Devlet çıkarttığı paketler ve güya reformcuklarla halkların açığa çıkardığı devrimsel kazanımların üstünü kapatmaya çalıştı. Zaten fiiliyatta dilini konuşan (muazzam baskı ve zor karşısında verilen direnişler sonucunda) bir halka üç harfi artık kullanabilme hakkını tanıdığını sanıyor. Bunun gibi birçok kazanımın asıl ön açıcısı olarak kendini göstermeye çalışıyor. Hem haklarını gasp edip hem de bedel ödenerek kazanılan hakları adeta hırsızlayarak kendi demokratik yaklaşımı olarak gösteriyor. Neredeyse asıl direnen benim demediği kaldı. Nitekim insanlar bu hükümetin döneminde hala düşüncelerinden dolayı, dilleriyle kendilerini ifade ettikleri ve en temel insani haklarını kullanmak istedikleri için içerideler. Yine çözüm sürecinde yapıcı bir rolü olduğunu ise adeta halklarla dalga geçercesine seçilmişlerin eliyle, Ortadoğu’ya barış palavralarıyla tezkere üstüne tezkere çıkararak ispatlamaya çalışıyor.
Ne hikmetse toplumsal yapının içerisinde bulunduğu kaos, kendini sürekli ahlaki-dini yapı üzerinden ifadeye kavuşturan AKP’nin söylemleri ile hiç de örtüşmemektedir. Kadınlar sokak ortasında dövülerek, onlarca bıçak darbeleriyle katlediliyor, tecavüz normalleştirilmiş, taciz zaten bin bir türlü kılıfla, kadının kendine bir türlü veremediği örtük çeki düzenle açıklanmaktan öteye gitmiyor. Neredeyse gerçek, doğru olarak kabullendirilmeye çalışılıyor. Oysaki bu hükümet yasa değişiklikleriyle baş döndüren bir özelliğe sahip. Bu memleketin gençliğini hiç düşünmeden başka halklarla karşı karşıya getirebilecek kadar fütursuzca yasalar çıkarabiliyor. Ama toplumun ana yasal düzenlemeler hususundaki istemlerini görme gereğini dahi göstermiyor.
Bir bütünen yaşanan kaos ve savaş ortamı erkek egemen zihniyetinin yaratmış olduğu sonuçlardır. Erkek egemen aklın rengi savaştan başka bir seçenek tanımıyor. Toplumsal cinsiyetçi, ayrılıkçı, iktidarcı, güce dayanan politikaların açığa çıkardığı; sömürü, talan, katliam, soykırım olmuştur. Tam da bu noktadan hareketle demokratik kurtuluş/çözüm sürecinde kadının ve gençliğin renginin hala baskın olmamasının yarattığı sonuçlar olarak da ele alınmalı bu süreç.
En büyük asilik cinsiyetçi politikaların karşısında durmak ve cinsiyet özgürlükçü bir toplumu savunmaktır. Yani kendini tanıyan ve gerçekliğinin hakikatinin bilinciyle bütünleşen bireyler hiçbir sorunsallığın karşısında duyarsız ve kayıtsız kalamazlar. İktidar cinsiyetçi politikalarla zaten toplumu içten fethetmeye çalışmış ve bölmüştür.
Bu süreç kadınların öncülüğünde ve yine kadın sorununu da kapsayan çözüm önerileriyle ancak gelişebilir. Savaşlardan, katliamlardan en çok eli-yüreği yanan, hatta hiçselleştirilmeye çalışılan, bir sömürge gibi yaklaşılan kadınlar, bu sürecin önemini ve ruhunu en iyi anlayacak olanlardır. Kendi yaratıcılıklarını toplumsallaşmanın başlangıcındaki rollerinden feyiz alarak bu sürecin ilerlemesi noktasında sistem inşasının ilk girişimcisi olabilmelidirler. Erkek egemen zihniyetinin karşısında durmanın tek yolu cinsiyet özgürlükçü bir ideoloji ile geliştirilen sürecin kurucu öznesi durumuna gelmektir. Demokratik çözüm süreci en çok da kadınlar için bir şans, bir olanaktır.
Nihayetinde ne aramızdaki kavga bir sırdır ne de çözümü bir sırdır. Çözüm ise; anlamak, mücadele etmek, örgütlenmek ve kendi sistemini inşa etmekten geçmektedir.
Cinsiyetçi politikalarla barışa soyunan AKP