Cinsel şiddet, hem kanunlar önünde, hem toplum önünde suçtur. Cinsel şiddete sadece bir yabancı tarafından maruz kalınmaz. Her ne kadar az gündeme gelse de, aile içi cinsel şiddet de kadınların en çok maruz kaldığı bir cinsel istismar örneğidir. Konu hakkında bazı uzmanlar görüş belirtti. Bunlardan, Cinsel Şiddete Karış Kadın Platformu aktivisti Zehra Tosun, günümüzde dünyada en çok yaşanan cinsel şiddet türünün aile içi cinsel şiddet olduğunu belirtiyor. Tosun, kadına, eşi cinsel ilişki kurmak istediğinde bunu yapmak zorunda olduğunu düşündüğü için yerine getirdiğini belirtiyor. Tosun ayrıca, Kürt kentlerinde cinsel şiddetin daha yaygın olduğu düşünülmesine rağmen, 2009 yılında yapılan bir araştırmaya göre Karadeniz Bölgesi’nde çok daha fazla cinsel istismar olayının yaşandığını söylüyor.
Tecavüzün ilk etkisi
"Tecavüzün kadın üzerindeki ilk temel etkisi, korku, utanç ve suçluluk duygularıdır" diyen Tosun, bunun toplumun 'Kadın tecavüze uğruyorsa, kesin bir şey yapmıştır' algısından kaynaklandığını, halbuki bunun kadının kişiliği ile alakalı olmadığını, bu duygunun kadınların harekete geçmesinin önünde bir engel olduğunu kaydetti. Zehra Tosun, bu önemli sorunların çözümü için kadın örgütlülüğünün önemine işaret ederek, toplumdaki kadını suçlayıcı yanlış algıların sadece erkeklerde değil, kadınlarda da olduğuna değindi.
Devlet kurumlarının muamelesi
Kadının tecavüz olayından sonraki süreci, olayın tecavüz olduğuna karar verme ve harekete geçme olarak iki aşamalı yaşadığını ifade eden Toplumsal Dayanışma İçin Psikologlar Derneği (TODAP) üyesi Hilal Eyüpoğlu da, bundan sonraki sürecin birçok şeyi karşısına almayı gerektiren bir süreç olduğundan dolayı zorlu olduğuna dikkat çekti. Kadının, hukuki süreç boyunca içinde bulunduğu psikoloji üzerinde duran Hilal, "Bu süreçte, kadının devlet kurumlarında maruz kaldığı muamele, soru şekilleri, kadına yaklaşım biçimleri de kadının hayatını, ruhsal durumunu o kadar zorlaştırıyor ki, mağdurlar haklarını aramaktan vazgeçebiliyor. Burada kadın dayanışması önemli"şeklinde konuştu.
'Sorun erkekte değil, erkeklikte'
"Bir yandan cinsel şiddetin ne olduğunu konuşurken, ne olmadığını da konuşmak gerekiyor" diyen TODAP üyesi Aylin Ülkümen ise, cinsel şiddet davranışlarının erkeğin bireysel yönünden, kişiliğinden, karakterinden, bireysel patolojik durumundan kaynaklandığını düşünmenin yanlış olduğunu belirtiyor. Ülkümen,"Bu durumlar toplumsal yapıdan kaynaklanıyor. Asıl sorun erkeğin kendisi değil, erkekliğin kendisidir" diyor.
Cinsel Şiddete Karşı Kadın Platformu ve TODAP üyesi Özlem Çolak da, cinsel üzerine yapacakları çalışmalara sadece meslek gruplarını değil, feminist gruplarını, konunun asıl öznesi olan ve kadınları da dahil edeceklerini ifade ediyor. Cinsel şiddetle mücadele konusunda devletin üzerine düşen görevi yapmadığına da dikkat çeken Çolak, cinsel şiddete maruz kalmış bireylere önyargılı yaklaşımların da olduğunu belirtiyor.Fiziksel ve cinsel şiddet arasındaki farklara da değinen Çolak, "Bir kişi kadın danışma merkezlerine ya da sığınma evlerine başvurduğunda, maruz kaldıkları fiziksel şiddetten bahsediyorlar. Ama cinsel şiddetten hala bahsedemiyorlar" diyerek cinsel şiddeti, konuşulabilir ve görülür kılmanın, şiddete maruz kalan kişinin utancı, suçu, hatası olmaktan çıkarıp, yapana yüklemenin, mücadele alanı açacağına işaret ediyor. Son olarak da, cinsel şiddetin toplumsal sorun olduğunu düşündüklerini belirten TODAP üyesi Fatma Tanış ise, cinsel şiddetle mücadele noktasında patolojik durumları tedavi etmekten ziyade, kadınların dayanışma içerisinde olarak bir başarı elde edebilecekleri kaydetti.
JINHA/ANKARA