Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi'nden genç kadın ve erkekler barikatlar kurup hendekler açıp kendi kentlerini, ülkelerini savunmaya başlayınca, ''Nerden çıktı bu hendek ve barikatlar'' diyenler şimdi Demokratik Özerklik için DTK’nin yazılı bildirgesine saldırıyor. HDP Eşbaşkanları başta olmak üzere Kürtlerin seçtiği bütün milletvekili, belediye başkanı ve meclis üyelerini ise tutuklamakla tehdit ediyor.

Türk rejim güçleri tarafından öldürülen Kürt bebekleri, çocukları, anneleri, gençleri ve yaşlıları için bir satır yazmayanlar, devletin sıkıyönetim uygulamalarını görmezden gelen, "düşman güçlere karşı vatan savunması yapan TSK’nin" tanklarının Kürtlerin evlerini bombardımana tabii tutmasını ise normal görüyor. Bu durum Kürtler için tuhaf değil. Anlaşılır. Ama Türkiye Cumhuriye’nin diğer bütün yurttaşları için tuhaf ve karşı gelinmesi gereken bir durumdur. 

Eğer Kürtleri kendi yurttaşı gibi görüyorsa TC, Türk ordusu neden Kürtlerin evlerini tanklarla toplarla bombalıyor! Eğer Kürtler eşit vatandaşsa neden Kürtlerin verdikleri oy "milletin iradesi" olarak sayılmıyor? Kürtlerin demokratik siyaset üzerinden çaba gösterip başarılar elde etmesi Türk devletini neden ürkütüyor? Örneğin 2014 yerel seçimleri, 2015 Cumhurbaşkanlığı seçimleri, 7 Haziran 2015 genel seçimleri hatta 1 Kasım 2015 erken genel seçimlerinde Kürtlerin oy verdikleri siyasi partiler ve şahsiyetler neden temsil hakkını yürütemiyor. Bu son dönemde yaşananları anlamamız açısından önemli bir parametre.

İkinci yön, Kürtlerin Suriye, Irak ya da İran’daki kazanımları ya da olası kazanımları neden Türk devleti için "kırmızı çizgi ve müdahele gerekçisi"dir? Kürtlerin kazanımları Türklerin hangi manadaki egemenlik hakkını ihlal ediyor? Kürtlerin statü kazanması, özgür toprak parçalarında kendilerini özgürce ifade etmek istemesi neden Türk devletini ve Türklerin her siyasi hali için tehdit haline geliyor? 

Üçüncü yön, eğer Türk devleti Kürt meselesini siyasi, askeri, toplumsal ve tarihi bir sorun olarak tarif edemezse ve bu sorunun yüz yıllık mesele olduğunu bilince çıkaramazsa kendisini sadece "ara rejim" sistemi ile sürdürmeye kalkar. Ki zaten "ara rejim"ler Türk siyasi tarihinin her kesitinde kendisini farklı biçimde ifade etmiştir. CHP’nin "tek parti dönemi" sonrasında 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat darbeleri ile oluşan sistemler de böyledir. AKP’nin iktidara gelmesi ise başlayan süreçlerde "ara rejim" süreçleridir. AKP darbe içinde darbeler yaparak kendisini iktidarda tutan bir siyasi gelenek oluşturdu. Hukuk darbesi, siyaset darbesi, ekonomik darbeler, Saray darbesi AKP’nin siyaset tarzının sonucu olarak ortaya çıktı.

Şimde işte bütün bu üç yönün toplamından ortaya çıkan sonuç şudur: AKP Türkiye toplumunu ve kendisine sorun teşkil edecek bütün muhalefet dinamiklerini teslim aldı. Geriye Kürt siyasal hareketi ve onun en yakınındaki Türkiyeli demokrasi güçlerinin dinamikleri kaldı. AKP şimdi geleneksel Türk devletinin Kürt karşıtı, inkar ve imha siyasetini güncelleyerek, Kürtlere karşı geniş bir Türk ittifakı yaratarak sonuç almak istiyor. Kürtlerse buna direniyor. Direniş bir yana artak Kürtler atağa geçiyor.

Şu ana kadar kendilerini savunma sistemi içinde tutan Kürtler artık direnişlerini aktif hale getiriyor. Barikat ve hendek savunmaydı. Ancak devletin baskı ve zor aygıtları daha güçlü saldırıya geçince Kürtler savaş ve çatışmayı dar alanda tutmayacaklarını ifade ediyor.

Bu nedenle Rojava Devrimi başladığında yüzü kapalı genç erkek ve kadınların oluşturduğu savunma birlikleri, YPG ve YPJ gibi güçler artık Şırnak, Amed, Colemêrg, Mardin gibi kentlerde kendisini Sivil Savunma Birlikleri-YPS olarak adlandırarak kuruluşunu ilan ediyor. Yani Kürdistan’da halk silahlanıyor. Kendisini savunacak askeri sistemler kuruyor. Peki denilecek ki gerilla yok muydu? Gerillanın varlığı tarihi ve sosyolojik olarak farklı. Gerilla zaten kentlerde devreye girerse durum Türkiye açısından büyük bir çöküntü olacaktır. 

Nasıl ki Mexmûr, Kerkük, Hewlêr, Şengal ve Kobanê başta olmak üzere birçok yerde gerillalar DAİŞ faşist çetelerine ağır darbeler vurdu ve bu bölgelere koruyup özgürleştirdilerse, Cizre, Silopi, Sur, Nusaybin vb. yerler başta olmak üzere diğer bölgelerde de gerillalar Türk rejim güçlerini geriletecek bir güce sahiptir. 

Türk devleti ve onun siyasi uzantıları Kürt gençlerinin öncülük ettiği bu direnişi hiç hafife almasın. Nasıl ki Halep’teki Kürt mahallelerinde Kürt askeri güçleri varlığını sağlıyorsa İstanbul, Mersin ve Adana başta olmak üzere Türkiye kentlerinde de Kürtler bunu yapacaktır. İşte o zaman Türkiye’nin nasıl Suriyelileştiğini dünya alem görecektir.