Sinemanın ‘Çirkin Kralı’ efsanevi yönetmen, senarist ve oyuncu Yılmaz Güney sinemasının, Kürt sinemasına dahil olduğunu söyleyen yönetmen İlham Bakır, Güney’in filmlerinde Kürtlerin herşeyi ile yer aldığını kaydetti.
Türkiye sinemasında “çirkin kral” lakabıyla tanınan Yılmaz Güney’in 35’inci ölüm yıl dönümü. Hayatının 12 yılını cezaevinde geçiren Güney, 9 Eylül 1984’te sürgün yıllarını yaşadığı Paris’te mide kanseri sebebiyle yaşamını yitirdi. Eserleriyle yurt içinde ve yurt dışında çok sayıda ödülün sahibi olan Güney, 114 filmde oyuncu, 26 filmde yönetmen, 15 filmde yapımcı, 64 filmde ise senarist olarak yer aldı.
Hapishaneyle içiçe bir yaşam
Babası Siverekli, annesi Vartolu olan Güney, 1 Nisan 1937’de Adana Yüreğir’de dünyaya geldi. Gerçek adı Yılmaz Pütün olan Güney, üniversite okumak için gittiği İstanbul’da Atıf Yılmaz’la tanışması sonrasında sinema çalışmalarına başladı. 1959’da Atıf Yılmaz’ın yönettiği “Bu Vatanın Çocukları” ve “Alageyik” filmlerinin hem senaryosunu yazan hem de filmde rol alan Güney, bir yandan da öyküler yazmaya devam eder ve yazdığı öykülerde “Komünizm propagandası” yaptığı gerekçesiyle 1,5 yıl hapse mahkum edildi. Daha sonra da 1971 yılında Mahir Çayan ve THKP-C üyelerini sakladığı gerekçesiyle 2 yıl hapse ve sürgüne mahkum edildi. Cezaevinde Güney dergisini çıkarmaya başladı. 1974’te cezaevinden çıkan Güney, hemen film çalışmalarına başladı ve aynı yıl “Arkadaş” filmini çekti. Arkadaş filminden sonra “Endişe” adlı filmini çekmeye başlayan Güney, Adana Yumurtalık hakimini öldürme iddiasıyla tutuklandı ve 13 Temmuz 1976’da 19 yıl hapis cezasında çarptırıldı. 5 yıl hapis yattıktan sonra da izinli çıktığı Isparta Yarı Açık Cezaevinden firar etti ve yurtdışına çıktı. Antalya Kaş’tan Yunanistan’ın Meis adasına, oradan da İsviçre’ye geçen Güney, yaşamının geri kalanına Fransa’da devam etti.
Sinema ekolü yarattı
Güney’in cezaevindeyken kaleme aldığı “Sürü” filmi Zeki Ökten, “Yol” filmi ise Şerif Gören tarafından çekildi. Kendisiyle birlikte parçalarını yurtdışına çıkardığı Yol filminin çekimlerinin kurgusunu gerçekleştirdi ve Cannes film festivaline katıldı. Yol filmi 1982 Cannes film festivalinde Costa Gavras’ın “Kayıp/Missing” filmiyle birlikte Altın Palmiye ödülüne layık görüldü.
Fransa’da “Duvar” filmini çeken Güney, 9 Eylül 1984’e gelindiğinde mide kanserine yenik düştü. Yazdığı senaryolar, çektiği filmler ve oyunculuğuyla “Yılmaz Güney Sineması” ekolünü yaratan Güney, adını sinema tarihine altın harflerle yazdırdı.
Herkeste izler bıraktı
Yönetmen İlhami Bakır, ”Yılmaz Güney’in yanında yetişen ve Türkiye sinemasına çok önemli filmler kazandırmış olan pek çok yönetmen, senarist ve diğer alanlardaki sinemacıları da düşünürsek Türkiye sineması Yılmaz Güney olmaksızın asla ele alınamaz. Ben en çok şöyle bir etkisini hissediyorum Yılmaz Güney sinemasının kendi üzerimde. Hem insanın başını bu kadar döndüren, yüreğinin kıvrımlarına bu kadar temas eden derin bir romantizm, hem insanı bu kadar büyük çarpan ve sarsıcı gerçeklik bu filmlerde nasıl bir araya getirebilmiş diye hayret ediyorum” diyerek, Güney sinemasının kendi üzerindeki etkini aktardı.
Güney sineması Kürt sineması mıdır?
Güney’in filmlerinde işlediği konular itibariyle Kürt sineması içerisinde değerlendirilip değerlendirilmeyeceği tartışmasına ilişkin de Bakır, şunları ifade etti: “Aslında üzerinde çok tartışılan bir meseledir. Yılmaz Güney bir Kürt sinemacısı mıdır yoksa Türk sinemacısı mıdır? Türkiyeli bir sinemacı mıdır? Türk sineması ya da Türkiye sineması denen sinemadan Yılmaz Güney‘siz söz edilebilir mi bilmiyorum. Yılmaz Güney filmlerinde Kürt, Türk, Arap, Çerkez her etnik kimlikten insanı görsek de bu filmlerdeki karakterlerin hepsi de Türkçe konuşmaktadır. Yılmaz Güney filmlerinin dili Türkçedir. Buradan bakıldığında Yılmaz Güney Bir Türkiye sinemacısıdır. Ancak gerçekten de Yılmaz Güney sinemasını, Türkiye ve dünya sineması içerisinde bir yere getiren Umut, Endişe, Sürü ve Yol gibi filmler konu olarak Kürt karakterleri, Kürt coğrafyasını, Kürt sosyolojisini ele alır. Kürtlerin ulusal ve sınıfsal çelişkilerine, bir sömürge olan Kürt coğrafyasına ve Kürt sömürge kişiliğine dair çok önemli analizler yapar. Bu filmlerin dili Türkçe olsa da ki, filmlerin dilinin Türkçe oluşu onun bir tercihi değil, dönem koşullarının buna izin vermemesi ile ilgilidir. Bir Kürt sinema tarihi yazıldığında Yılmaz Güney ve bu filmler göz ardı edilerek bir tarih yazılamaz. Yılmaz Güney’den sonra dört parça Kürdistan ve Avrupa’da yetişen Kürt sinemacıların büyük bir bölümü Yılmaz Güney’in bu filmlerini izlemiş, etkisi altında kalmış ve sinemasında bir yönüyle bu etkiyi yaşatmıştır. Kürdistan’ın kuzeyi dışındaki diğer parçalarda da böylesi bir Yılmaz Güney etkisi, onun Kürt kimliğine dair filmlerindeki yaklaşımı ve siyasal olarak yaşamında Kürt özgürlük mücadelesi yanında tavır alışıyla doğrudan ilintilidir. Buradan bakıldığında Yılmaz Güney sineması Kürt sinemasına dahildir.”
Direnişlere öncülük ediyor
Yılmaz Güney, 1984 yılı Newroz konuşmasında “Dost ve düşman bilsin ki, kazanacağız, Mutlaka Kazanacağız” sözüyle bugün bile direnişlere öncülük etmeye devam ediyor.
AMED