1937-38 soykırım politikası devreye konulduğunda, Dersim direniş önderi Seyit Rıza, ‘Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu. Ama bende sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun’ demişti.

Seyit Rıza, Dersim direnişine ve davasına Kürt gençliğinin sahip çıkacağını ve Dersim katliamının hesabını soracağını, idam sehpasına giderken vasiyet etmişti.

Bu vasiyetin gereğini yerine getirmek için mücadele eden Mehmet Tunç da benzer bir tutum sergileyerek, bir önderlik duruşu ortaya koydu.

78 yıl sonra Kürt halkının bir başka direniş kalesi olan Cizre’de Mehmet Tunç, ‘Diz çökmeyeceğiz. Buradayız, diktatörlüğe karşı direniyoruz, onlarcamız katledilebiliriz ama özgürlük mücadelesi uzun solukludur ve mutlaka kazanacaktır’ sözleriyle, direnişi mutlak olarak vasiyet etti ve başarıya inanmamızı istedi.

78 yıl gibi bir zaman geçmiş olsa da; Kürdistan’ın iki direniş kalesinin ve iki önderinin sözleri, tutumu ne kadar benzer ve tanıdık.

Sarayın kontra birlikleri tarafından 7 Şubat akşamı Cizre’de yaralıların olduğu bodrum katına yaptığı katliam saldırısında Mehmet Tunç’un da katledildiği söyleniyor.

Mehmet Tunç ve Cizre'de katledilen insanlarımızın şahsında bir halka gözdağı veriliyor. Ama bu nafile bir çaba.

Seyit Rıza, Şex Sait ve onlarca özgürlük öncüsü ve militanın katledilmesine karşı öfke daha fazla birikti, yoğunlaştı, örgütlendi ve bugün yaşanan o büyük-görkemli direniş haline geldi. Cizre katliamı da, Türk devletine karşı Kürt öfkesini biriktirecek, mücadele azmi ve kararlılığını en üst düzeyde zirveleştirecektir. Bir adım bile geri adım attıramayacaktır. 

Cizre direnişi aynı zamanda, insanlığın direnen kök hücresi, Kürt yurtseverliğinin, kültürünün, edebiyatının ve tarihindeki köklü geçmişiyle ilgilidir.

Cizre demek Kürt’ün var oluşu ve direnişi demektir. Evet, öfkelidir, ağır bedel verecek ve diz çökmeyecek kadar onurludur.

Cizre, Kürt halkının kendisi, değeri, tarihi, birikimi, kültürü, yurtseverliği ve geleceğidir. Kürt halkı direnen, teslim olmayan Cizre direnişi ile bir kez daha başarmıştır.

TC ve AKP inkârcı, tekçi-faşist zihniyeti Cizre’nin büyüklüğü ve direnişinin tarihi genlerine dayalı olduğunu bilemeyecek kadar kör, cahil ve bilmez durumdadır. 

Tarihsel benzerlikler sadece Kürt halkının direnişinin önderleri ile sınırlı değildir. Kürtlere karşı uygulanan soykırım politikaları ve uygulanan yöntemleri de çok benzerdir.

Dersim katliamı yürütüldüğünde ‘Cumhuriyet hükümeti sizi şefkat ve merhamet kucağına almak, sizi mesut etmek istiyor. Dediklerimizi yapmazsanız, her tarafınızı sarmış bulunuyoruz. Cumhuriyetin kahredici orduları tarafından mahvedileceksiniz. Devlete ittihat gereklidir’ deniliyordu. 2016 yılında da Kürdistan’ın şehirlerindeki sokakları ve duvarlarına yazılan ‘Türk’e ittihat edeceksiniz’ sloganları aynı katliamcı zihniyettin günceldeki tutumu ve uygulamasıdır.

Ne Şark Islahat Plan’ları, soykırımları, katliamları, ne de direniş önderlerini katletmeniz; Kürt halkının direnişini bastırmaya, geri adım attırmaya ve vazgeçirmeye yetmeyecektir. Mehmet Tunç, çoktan Kürt halkı tarafından 'teslim olmayan, diz çökmeyen Kürt önderi’ vasfını kazınmıştır.

Her iki önderlik duruşunda ve tutumunda öne çıkan direnen, teslim olmayan Kürtlerin dünü, bugünü ve geleceğidir. Cizre; Mem ü Zîn’in memleketi, Kürt yurtseverliğinin mekânı, yeni Şark Islahat Planı’nı çoktan çöp sepetine attı. Kürdistan’da, Cizre’de direnen Kürt gençleri ‘sadece sömürgeciliğe değil, gölgesine bile izin vermeyeceklerdir.’