Oysa bir süredir Cizre’de Kürt halkına yönelik saldırılar zaten devam ediyordu. Uzun zamandır Cizre'de polise ait araçlar plakasız gezmekte; bu araçlarda hoparlörlerden mehter marşları çalınarak, bu ırkçı-savaş müzikleri ile Kürt halkı ve özellikle yurtsever gençlik tahrik ediliyordu.
Cizre’de 90'lı yıllar devlet eliyle yeniden diriltilmişti. Zaten devletin ‘çözüm süreci’ yalanıyla oyalama ve aldatılma hissiyle beklemekte olan Kürt halkına yönelik soykırım hız kesmeden sürüyordu. Hrant’ın katillerinden olan, cinayet sırasında Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü'nde amir Ercan Demir’i, AKP Devleti kısa süre önce Cizre’ye tayin etmişti. Hizbul-Kontra, devletin şefkatli elleriyle tekrar hortlatılmaya çalışıldı. Ve 27 Aralık'tan bu yana Cizre’de, biri genç 6 Kürt çocuğu öldürüldü.
Ve sonuncusu: 12 yaşındaki Nihat Kazanhan güvenlik güçlerinin mermisiyle can verdi. Ne zaman öldürüldü? Sayın Öcalan’ın Cizre halkına sükunet öneren mesajının iletileceği gün.
Provokasyon da, sabotaj da başarıya ulaştı.
***
Hemen sonra Cumhuriyet gazetesinin, Charlie Hebdo ve IŞİD canileri tarafından katledilen 12 kişiyle dayanışmak amacıyla Hebdo’nun yeni sayısında yer alan karikatürlerin ve yazıların bir kısmını içeren 4 sayfalık bir seçki yayınlaması üzerine, hırsızlar-yolsuzlar ve sabotajlar koalisyonunun şefi Davutoğlu, Batı’da yakın hedefi gösterdi: "Türkiye’de… birileri Hazreti Peygambere hakaret niteliği taşıyan bir karikatürü, görüşü basıyorsa burada bir tahrik vardır. Bu ülkede, Hz. Peygambere hakaret edilmesine izin vermeyiz, bu çok açık ve net ilkesel tutumdur. Herkes bunu böyle bilmelidir. Bu konu ilgili basın kuruluşları nezdinde de izah edilmiştir. Neredeyse gelin bize saldırın diye hakaret karikatürü basacaksınız, güvenlik güçlerimiz tedbiri alır."
Oysa Cumhuriyet gazetesinde peygambere ilişkin herhangi bir karikatür ya da yazı yer almıyordu. Ülkenin başbakanı, olmayan bir suçla suçlayarak, Cumhuriyet gazetesini açık saldırı hedefi olarak gösteriyor ve sadece polisi değil, ne idiği belirsiz "birileri"ni de eyleme çağırıyordu. Demek ki Batı’da linçlerde artış olacak.
***
Demokratik Toplum Kongresi Eşbaşkanları Hatip Dicle ve Selma Irmak, "Hükümetin, üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmemesi, sivil ölümlerine göz yumması veya faillerinin ortaya çıkarmaması, süreci tehdit eden bir boyuta ulaşmıştır… Mevcut durum büyük bir sabırla yürütülen barış sürecini sona erdirecek boyutlara varmış bulunmaktadır" diye açıklama yaptılar.
Oysa, ortada süreç yok ki ona yönelik bir tehditten söz edebilelim. Süreç KCK tutuklamalarında, Paris Katliamında, Roboskî’de bitmişti zaten. Ve Devletin sürdürdüğü bu eylemin adı, süreç falan değil, açık bir soy kırımdır.
Bunu böyle söylemek, gerçeği kendisiyle tanımlamak gerekir.
Gerçekte süreç: "Türk düşmanı" paranoyasının Kürdistan’daki mehter marşlarıyla süslenen kanlı soykırım eylemleriyle, "İslam düşmanlığı" paranoyasının Cumhuriyet’e ya da AKP’ye muhalifi başka hedeflere yönelik "tekbiiirr! Allah u ekber" sloganlarıyla sürdürülecek "gâvur avı"nın kucaklaşacağı bir" süreç olacaktır.