- Bu ülkede şehit düşenin boşluğunda ızdırabın soğuk rüzgarları esmedi, esmemeliydi hiç! Acısı kabulümüzdü ama yoklukları bir trajedi olmadı, olamazdı. Bunu, onlar emretti. Onlar hepimizle böyle sözleşti.
- Adlarını bu ülkenin o büyük hikayesinde var kılanlar yok olmadılar hiç. Yasları tutulup içimizde bir ışık gibi sönmediler. Biz “şahit kılınanlara”, tüm erdemlerin ölçüsüne vurulan büyük ödevler bıraktılar.
DOĞAN ÇETİN
Onlar, yaşarken davasıyla hakikate “şahit olanlar”, bir büyük kavgaya canını bedel edip insanlığı “şahit kılanlar”... Sonu halkının yüreğine uzanan bir ebediyete doğru, göğsü gururla dolu, başı dik, bir geçit törenindeymişçesine önümüzden bir bir geçip gittiler. Memleketlerinin hoş esintisi resimlerini okşadı. Saçlarından ışık, gözlerinden hilm döküldü. O zamana sığan her şey Kürdistan’ın bir şehitler ülkesi olduğunu tekrar tekrar hatırlattı bize. Onların ardından yürüyenler, üç kere “Şahidiz! Şahidiz! Şahidiz!” diye mırıldandı.
Beyaz tülbentli asil analarımız
Bu günlerde şehide şahit olduğumuz kadar, analarının o asil duruşuna, halkımızın önünde eğilinesi sahiplenişine de şahit olduk. Ardlarında kalanlar, en çok da beyaz tülbentleriyle acısını saranlar, meydanda, anlamanın huzuru yüzlerine sinmiş bir bilge gibiydiler. Belki de Kürdistan’ı bir şehitler ülkesi yapan buydu. Sıradan bir toprak parçasını vatan kılan o ince çizgideki en büyük işçilik verilen ve anlaşılan bedellerdi. Kürdistan, o toprağa hafıza katan, ruh üfleyen şehitlerin eliyle bir diyara, Kürt'ün diyarına dönüşmüştü. Kavga sürmüş, ülke büyümüştü. Bir ülkenin halkı, bu derin bilincin en hür eylemi olarak, vakur bir edayla evladını toprağın altına vermişti. Gidenlerin en emsalsiz hayallerinden bir yaşam örmüş, ânı ve zamanı buna mahkum etmişti. Bu yüzden Kürdistan, yerin altı ile üstünün yer değiştirdiği bir kadim vatandı.
Yoklukları trajedi olamazdı
Belki de sebebi bundan, bu ülkede şehit düşenin boşluğunda ızdırabın soğuk rüzgarları esmedi, esmemeliydi hiç! Acısı kabulümüzdü, ama yoklukları bir trajedi olmadı, olamazdı. Bunu onlar emretti. Onlar hepimizle böyle sözleşti. Bir fikre, halkının özgür yarınlarını muştulayan bir fikre hayatını adayanlar, zamana teslim olamazdı. Onların bedenlerinin takvimden çekilişi, mücadelelerini zamansız bir hakikat kılmaktı. Ardından sıradan bir yas tutmak ise onları düpedüz yeniden zamana hapsetmek…
Kürt'ün yası, her yas gibi kalamaz
Adlarını bu ülkenin o büyük hikayesinde var kılanlar, yok olmadılar hiç. Yasları tutulup içimizde bir ışık gibi sönmediler. Biz “şahit kılınanlara”, tüm erdemlerin ölçüsüne vurulan, vicdanların tartısında sınanan büyük ödevler bıraktılar. Bize, çirkinin ve kötünün kör bir kuytuya çevirdiği hayatta kocaman bir alan açtılar. Yaşamın anlamı olan kendimizi gerçekleştirme eylemimizde en gerekli şeyi, ‘nedenleri’ sundular. En çok da bizi ait kıldılar. Toprakla ve geçmişle buluştu en halk yanımız. “Biz kimiz?” sorusuna gururla verilen koca bir cevap döküldü dudaklarımızdan.
Şahit olanlar ve şahit kılanlar, birer “kes” değildiler, “her-kes” değildiler. Ve biz ardında kalanlar herkes değiliz. Yol, her yol gibi değil, yolcu da… Bu yüzden yol ve yolcu bildik olamaz. Ve tabi ki Kürt'ün yası her yas gibi kalamaz.
Varolmanın en acımasız ispatıyla sınanan Kürtlük yaratana, var kılana şükürler sunar. Şehit yaratandır, var kılandır. Yas, kaybedilenin yokluğunda hayatın yeniden sorgulanıp anlamlandığı o süreçtir Kürt için. Bu yüzden yas yaratandır. Hayata doğrultu veren, buyur eden, kavgaya sevk kılandır.
Şehitler ‘yürü’ diyor
Şimdi bu geçit töreninde, biz, o özgür yaşamaya muktedir bir halkın biricik evlatlarına şahitlik eden bizler! Tarihin tam da yeni bir yola koyulduğu, bu sebeple soylu bir adımla başladığı o vakitte kavgaya çağırılıyoruz. Analarımızın zılgıtları bize ettiğimiz yeminleri hatırlatıyor. Her birinin resminde asılı o dağlı tebessüm gözlerimize bulaşıyor. Umutla doluyoruz. Akıllarımıza, dağların en asi, en dokunulmaz yanlarında biriktirdikleri muzip anılar konuyor, gülüyoruz. Yasımızın en sahici finalinde bir kez daha kavgayla sözleşiyor, yola yolcu oluyoruz.
Şehid “yürü” diyor! Bu içinden geçtiğimiz mevsimi bir son sanana, sondan dert yanana, “taze sürgün” zamanında ekilen ile biçileni tartana aldırmadan yürü! Evvelin hesabıyla baharımızı soldurana, ihanetin utancıyla akımıza kara çalana, hükmün kibriyle Kürt'e akıl satana aldırmadan yürü! Bu bize, bin kilometrelik yolun o ilk adımında, yeni bir mücadele mevsiminde şehidin, şahidin ve şahit kılanın emridir.