
Türk Tabipleri Birliği Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu’nun 2008’de yayımladığı, „Türkiye’de Toplumsal Cinsiyet, Kadın ve Sağlık“ başlıklı raporuna göre, kadınların sağlık durumu ele alınırken; hastalık ve sakatlık yönünden olduğu kadar, ruhsal ve sosyal yönden de tam bir iyilik halinin olup olmamasının incelenmesi gerektiği belirtiliyor. Kadın sağlığının da biyolojik etkenlerin yanında, sosyal ve siyasal süreçlerden etkilendiğinin belirtildiği rapora göre, kadın sağlığını üreme sağlığı ile bir tutan anlayış yerine, toplumsal cinsiyet kavramını da içine alan yeni yaklaşımlar, kadın sağlığının başlıklarını değiştiriyor.
Raporda kadın sağlığının ana başlıkları; erken evlilikler ve ergen gebelikler, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, kadın kanserleri, yaşlanan kadının sağlığı, sigara, madde bağımlığı ve kadın, kadının ruh sağlığı, kronik hastalıklar, beslenme, acil bakım, sağlık bakımına ulaşım ve kadın, anne ve yeni doğan bebek ölümleri, cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklı sağlık sorunları; kadına yönelik şiddet, cinsel taciz ve tecavüz, namus cinayetleri vb. olarak sıralanıyor.
Rapora göre, kadınların sağlık hizmetlerinden yararlanmasını etkileyen eğitim düzeyi veya sosyal olanakların kullanılmasında belirleyici olan „toplumsal cinsiyet ayrımcılığı“ da „sağlık“ kavramı içerisinde incelenmesi gereken bir konu.
Marmara Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Sibel Kalaça ile Türkiye’de kadın sağlığını konuştuk. Sorularımızı yanıtlayan Kalaça, aynı zamanda Türk Tabipleri Birliği Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu’nda çalışmalar yürütüyor.
Kadın sağlığı tanımında ne değişti?
Yakın zamana kadar kadın sağlığı denilince, kadının doğurganlığı üzerinden bir tarif vardı ve sadece kadının doğurganlığı ile ilgili sağlık sorunları anlaşılmaktaydı. Üreme sağlığı, hem erkekleri hem de her yaştan insanı ilgilendiren bir konu. Ancak üreme sağlığı açısından hastalığın bıraktığı yüke bakarsak, kadınlar öncelikli. Kadınlara, özel bir risk grubu olarak dikkat edilmesi gerekiyor. Bunun önemi geçmiş değil, ama kadın sağlığı denilince sadece kadının doğurganlığıyla ilgili tarafına odaklanmak doğru bir yaklaşım değil.
1994 Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı’nda da önerildiği gibi; dünyada ve Türkiye’de kadın sağlığı denilince daha kapsamlı bir bakıştan söz ediyoruz artık.
Kadın sağlığına „bütüncül“ yaklaşım ve üreme sağlığı hizmetlerinin Temel Sağlık Hizmetleri içerisinde değerlendirilip, kadın sağlığında, kadın hayatının evreleri dikkate alınarak, çocukluk, doğurganlık dönemi, menopoz-menopoz sonrası dönem ve yaşlılık dönemine kadar uzanan bir bütünlük içerisinde, mevcut ve potansiyel sağlık sorunlarının ele alınması söz konusu.
Kadın sağlığına bütüncül yaklaşım, yalnızca kadınların sağlık sorunlarını mı kapsıyor?
Bireyin eğitim durumu, sosyo-ekonomik durumu, barınma, beslenme vb. koşulları sağlığını da belirleyen faktörler. Kadının eğitimine, çalışma durumuna, statüsüne, toplumdaki yerine bakmadan kadın sağlığı hakkında sağlıklı bir değerlendirme yapamayız. Artık kadın sağlığının da bu verilerle birlikte değerlendirildiğini söyleyebiliriz.
Türkiye’de kadın sağlığı konusunda nasıl bir tabloyla karşı karşıyayız?
Türkiye’de Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü tarafından 5 yılda bir yapılan Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması (TNSA) var. 1960’lardan beri yapılıyor bu araştırma. En son 2008 yılında yapılan araştırma sonuçlarına göre, genel olarak sağlığı etkileyen faktörlere baktığımızda, eğitimin ilk sırada yer aldığını görüyoruz. Bunu bölgeler arası Doğu-Batı ve zengin-yoksul olarak incelediğimiz zaman ise çok ciddi farklar olduğunu görebiliyoruz. Kadın sağlığı için ise bu farklara cinsiyetler arası bir fark daha ekleniyor. Yani kadınlar okuyamama, yoksulluk ve Doğu’da olmalarının da eklenmesiyle katmerli olarak dezavantajlı durumdalar.
Örneğin, 15-49 yaş arası kadınların yüzde 10’u hiç okuyamaz durumda. Bölgeler arası bakarsak; okuyamama oranı Batı’da yüzde 5.7, Doğu’da ise 37.2; zengin-yoksul olarak incelediğimizde ise zengin kadınların yüzde 1’i hiç okuyamazken, yoksul kadınlarda bu oran yüzde 35.
Kadınların yaşadığı sağlık sorunları neler?
Türkiye’de kadın sağlığı sorunlarına baktığımızda, daha doğumda erkek çocuğun tercih edilmesinin yaygınlığından başlayan, ergenlik döneminde, özellikle kırsal alanda ve Doğu’da erken evlilik ve erken gebeliği ile bunun yarattığı sorunlarla karşılaşmaktayız. Doğurganlık döneminde kadınlar arasında riskli gebeliklerin yaygın olmasından, aşırı doğurganlık ve bunun yarattığı sağlık sorunlarına, menopoz-menopoz sonrası dönemde ve yaşlılık döneminde ise kadınların neredeyse yok sayıldığı bir sorunlar yumağı ile karşı karşıyayız.
Kadın sağlığında üreme sağlığı ile ilgili yüklerin tümü kadında toplanıyor. Burada ‘yük’; ölümleri ve hastalıkları ifade etmekte. Gebelikte yaşanan sorunlar, kanamalar, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, ölümler veya bir takım sakatlıklarla kadınlar karşılaşıyor. Kadına yönelik şiddettin yarattığı sağlık sorunları ve ölümler. Ruh sağlığı sorunları ve depresyon ile son zamanlarda özellikle dikkat çeken şişmanlık ve beraberinde getirdiği diyabet ve kardiyovasküler hastalıklar ile kemik erimesi, kireçlenme gibi hastalıklar.
Sağlık hizmetlerinden faydalanma konusunda durum nedir?
Sağlık hizmetlerinin türüne bağlı olarak değişkenlik göstermekle beraber, genel olarak kadınların eğitim durumu, hizmetlerin alınmasında belirleyici öneme sahip. Örneğin; hiç okuyamayan bir kadın bu hizmetleri talep edemez, nereye gideceğini bilemez, tabela okuyamaz vs. tamamen birisinin yardımına, desteğine muhtaçtır.
Bu noktada anadil yasağının sağlık hizmetlerinin alımında bir engel olduğunu söylememiz gerekiyor...
Tabii bu çok önemli bir sorun. İnsan kendi dilini konuşamadığı zaman kendini ifade edemez, sorununu anlatamaz, karşısındakini anlayamaz. Bu da sağlık hizmetleri bakımından geri bırakan, hizmetleri almayı engelleyen çok önemli bir sorun. Şu an konuşuyor olmamız önemli, keşke daha önce konuşuyor olsaydık. Ama tabii konuşmaktan ötesini yapmamız lazım. Bugün tıp eğitimi için bu durumun en azından bir sorun olarak görülmeye başlandığını, iletişim derslerinde işlendiğini söyleyebilirim. Yine kadınlar açısından bu durum daha katmerli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.
Genel sağlık hizmetleri içinde kadın sağlığına özel olarak ayrılmış bir fon var mı?
Sağlık Bakanlığı bünyesinde Aile Çocuk Planlaması Genel Müdürlüğü ve Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü birimleri var. Kadının statüsü kadının sağlığını çok belirleyen bir faktör. Buralara yapılan önemli harcamalar var ve bu konularda önemli çalışmalar yapılıyor.
Aile Çocuk Planlaması Genel Müdürlüğü ise kadının doğurganlığı ile ilgili, doğum öncesi bakım, gebelik, doğum sonrası bakım, bebeğin bakımı, anne sağlığı konularında hizmet veriyor. Bunlar yakın zamana kadar sağlık ocakları tarafından ücretsiz verilen hizmetlerdi. 1. basamak sağlık hizmetleri dediğimiz bu hizmetler, koruyucu hizmetler olup, en önemli sağlık hizmetleri arasında yer almaktadır. Aile hekimliği uygulamasıyla bu hizmetler, Aile Sağlığı Merkezlerine (ASM) devredildi.
Örneğin, bu hizmetlerin alınmasında da bölgeler arası büyük farklar olduğunu görüyoruz. Yine Doğu’da olmak ve yoksul olmak bu hizmetlerden yararlanma noktasında kadını dezavantajlı kılıyor.
Bölgeler arası farklara değinmişken, bu farkların görüldüğü başka kadın sağlığı sorunları var mı?
Bölgeler arası farkın en fazla görüldüğü sorunlardan biri de, anne ölümlerinde yaşanıyor. Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi gebelikle ilgili ölümlerin en fazla yaşandığı bölge olarak karşımıza çıkıyor. Bu sorun, doğumla ilgili acil sağlık hizmetlerine ulaşmanın zor olmasından kaynaklanıyor. Anne ölümlerinin oranı Türkiye’de 100 binde 28.5 iken, Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi’nde bu oran; 100 binde 68.3.
Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı, kadın sağlığını nasıl etkiliyor?
Ekonomik, sosyal ve kültürel nedenler sıklıkla kadınları erkeklerle olan ilişkilerinde daha güçsüz yapmakta. Bu güçsüzlük, kadınları istenmeyen cinsel ilişki, istenmeyen gebelik, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve şiddete karşı kendilerini koruyamamalarına neden olmakta. Kadına yönelik şiddet, kadın sağlığını çok doğrudan etkiliyor. Bu şiddet ölümlere sebep olduğu gibi, sakat kalma ve çok önemli olan ama pek üstünde durulmayan kadının ruh sağlığının bozulmasına da yol açmakta.
Kadının toplumsal statüsü, sağlığını ve sağlık hizmetlerinden yararlanmasını önemli ölçüde etkileyecek kadar düşük. Eğitim, hukuk, sosyal ve siyasal alanda cinsiyetler arasındaki eşitsizlikler kadının toplumda, özel olarak aile içinde kadın sağlığını olumsuz yönde etkiliyor. Aile içinde bireyler arasındaki iletişim eksikliği, başlık parası ve zorla evlendirme konularındaki geleneksel uygulamalar, hala varlığını sürdürmektedir.
BETÜL KILIÇ