Kadınların erkeklerle aynı eğitimi alması ve birçok iş alanında birlikte çalışması, eşit koşullarla sahip oldukları anlamına gelmiyor. Kadınların kayıtdışı ve sigortasız çalıştırılmaları, erkeklerden zor koşullarda çalıştırılmalarına rağmen düşük ücret almaları ve çocuk bakımı gibi hizmetlerin yetersizliği gibi sorunlar devam ediyor. Bu sorunlar, kadınların iş yaşamına katılımının düşük olmasına neden oluyor.


'Annesin, evde otur!'

Avrupa ülkelerinde her iki kadından biri işsizken, Türkiye ve Kürdistan'da ise her üç kadından ikisi işsiz. Yasal düzenlemelerin yetersizliğinden ötürü ayrımcı uygulamalara maruz kalan kadınlar, bunun yanı sıra, geleneksel yapı ve bazı toplumsal değer yargıları yüzünden kadınlara sadece aile içi işler uygun görülüyor. Bu değer yargıları, kadının yalnızca anne olduğunu ve yerinin ev olduğunu söylüyor.
Tüm bu konuları, devletin ve toplumun kadın emeğine bakışı konusunda çalışmalar yapan Dr. Umut Erel'le konuştuk. Erel, İngiltere'deki Open Üniversitesi'nin Sosyoloji Bölümü'nde çalışmalarını sürdüren bir akademisyen.

'Eşitlikler Kanunu önemli  ama yetersiz'

Erel'e göre, son kırk yılda İngiltere'de, iş hayatında cinsiyet eşitliği bakımından çok ciddi yol katedildi. Ülkede 1975 yılında yürürlüğe giren ve günümüzde "Eşitlikler Kanunu" olarak anılan yasal düzenlemelerin iş hayatındaki cinsiyet eşitliği açısından önemli olduğunu vurgulayan Erel, sözlerini şöyle sürdürdü: "Eşit iş derken ne kast ediliyor? Hepimiz biliyoruz ki, çoğu zaman kadınların yetenekleri göz ardı ediliyor ya da erkeklerin yeteneklerine göre kadınların yetenekleri daha az değer görüyor. Bu durum da erkeklere daha fazla ücret ödenmesine neden oluyor. Bunun savunusunu ise erkeklerle kadınlar arasında performans farkı olduğunu söyleyerek yapıyorlar."

'Örtülü ayrımcılık sürüyor'

Yasal düzenlemelerin önemli olduğunu belirten Erel, "Ancak cinsiyet eşitliğini yaratmak için tek başına kanunlar yeterli değildir. Kültürde de bazı değişikliklere ihtiyacımız var" dedi.
Kadınların son yıllarda özgüven kazandığına da vurgu yapan Erel, şunları söyledi: "Hem toplumsal alanda hem de iş alanında cinsiyetçi yaklaşımlar, daha az tolere ediliyor. Ama örtülü ve yapısal ayrımcılıklar halen devam ediyor. Örneğin, kadınların çocuk sahibi olduklarında işleri konusunda daha az istekli olacakları düşünülüyor. Bu bağlamda da kültürel anlamda büyük değişikliklere ihtiyacımız var."
Kadınların iş yaşamında cinsel obje olarak değerlendirilmesine de değinen Erel, "Cinsel tacize yönelik hassasiyet bakımından büyük bir ilerleme kaydedildi. Yine aynı şekilde kadınların dış görünüşlerine dair yorum ve şakalar daha az kabul görmeye başlandı. Ancak halen birçok işyerinde bu tarz ifadeler günlük hayatın bir parçası ve masum şakalar olarak algılanıyor" diye belirtti.

'Kadınlar yüzde 15 düşük kazanıyor'

Erel, kadınların iş yaşamında yaşadığı en büyük problemin cinsiyetçi ücret eşitsizliği olduğunu vurguladı. İşçi Sendikası Meclisi'nin (TUC) raporuna göre İngiltere'de kadınların erkeklerden yüzde on beş daha az ücret aldığına dikkat çeken Erel, şöyle devam etti: "Bu miktar, senede 5 bin Sterlin demek oluyor. Bazı işyerlerinde bu cinsiyet ayrımı daha da fazla. Örneğin profesyonel sağlık sektöründe yüzde otuz bir civarında. Bu oran, yarı zamanlı çalışan işçiler arasında daha da yüksek. Ayrıca, kamu alanında ortalama ücret farkı yüzde on beşken, özel sektörde bu oran yüzde yirmiye çıkıyor. Şimdilerde ise kemer sıkma önlemleri nedeniyle birçok kadın kamu alanındaki işini kaybediyor ve özel sektörde çalışmak zorunda kalıyor."

'Annelik cezası gibi!'

Kadınların özellikle anne olmaları sonrasında ayrımcılıkla daha çok yüz yüze geldiğine dikkat çeken Erel, "Bu bir nevi annelik cezası gibi. Anne olunca kadınlar daha az ücret alıyor" dedi.
Hamile kadınlara yönelik sistematik bir ayrımcılığın da yaşandığını belirten Erel, şu bilgileri verdi: "2005'te Eşit Fırsatlar Komisyonu'nun yaptığı araştırmaya göre hamile kadınların yarısı, çalıştıkları iş yerlerinde farklı şekillerde ayrımcılığa uğruyor. Her yıl 30 bin kadın işinden oluyor. Hamile kadınların yüzde sekize yakını çalıştıkları işlerde ya tacize uğruyor ya da işlerinden çıkarılıyor."

'Şirketler yıllık rapor yazmalı'
İşyerlerinde yaşanan cinsiyet ayrımının sadece yasalarla giderilemeyeceğini vurgulayan Erel, son olarak şunları söyledi: "Cinsiyet eşitliğinin normal görüldüğü, cinsiyet ayrımcılığının kabul edilmediği bir kültür değişikliğine ihtiyacımız var. Şirketlerin her sene cinsiyetlere göre yaptıkları ödemeleri listelemeleri ve cins ayrımını engellemek için aldıkları önlemleri rapor etmeleri yasalarla mecburi hale getirilmeli. Ayrıca, ebeveynlerin daha esnek saatlerde ve daha kaliteli koşullarda çalışmalarını sağlamak gerekiyor. Bunun için de uygun fiyata kamusal çocuk bakımı yapacak yerlere ihtiyacımız var."


ÖZLEM GALİP/LONDRA