından inşa edilen, bügünün Trier kentinde bulunan Porta Nigra şehir kapısının, 100 metre ötesindeyiz. Seçkin şahsiyetlerden oluşan birkaç yüz davetli, Karl Marks’ın 4,4 metre yüksekliğindeki heykelini gözlerden ırak tutan kızıl örtünün indirilmesini bekliyor. Alana alınan yüzlerce gazeteci dışında, kimse yaklaştırılmıyor. Örtüsüz, Karl Marks’ın heykeli, 2,3 ton ağırlığında kahverengi Bronz’dan yapılmış. İlk intibam, sanki Marks (Marx), bir adım daha atsa, aramıza katılıp, oturacakmış hissi veriyor. Cansız bir Bronz siluetin, bazı canlılardan daha canlı durduğunu hatırlatan, bu kadar canlı bir örnek hatırlamıyorum. Devasa bir adım atan, Marks, sol elinde bir kitapla yürüyüşte gibi. Paltosu, Gogol’un Paltosu’nu değil, daha çok yunan feylezoflarının giydiği türden. Vakur ve emin adımlarla yürüyen bu adamın bıraktığı mirasın, dünyayı bir kez daha yeniden sarsacağından tereddüt etmiyorum… Resmi konuşmaları geçiyorum. 8 bin kilometre yol katettikten sonra, Çin’den buraya ulaşan Karl Marks’ın heykelinin emektarı Wu Weishan’ın konuşmasını bekliyorum: “O dinci bir idol değil; yanı sıra bizimle yürüyen, etten ve kemikten, bizden biriydi. Taşıdığı kitap, insanlığın kendisini geliştireceğini sembolize ediyor.” Heykel, Çin Halk Cumhuriyeti’nin hibesi. Traji komik olsada, Heykeltraş Weishan, Karl Marks’ı, Trier’de kaldırımlarda yürüyecek kadar hareketli ve severek yapmış. Bir yerde, yeniden canlanan, kapitalizmin kalbine oturtulan, bir “Komünizm hayaleti” gibi! Trier, Karl Marks’ın 200 yıl önce 5 Mayıs günü gece saat 02’de dünyaya gözlerini açtığı; Karl Marks’ın 183 yıl önce ayrıldığı kent. 5 Mayıs 2018’de Trier’de Karl Marks’ın doğduğu ev, Karl Marks Müzesi’ne dönüştürüldü. Evin mülkiyeti, SPD’ye ait. Müze’nin ev sahipliğini Friedrich Ebert Vakfı yapıyor. Karl Marks’n, Londra‘da Kapital’i yazdığı çalışma odasına oturduğu koltuk, ailesini rızasıyla bu müzeye yerleştirilmiş. Trier Dom Kilisesi’ne 500 metre, yakinen 1700 yıl önce inşa edilen, 19’uncu yüzyılın ikinci yarısından sonra Protestan Kilisesi’ne dönüştürülen Basilika’dan 700 metre uzakta bulunan ve 5 Mayıs’da ilk kez ziyaretçilere açılan “Bir yaşamın istasyonları“ sergisi, Karl Marks’ın yaşamındaki duraklarını canlandırıyor ve bu sergi Alman Cumhurbaşkanı Steinmayer’in himayesinde. Trier şehir idaresi, bu heykelin kente getirilmesine bir türlü rıza göstermemiş. Sonra, sosyal demokratça bir yol bulmuşlar: Marks, O’nun adına yapılanlardan sorumlu değilmiş. Marks, “bildiğim tek şey Marksist olmadığımdır” demiş ya! Sonradan razı olmuşlar… Steinmeier’in düşüce dünyasını “mutlak hırs”la tarif ettiği Karl Marks’ı, “büyük Alman düşünürü“ tanımlamasıyla takdir etmesi, tarihe bilim ve düşünce zoruyla damgasını vuran büyük bir düşünürün, kimden gelirse gelsin, hakettiği bir övgü ve komünizmi entegre etmek için rafine bir aygıt olarak işleyen sosyal demokrat ideoloji için de, tarihi bir fırsat. Karl Marks’ın yaşamının geçtiği durakları resimleyen, bu istasyonlarla ilgili genel bilgiler veren sergide, Friedrich Ebert’in bıraktığı mirasın çerçevesinin açılmamasına özenle dikkat edilmiş. Sergide, hümanist Karl Marks revaçta. Köln’den sonra, geçtiği özellikle Brüksel ve Paris’te dönemin devrimci düşünürlerinin örgütlenmesine öncülük eden, 1. Enternasyonalin öncü kurucularından, Komünist Manifesto’yla, 170 yıl buyunca dünyadaki ezilenlerin klavuzu haline gelen Marks ve Engels, serginin dipnotlarına hapsedilmiş. Sergide hakim olan tablo, sefalet ve burjuva yaşamı arasındaki farkın resimlenmesi. Sergide, kendisiyle yapılan son röportajlardan birinde, “nasıl?“ sorusuna, uzun bir sessizlikten sonra, “Mücadele“ diyen Karl Marks’ı aradım; nafile.