HDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız, Cizrelilerin eskisinden de daha öfkeli olduğunu belirterek, "Analar, yıllardır her şeye rağmen, kaybettikleri çocuklara rağmen bu ülkeye barış gelsin diyorlardı. Fakat artık analar da "Bu alçaklıkla yürünecek yol yoktur" demeye başladı" dedi.

Herkesin Cizre'ye sahip çıkması ama aynı zamanda da ders alarak Sur'da ve İdil'de de aynı şeylerin yaşanmaması için harekete geçmesi gerektiğini ifade eden Sarıyıldız, Avrupa'daki temaslarda ise somut hiçbir şey söylenmediğine dikkat çekti.

Faysal Sarıyıldız'la söyleşimizin bugünkü bölümünde vahşet bodrumlarında yaşananların detayları, "operasyon" ardından Cizre'nin durumu, yapılması gerekenler ve Avrupa temasları bulunuyor.


Vahşet bodrumları üzerine çokça şey söylendi. Tam olarak orada ne oldu? O bodrumlarda kimler vardı?

İlk olarak bodrumlar, 24 Ocak tarihinde gündemimize geldi. Onun öncesinde Cihan Karaman’ın durumu vardı. Bana haber verildiğinde 112’yi aradım ve onlar bana Emniyet’in izin vermediğini söyledi. Cihan Karaman’ın ambulansa ulaşması için bir nokta belirlendi. Fakat Cihan’ın bulunduğu yer sürekli toplarla vuruluyordu. Emniyet’i aradığımda oranın bir operasyon bölgesi olduğu söylendi. Cihan’ın babası kaymakam ile görüştü. Cihan’ın kendi başına gelmesi istendi. Cihan belirlenen noktaya geldi fakat bu kez ambulansın ulaşması engellendi. O gece Cihan ile irtibatımız koptu. 

Ertesi gün bodrumdan aradılar; onlarca yaralı olduğu söylendi. İlk günde oraya sığınan  insan sayısı 31’di. O akşam bütün yolları denedik, oradaki insanları çıkarmak için. Biz o bilgiyi verdikten sonra Emniyet, orayı toplarla dövmeye başladı. O binada üniversiteli gençler vardı. O binada partimizin PM üyesi Mehmet Yavuzer vardı. Rohat Aktaş gibi bir gazeteci vardı. Orada İslam, Gülistan, Feride vardı. Osman ve Mahmut Duymak gibi yaşları 50’nin üzerinde insan vardı. O apartman bir hafta boyunca toplarla vuruldu. İlk gün Chan ölmüştü. 7 gün içerisinde 7 kişi, orada acı çekerek yaşamını yitirdi. Bize sürekli mesaj atıyorlardı: “Nefes alamıyoruz. Su yok. Burada insanlar susuzluktan ölecek. Heval size su su diyorum.” Aradığımızda arkadan inleyen, acı çeken insanların sesleri geliyordu. O günlerde Başbakan çıkıp, “Orada yaralı olup olmadığını bilmiyoruz” dedi. Bizler de hemen oradaki insanların isim listesini paylaştık, fotoğrafları paylaştık. Fakat buna rağmen hala bombardıman devam etti. 

Ayın 30’unda bu insanlarla bütün ilişkimiz koptu. Grup Başkanvekillerimizin yayınladığı ses kaydında görüldü: Atılan bomba üzerine ses kesiliyor ve o saatten sonra hiçbir şekilde irtibat kuramadık. O aşamada ikinci bodrum devreye girdi. Bu bodrum, İpek Yolu’na daha yakın bir yerdeydi. Burada 62 insan vardı. Oradakiler bize ulaştı, “Bakın biz burada siviliz ve çoğumuz yaralı. Acil bir şekilde hastaneye ulaştırılmamız lazım” dediler. Biz hemen oradaki insanların isim listesini paylaştık. Çoğu Cizre halkının insanlarıydı. Ertesi gün bu binaya top atışı yapıldı ve 9 insan yakılarak katledildi. Geri kalan insanların bir çoğunun ise vücutlarında ağır yanıklar olduğu söylendi. Çıkan ilk yangının ardından 16 yaşındaki Abdullah isimli bir çocuk kapıya çıktığı anda katledildi. 

Bu bodrumdaki insanlar, gerek sizinle gerekse başka birçok basın kurumu ile konuştu. Hatta AP’de devam etmekte olan Kürt Konferansı’na canlı bağlanarak durumlarını anlattılar. Tüm dünya dinledi. Hiç kimsenin, “Birilerinin orada olup olmadığını bilmiyoruz” deme imkanı yoktur. Her şeye rağmen bu insanlar oradan çıkarılmak yerine katledildi. 

Biz gönüllü sağlık çalışanlarını oraya gönderdiğimizde, insanlığını yitirmiş, travmatik operasyonel güçler, her seferinde kirli bir çatışma mizanseni yarattı. Gönderdiğimiz sağlık çalışanları bize şunları söyledi: “Biz her seferinde oraya gittiğimizde yanımıza gelip gövde gösterisi yapıyorlar. ‘Oradan hiçbir şekilde kimse sağ çıkmayacak. Oradakilerin hepsi gebermiş ya da geberecek’ şeklinde bizi tehdit ettiler.” 

“Eğer istiyorsanız gidebilirsiniz” diyen fakat yola koyulduklarında insanların ayaklarının altına, havaya ateş açan psikopat, travmatik ve cezasızlık zırhı ile büründürülmüş operasyonel birimler var orada. Bunların çoğunun 50 yaş üzeri olduğu tahmin ediliyor. 90’lı yıllarda Kürdistan’da savaşlarda, ölümlerde yoğunca yer almış travmatik tipler devşirilerek, paramiliter güçler bir araya getirilerek Kürdistan’a sürülüyor. Çünkü Saray, bunların her türlü yakıp yıkmasına göz yumacağını söylüyor. Ortaya çıkan genelge de bunun kanıtıdır. Kaymakamlara mevzuata gerektiğinde uyulmamasının söylenmesi de bunun bir örneğidir. 


Cizreliler tüm bu yaşananlardan sonra ne düşünüyor, ne hissediyor, onların psikolojik durumu nedir?

Cizre 21’inci yüzyılın en iğrenç, en kirli katliamına maruz kaldı. Çünkü her şey tüm dünyanın gözü önünde gerçekleşti. Cizre, yüzlerce evladını kaybetti; binlerce insan ilçeyi terk etti. Fakat tüm bunlara rağmen Cizre, bu despotik, baskıcı sisteme boyun eğmedi. Bu söylediğimin anlaşılması açısından Cizre’nin dışında olan insanlarla görüşmeniz yeter. Halk eskisinden daha fazla öfkeli, gençler çok daha fazla öfkeli... Analar, yıllardır her şeye rağmen, kaybettikleri çocuklara rağmen bu ülkeye barış gelsin diyorlardı. Fakat artık analar da “Bu alçaklıkla yürünecek yol yoktur” demeye başladı. Anaların hangisi ağzını açsa devlete beddualar ediyor. “Bunlarla kardeş olunmaz” denilmeye başlandı. Bu analar tarafından ilk kez söyleniyor. Bu zihniyetten kurtulmadan ne barış ne de gelecek olur, diyorlar. 


Silopi’de yaşananlardan sonra 500 gencin dağ yolunu tuttuğu söylendi. Cizre’de de böyle bir durum söz konusu mu?

Cizre’deki gençlik yapısının büyük bir kısmı ölümle, katliamla karşı karşıya geldi. Şu an 200’ün üzerinde tutuklu var. Hala hastanelerde tedavi edilen onlarca insan var. Cizre’de yüzlerce insan yaralandı fakat hastaneye gitmedi. Çünkü gitmesi halinde tutuklanacaktı. Cizre’de bizim tespit ettiğimiz 270’in üzerinde insan katledildi. Bu sayı 300’ün üzerine çıkabilir. Çünkü yıkıntıların altında hala insanların bedenleri yatmakta. Cizre her zamankinden daha da öfkeli ve bu zulüm sistemini bilince çıkarmıştır. En ufak bir nedamet belirtisi göremezsiniz, Cizre halkında. Belki şu an açlar, susuzlar, bu karda kışta açıktalar, evleri başlarına yıkılmış, yirmi yıl boyunca çalabalayarak yaptıkları iki göz oda başlarına yıkılmış binlerce aile var. Fakat bu halkta en ufak bir pişmanlık göremezsiniz. Çünkü Cizre, öteden beri politikleşmiş bir kenttir. Öteden beri devlet, istediğini yapamadı bir türlü. Diz çöktürmeye çalıştılar ama başaramadılar. 


Büyük bir kısmı yerle bir edilmiş, yüzlerce cenaze kaldırılmış bir kent Cizre. Peki bundan sonra Cizre’de ne yapılacak?

Cizre’nin iyi anlaşılması gerekiyor. Cizre’deki vahşet sadece 300 kişinin katledilmesi ile yaşanmadı. O kentin ekolojisine, kültürüne, tarihine büyük bir saldırı oldu. Orada insanlığın ortak değerlerine vahşet uygulandı. İnsanlığın tarih boyunca ortaya çıkardığı erdemler, direniş ruhu, orada boğulmaya, ayaklar altına alınmaya çalışıldı. Dolayısıyla Cizre’de gençlerin, halkların direnişi bizlerin ortak onuru ve insanlık değerleriydi. Devletin hedef gözettiği şey de tam olarak buydu. O nedenle herkesin Cizre’ye karşı bir insanlık borcu bulunmakta. Herkes Cizre’ye sahip çıkmak zorunda. Cizre, yaralı, bitkin ama onurlu bir şekilde ayakta. 

Bunca vahşeti yapan, katliamı yapan hükümet, muhtemelen yarın öbür gün kimi “sosyal projelerle” imar ve nüfus müdürlüğüne soyunabilir. Bunu yaparken de aslında orada yaptığı insanlık suçlarını örtmeyi hedefleyecek. Daha şimdiden Silopi’de yapıldı. Bunca vahşeti yaşayan insanları “terör mağduru” şeklinde göstermeye çalışıyor. Şimdi güç durumda olan ve yazıları okuyacak durumda olmayan kimi insanların imzalama durumları olabilir fakat buna karşı uyanık olunmalıdır. Devletin yaptığı bu katliamın, hiçbir kağıt imzalamadan da hesabı sorulacaktır. Ulusal mahkemeler olmasa bile uluslararası mahkemelerde yargılanacaklar. Yasaklar biter bitmez hukukçular oradaki durumu tespit etmeye çalışacak. Bu vahşeti hem ulusal hem de uluslararası mahkemelere taşıyacaklar. Güç durumda olan hiçbir insanımız, bir şey yapılamayacak sanmasın. İnsanlık suçlarının üstünün örtülmesi için hazırlanan bu projeye hiçbir insanımız ortak olmasın. Bizler halkın yaralarını sarmaya çalışacağız.


Avrupa’ya gelerek bazı temaslarda bulundunuz. Buradan ne çıkacak? Görüştüğünüz makamların yaklaşımı nasıldı?

Cizre’de yaşananlar herkesi ilgilendiren bir durum. Örneğin Suriye’de yaşananlar dünyanın tamamını etkilemekte. Orada üretilen fundamentalist, aşırı radikal, ırkçı, dinci örgütler dünyanın başına bela oldu. Kürdistan’da benzeri iğrenç bir vahşet söz konusu. Bu zamana kadar Avrupa kurumlarının yaklaşımı hukuku değil siyaseti önceleyen bir yaklaşımdır. 

Bir örnek vereyim: İlk başta Hüseyin’e ilişkin sembolik bir tedbir kararı çıktı. Hüseyin, 16 yaşında bir çocuktu. Yaralıydı ve hastaneye alınması yönünde karar çıktı. Bu karar uygulanmadı. Daha sonra insanlar 30’ar 40’ar yakılmaya başlandı. Bizden iç hukuk yolları tükendikten sonra başvurmamız istendi. Oysa zaten şu an Türkiye’deki yargı mercilerinin tamamı teslim alınmış durumda. Hepsi resmi ideoloji ve hükümetin talimatı ile hareket ediyor. Oraya taşıdığımız mesele çok acil ve vahşetin önüne geçilmesini talep eden bir konuydu. Karar uygulanmadığı takdirde de yaptırım yapılmalıydı. Biz açıkçası çok samimi olmayan bir yaklaşımla karşı karşıya geldik. 

Avrupa’ya geldiğimde birkaç kurumla temaslarımız oldu. Tekrar durumun insanlık adına işlenen bir suç olduğunu anlattık. Hitler döneminde uygulanan taktikler ile insanların katledildiğini söyledik. Buna sessiz kalan dünya, yarın buradan çıkacak sorunları başkalarına dayatamaz, dedik. Birçok kuruma tabi olan Türkiye’ye yaptırım yapabilecek durumda olmalarına rağmen bir şey yapılmadığını aktardık. İnsanların yakılarak katledildiğini ve bunun önüne geçemediklerini; fakat şimdi bunun tespitinin yapılması gerektiğini belirttik. Çok korkunç iddialar olduğunu ve bunun yerinde görülmesi gerektiği talebimizi ilettik. Dedik ki, “Operasyon bitti denilmesine rağmen yasak hala sürüyor, çünkü devlet orada işlediği insanlık suçlarının üstünü örtmekle meşgul. Bu yasak sürecinde iş makineleriyle bu vahşet evlerinin molozları Dicle’ye dökülüyor. Dökülen molozlardan insan parçaları çıkıyor. Devlet bunu yargıya taşıyacak tüm mekanizmaların önünü kapatıyor.” 

Görüştüğümüz insanlar endişeli olduklarını söylediler fakat somut olarak hiçbir şey söylemediler. Bir çözüm yok. Ama 7-8 yaşındaki çocuklar bile oradaki molozları görüntüleyebilmiş. Vahşetin bir boyutu ifşa oldu. Halkımız bu barbarlığı unutmayacak. Cizre, tarihe çoktan kaydedildi. Aynı zamanda kahramanlık tarihinde de önemli bir yere kaydedildi. 


Son olarak söylemek istedikleriniz var mı?

Cizre’nin bize öğrettikleri var. Halk büyük bir bedel vererek direndi. Diz çökmedi. Aynı zamanda bir yere sahip çıkılmaması halinde bu vahşetin nasıl yayılacağını görmekteyiz. Çünkü İdil ve Sur’da da aynı planlar uygulanmaya çalışılıyor. Halkımız Cizre’de yaşananların başka bir yerde yaşanmaması için İdil ve Sur’a sahip çıkılmalı. 

Buradan yaralı olan Cizre halkının direnişi karşısında saygı ile eğiliyorum.



REHA SARI/
HABER MERKEZİ