
Cizre direnişi birçok olguyu açığa çıkardı ve daha anlaşılır olmasını sağladı. Türk devleti ve hükümeti 24 Temmuz’da tarihlerinin en büyük hava saldırılarından birisini yaparak savaşı başlattı. Uzun süredir devam eden görüşmeleri vb resmi olarak çoktan bitirmişti ama bu saldırıyla fiili olarak bitirip tercihini savaştan, bu yolla Kürtleri ve PKK’yi zayif düşürmekten yana yaptı.
Devletin demokratik reformlara ve çözümlere açık olmadığı bir kez daha net görülmüş oldu. Kırk yıldır direnen ve haklarını arayan Kürt halkı gördü ki devletin ve hükümetin mevcut zihniyetiyle sorunları çözülmüyor. Artık onlara olan güvenini yitirdi. Bir halkın kendisini çözümsüz bırakması açık ki, kabul edilemez. Ayrıca Kürtler artık örgütlü ve deneyim kazanmış bir halk haline gelmiş. Eskisi gibi bilmez ve çaresiz değiller. Ankara’ya öz yönetim kararlarıyla “Madem sen beni kötü yönetiyorsun ve halk olarak taleplerimi görmezden geliyorsun, öyleyse ben de sen olmadan da kendi reformlarımı yapar ve artık kendimi kendim yöneteceğim” dedi.
Öz yönetim ilanları biraz hazırlıksız yapıldı. Sınırlı bazı bölgelerde, biraz da hendek ve çatışmalarla gündeme geldi. Bu devletin işine yarayan bir görüntüydü. Ama işin özü öyle değildi. Atılan adım Kürdistan’daki en anlamlı ve en önemli adımdı. Kürtler onlarca yıldır direniyorlar, savaşıyorlar. Hedefleri de kaderlerini ellerine almaları, kendi kendilerini yönetmeleriydi. Öz yönetimlerle yapılan işte bunun kendisiydi. Yani direnişlerin sonuçlarını derleme, bir yerde direnişleri sonuçlandırmaydı. Açık ki, Ankara’nın zihniyeti bunu anlamaktan ve kabullenmekten çok uzaktı. Halkların taleplerine hep kılıç çekmiş ve kelle uçurmuşlardı. 21. yüzyılda da kafaları değişmiş değildi. Bu açıdan Kürtlerin, demokrasi isteyenlerin öz yönetimlerini ilan etmeleri yetmezdi. Onları saldırılar karşısında savunmaları da gerekirdi. Öz savunma bu ihtiyaçtan ortaya çıkıyor.
AKP hükümeti öz yönetim ilan eden bölgelere karşı hemen saldırıya geçti. Sorunu bir çatışma ve terör sorunuymuş gibi göstermeye ve şiddete indirgemeye çalıştı. Ancak halkın direnişi ve öz yönetimleri sahiplenmesi AKP’nin bu oyununu büyük oranda boşa çıkardı. Cizre direnişi bu anlamda öncü bir rol oynadı. Cizre direnişinde ortaya çıkan en önemli sonuçlardan birisi de devletin valileri, kaymakamları ve onları atayan hükümetleri açık halk düşmanlarıdırlar. Yirimiden fazla sivil, çocuk ve kadın katledilirken, basına çıkıp “Sivil ölümleri yok” dediler. Bu, katliamci bir zihniyetin tarihte kalmadığını, günümüzde de görev başında olduğunu bir daha gösterdi. Diğer önemli bir sonuç da halk devleti artık kendi yaşamından, pratikten tanıyor. AKP ve devlet basını Kürtler nezdinde tüm inandırıcılığını yitirmiş durumda. AKP basını tamamen “Anadolu’dan görünüm” programlarına dönüşmüş. Yani her yönüyle katliamlara çağrı yapan, ona çanak tutan, halktan ve adaletten, vicdandan kopmuş bir basın olduğunu deşifre etti.
Kürdistan halkı direndikçe, tüm bölgeler ve halk güçleri birbirlerini sahiplendikçe devletin her türlü oyununu ve saldırısını boşa çıkarabilir. Eğer Erdoğan ve hükümetinin saldırgan ve katliamcı yüzü açığa çıkmışsa bu direnişler ve örgütlü duruşlar sayesindedir. Yalanda ve şiddette ısrar ettikçe de batmaya devam edeceklerdir. AKP ve Erdoğan yıllardır Kürtlerden aldıkları destek ve çözüm için kendilerine şans verilmesi sayesinde iktidardaydılar. Maskeleri düşüp Kürtler desteklerini çekince de hükümetten düştüler. Kürtlerle savaşıp onlara düşmanlık yaptıkça da batmaya, kaybetmeye devam edeceklerdir.
Erdoğan ve Türk egemenlerinin bir kısmı asker ve polis cenazelerinde de görüldüğü gibi tepkiler kendilerine yöneldikçe köşeye sıkıştılar. Savaşın derinleşip tırmanması bu yönüyle Erdoğan ve hükümeti için tam bir kabus olmaya başlamıştı. Erdoğan’ı bu kabustan kurtarmak için tepkileri onlardan Kürtlere, PKK’ye yönlendirmeye çalışıyorlar. Tam bir ironi. 28 Şubatçılar Erdoğan ve hükümetine karşı bayrak mitingleri yapıyorlardı. Şimdi de Erdoğan’ı ve hükümetini kurtarmak için bayraklı “teröre hayır” mitigleri organize ediyorlar.
Türk hükümetleri ve egemenlik sistemi ne zaman sıkışsa, bayrakları kirli oyunlarını ve suçlarını ötme aracına dönüştürüyorlar. Bu yürüyüşleri organize edenler neden bir gün ortaya çıkıp “Kürtleri inkar etmek suçtur. Asimilasyon insanlık suçudur. Kürtlerin haklarını verelim” demedi? Cizre’de bu kadar sivil katledildi, neden onlar kınanmıyor? Neden demokrasi ve barış eksenli bir çıkış yapılmıyor, mitingler düzenlenmiyor? Mitinglerin MİT ve devlet organizeli olduğu, özel savaşı besleyeceği, devletin şiddetini örtbas edip yeni saldırıların zemini olacağı açıktır.
Hiç kimse Erdoğan’ı ve Kürtlere karşı işlenen suçları bayrağın arkasına saklayıp kurtaramaz. Türkiye’ye ne olmuş? İşgal mı var? Dış güçler mi saldırmış, bu bayraklara sığınma nedeniniz ne? Kürtler üzerinde boğucu bir egemenlik kurdunuz. Bu egemenlikten biraz vazgeçin, bırakın Kürtler de nefes alsın, kendi kimlikleriyle yaşasınlar demek Türk egemenliğini tehlikeye mi atıyor? Kimse sizi egemenliği altına almak istemiyor. Egemenliğinizi biraz gevşetin, bu kadar yok edici ve inkarcı olmayın, deniliyor. O bayrak artık sizi kurtaramaz, suçlarınızı gizlemenize izin verilemez. Akıl yoluna, barış ve demokrasi tercihine geliniz. Unutun artık, bir daha Kürtlere boyun eğdiremeyeceksiniz. Cizre, Cizre olarak kalmayacaktır. Cizre artık Kürdistan’dır.