
Cizre’de bir çocuk daha öldürüldü. AKP yetkilileri hemen, “polisimiz tarafından vurulmamıştır” dedi. Sanki AKP döneminde 150’ye yakın çocuk, yüzlerce insan polisler tarafından katledilmemiş gibi! Kürdistan’da polis ve asker için Kürt çocuklarını ve gençlerini sokak ortasında vurmak günlük olaylar haline gelmiştir. Zaten Cizre’de çocukların öldürülmesinden önce Başbakan da, İçişleri Bakanı da, “güvenlik güçlerine emir verilmiştir, Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi Cizre’de de asayiş sağlanacaktır” demişlerdir. Hem de bu tür demeçleri her gün vermişlerdir. Yalçın Akdoğan daha da ileri giderek Paris’te çetelere karşı operasyon sırasında sivillerin ölmesini örnek göstererek, Cizre’deki ölümleri normalleştirmeye çalışmıştır. Özcesi, Cizre’de çocuklar asayişi sağlama adı altında katledilmiştir. AKP hükümetinin zihniyetinde asayiş, demokratikleşme sorunları, çözümle değil, öldürme ve tutuklamalarla, toplumu zapturapt altına almakla sağlanır.
“Cizre’deki çocuğu biz öldürmedik” diyen AKP’lilerin lideri 2006 yılında “kadın da olsa çocuk da olsa gereğini yaparız” dedikten sonra, 10 kadar çocuk öldürülmedi mi? Dolayısıyla Ahmet Davutoğlu’nun “polisimiz öldürmemiştir” sözü tebessümle karşılanmıştır. Kaldı ki mevcut ortamda 12 yaşındaki çocuğun öldürülmesini AKP hükümeti değil hiç kimse sahiplenmez. Hükümetin ne dediği değil, Cizrelilerin söyledikleri önemlidir. Nitekim oyun arkadaşları polisin öldürdüğünü söylüyorlar. ''Çocuktan al haberi'' derler. Dolayısıyla Nihat’ın arkadaşlarının söylediğine inanılacaktır. Zaten Şırnak Barosu Nihat’ın özel timler tarafından öldürüldüğünü açıklamıştır.
Cizre'deki saldırı AKP provokasyonudur
Kürt Halk Önderi’nin sükunet çağrısının okunmasından sonra bir çocuğun polisler tarafından öldürülmesi bir psikolojik savaş tarzıdır. Önderliğin Cizre halkı tarafından dinlenilmesini değil, kendi baskıları karşısında boyun eğmesini sağlamak istiyorlar. Kürt Halk Önderi’nin çağrısı sonrası çocuk katledenler bu Önderliğin etkisini ve otoritesini sarsmak istiyorlar. Bu saldırının bir nedeni budur. Diğer nedeni ise, Kürt Halk Önderi’nin müzakere taslağı karşısında bir çözüm politikası olmayan AKP hükümetinin bu tür olaylarla Kürt Halk Önderliği’nin yarattığı demokratik çözüm ortamını sabote etmek istemesidir. Dışarıdan yapılmış, şu bu yapmış bir provokasyon var, söylemleri gerçeği saptırmaktır. Eğer bu saldırıya bir provokasyon denilecekse, buna ''AKP provokasyonu'' demek doğru olur. Çünkü çözüm politikası olmayanlar onlardır. AKP hükümeti bu tür saldırılarla çözüm minderinden kaçma ortamı yaratmak istiyor. Sonra da bu kaçışını çözümsüz politikalarını kabul etmeyen Kürtlere yüklemek istiyor. Bu nedenle bu cinayetler 1-2 kendini bilmez polisin işi değildir ya da polis içindeki provokatörlerin işi değildir. Bu cinayetlerin adını doğru korsak bundan sonraki cinayetleri engelleriz. Yoksa AKP provokasyon der, ya da başka güçlere yükleyerek bu tür saldırılar devam eder. Kendine göre asayişi sağlamak için bu tür öldürmelere ihtiyaç duyar. AKP hükümeti zamanında yüzlerce genç, çocuk ve yaşlı neden öldürüldüyse, şimdi de bu nedenle öldürülüyorlar. Temel amaç toplum üzerinde sömürgeci egemenliği kabul ettirmektir. Şimdi bunun adı asayişi sağlamak olmuştur.
Cizre’de hendeklerin doldurulduğu gün de bir çocuk katledilmişti. Polisin iyi niyeti olsa hendekler doldurulmaya başlanmışken, Kürt Halk Önderi sükunet çağrısı yaparken, sokaklara ve caddelere hiç çıkmayarak gerilimin yatışmasına yardımcı olurlardı. Niyet sükunet değil de sindirme olursa bir değil bir çok çocuk öldürülür. Asayişi sağlama adına, ''kadın da olsa çocuk da olsa gereği yapılır''. Tayyip Erdoğan gibi bir liderin olduğu yerde amaca ulaşmak için her şey mubahtır. Dünyada hiçbir ahlaki ilkesi olmayan bir lider varsa, o da Tayyip Erdoğan’dır. Tayyip Erdoğan her katliama kılıf bulacak bir karaktere sahiptir. Ne dini vardır, ne imanı! Onun dini de imanı da iktidardır. İktidar dinine sahiptir. Tüm yaptıkları ve söyledikleri bu iktidar dini içindir.
Basın Cizre'deki devlet saldırısını örtbas ediyor
Aslında Cizre’de Hüda-Par-PKK çatışması denen bir şey de yoktur. Çünkü Cizre’de Hüda-Par varlığı da yoktur. Cizre’deki olayları AKP basını bizzat böyle bir çatışma varmış gibi göstererek AKP'nin polisinin ve devletinin saldırısının üstünü örtmeye çalışmıştır. Hüda-Par diyerek polisin bu saldırılarını örtmüşlerdir. Böylece polisin cinayetlerinin üstünü örterken, Hüda-Par denilen güdümlü kontra grubunu da Kürt Özgürlük Hareketi'ne yöneltmişlerdir. PKK-Hüda-Par çatışması var propagandası yapılarak amiyane deyimle bir taşla iki kuş vurmuşlardır. Böyle denildikten sonra Hüda-Par daha fazla kendini işin içine soktu. Artık bu tür olayların içinde Hüda-Par varmış gibi değerlendirmeler yapmak AKP’yi temize çıkarmak ve olmayan bir gücü varmış gibi göstermek olur. Bu nedenle artık bunlardan söz edilmemeli. Tüm saldırıların devlet tarafından yapıldığı söylenmelidir. Çünkü gerçek budur.
Şimdi herkes, ''Cizre’de neler oluyor’'' diye analiz üstüne analiz yapıyor. Böylece yaşananlar muğlaklaştırılıyor. Haftalardır terör estiriliyor. Terör estirenler polistir. Polis de günlük olarak emir alan bir kurumdur. İçişleri Bakanı’nın emri ve bilgisi dışında haftalarca bunlar yaşanır mı? Halk üzerinde terör estirilip çocuklar katledilebilir mi? Eğer hükümetin isteği dışında oluyorsa, o zaman kendi polisine hakim olamayan İçişleri Bakanı derhal istifa etmelidir. Hiç sağa sola bükmeye gerek yok. Hükümet karar almıştır, İçişleri Bakanı da polisleri üzerinden Cizre’de saldırıya geçmiştir. Çünkü ortada tekil bir provokasyon yoktur. Eğer aylardır aynı saldırı sürüyorsa bu artık derin güçlerin, şu veya bu güçlerin işi olamaz. Kaldı ki Yalçın Akdoğan “Bu tür operasyonlarda siviller ölür” diyerek bu işin bizzat sorumlusunun AKP olduğunu açıkça itiraf etmiştir.
AKP çözümsüzlükten nemalanıyor
AKP hükümeti dışarıda ve içeride çok sıkışmıştır. Belki de Türkiye tarihinde hiç bir hükümet içte ve dışta bu kadar sıkışmamıştı! Tüm dostları birer birer AKP’yi terk etmiştir. Dış desteği en aza inmiştir. Şimdi AKP hükümeti bu durumdan kurtulmanın yolunu arıyor. Halkın dini duygularını istismar ederek, Arap sokağına, İslam sokağına seslenerek ayakta kalmak istiyor. Kendini ayakta tutmayı demokratikleşme ve Kürt sorunu başta olmak üzere birçok sorunu çözmede görmüyor. Tercihi bu politika yönünde değil. Tercihi, Kürtlerin üzerine zor ve baskıyla gittiğini göstererek şovenist-milliyetçi kesimleri yanına alıp ayakta kalma yönündedir. Tabii ki bunu da Kürtleri ve demokrasi güçlerini oyalayarak tamamlamak istiyor. Bu oyalamayı yapmazsa diğerini de yapamaz. Zaten şimdiye kadarki tüm saldırılarını da kendini demokrat ve Kürt sorununu çözecek güç olarak göstermesine dayandırmıştır.
AKP paçayı, Kürt Özgürlük Hareketi üzerine gittiğini göstererek kurtarmaya çalışıyor. İçeride ve dışarıda Kürt düşmanlarını yanına alırsa kendini kurtaracağını sanıyor. ''AKP hem çözüm süreci diyor, hem de neden saldırıyor'' diyenler bunu görmelidir. Zaten Türkiye’de hala ''Kürt düşmanlığında yarışırsam, PKK düşmanlığında yarışırsam birgün iktidarı ele geçiririm'' hesabı vardır. Fethullahçıların, ulusalcıların, Doğu Perinçek’in İşçi Partisi’nin Kürt Özgürlük Hareketi'ne düşmanlık yapmalarının altında bu gerçeklik yatmaktadır.
AKP iktidarını bugüne kadar bir taraftan çözüm süreci diyerek, diğer taraftan çözmeyerek ve Kürt Özgürlük Hareketi’ne saldırarak sürdürmüştür. AKP amiyane deyimle çözümsüzlükten nemalanan bir partidir. AKP’nin mayasında demokratiklik yoktur. AKP geleneği bir demokrasi mücadelesi vererek büyümemiştir. Demokratik güçlerin ortada olmamasından yararlanmıştır. Yirmi yıllık bir çatışma ve baskı ortamından sonra toplumun demokratikleşme özlemlerini sömürerek iktidara gelmiştir. Kürt Özgürlük Mücadelesi, ''Kürt sorununu çöz, Türkiye’yi demokratikleştir'' dayatmasında bulununca da hem oyalama hem de tasfiye etme politikasını birlikte yürütme taktiği izlemiştir. Dolayısıyla çözüm süreci diyen AKP neden bunları yapsın, diye soranlar AKP hükümetinin 12 yılda ne yaptığına baksınlar.
AKP, yaşadığı sıkışıklıktan Kürt Özgürlük Hareketi’ni seçime kadar oyalama, seçimden sonra da kapsamlı saldırıyla PKK’yi tasfiye etmeyle kurtulmayı hesaplıyor.