Şırnak Valiliği ulusal ve uluslararası yasaları ve hukuku ihlal ederek 120 bin nüfuslu Cizre’de 4 Eylül'de geçerli olmak üzere sokağa çıkma yasağı ilan etmişti. Devlet, devletin şiddetine ve dayattığı yaşama itiraz eden, kendi yaşamları üzerinde söz, yetki ve karar sahibi olmak isteyen Cizre halkına yönelik saldırısında sınır tanımaz hale gelmişti.
Yirmiyi aşkın çocuk, kadın, yaşlı, genç 'terörist' ilan edilerek öldürülmüştü. Vicdanlar sarsılmıştı. Başta DBP olmak üzere bazı parti ve STÖ'ler Cizre’nin hawarına ses vermeye başlamıştı.
Ablukayı kırmak için halkın ve bu kurumların demokratik eylemlerine yönelik devletin, güvenlik güçlerinin saldırı ve engellemeleri had safhaya varmıştı. Denebilir ki, devletin Cizre’ye uyguladığı ablukayı kırmak için gemilerin yakılması; yeni sürecin dili haline gelmişti.
Kürt Yazarlar Derneği ve Kürt Pen de politik görev, ahlaki ve vicdani sorumluluğun gereği olarak ablukaya karşı tavrını ve istencini ifade etmek üzere Cizre’ye gitme kararı aldı. Bunu sokağa çıkma yasağı kararının kaldırılmasından bir gün önce kamuoyuyla paylaşmıştı.
Şırnak Valiliği, 15 kişiden oluşan yazarlar heyetinin Diyarbakır’dan hareket ettiği saatlerde sokağa çıkma kararını dokuz gün sonra yürürlükten kaldırmıştı.
En sonuncusu Cizre’ye 3-4 km olan devletin kontrol noktasını geçtikten sonra kent merkezine ulaştık. Öldürülen ve günlerce kaldırılmayan hayvanların, elektrik kesintisi nedeniyle kasapların buzdolaplarında mavi küfü görünür hale gelen ve kokmaya başlayan etlerin ve yine günlerce toplanmayan çöplerin ağır kokusu bize ilk merhaba diyen oldu.
Başta 8 günlük ablukaya direnen mahalleliler olmak üzere bütün Cizreliler dört yol denilen alana sel gibi akıyordu. Kendimizi bu on binlerin içinde erir halde bulduk. Alan hıncahınç doldu.
Cizre’yi terk etmeyeceğiz
İnsanlar bir yanda sloganlarıyla direnişlerini selamlıyordu, diğer yanda birbirlerini uzun zamandır görmemiş gibi bayram havasında kucaklaşarak birbirlerini kutluyorlardı. 8 günlük direnişin öyküleri kitle içinde dalgalanmaya, başlamıştı.
"Cizre halkı artık 90’lı yılların halkı değildir. Haklarımızı her koşulda savunacağız. Asla Cizre’yi terk etmeyeceğiz."
"Cizre'de 8 günlük resim şuydu. Bizler Filistin halkı gibi olmuştuk bize zulüm eden ve öldüren devlet ise sanki Yahudi devleti gibi olmuştu. Ama biz direndik. Bu direnişimizle kazandık."
Alandan ayrıldıktan sonra ablukanın en sert biçimde uygulandığı, öldürülmelerin en fazla yaşandığı ve direnişin en fazla gösterildiği Nur Mahallesine geçtik. Yakıp yıkmanın el değmemiş halini görme fırsatını yakalayan birkaç kurumdan biri olmuştuk.
Devlet 8 gün boyunca sadece bu mahallenin birbirine paralel ve mahalleyi kuzeyden güneye boydan boya kat eden iki caddesine zırhlı araçlarıyla yerleşmiş, o caddelerde ve oradan; duymak ile görmek arasında dağ gibi farkı olan bir vahşeti halka yaşatmıştı.
Patlatılan trafolar, yakılan evler, elek haline getirilen duvarlar, tahrip edilen dükkanlar, silahla taranmış güvercinler, arkasından bize ateş edilebilir korkusuyla avlu kapısı parçalanan ve duvarları yıktırılan evler, barikatlar, dayanışmak ve yiyeceği paylaşmak için duvarlarda delikler açılarak birbirine bağlantılandırılan binalar, patlatılan su boruları, hendekler, kurşunlarla nakşedilen araçlar, savaşlarda veya savaş hukuku uygulanan çatışma alanlarında sivil yerleşim yerlerine yönelik kullanılmayan, kullanılması yasak olan uçaksavar mermisine ait patlamış kovanlar vs...
Yaşayanlar anlattı
Kurum adına Cizre’ye giden bizler, bazen toplu bazen de tek tek; kadın erkek, yaşlı, genç ve çocuk en azından yaklaşık 50 aile ile görüştük.
Anlatımları; "Polislerin hemen hemen tümü dışarıdan getirilenlerdi. Bize yönelik soykırım mantığıyla hareket ediyorlardı, tüm Cizre’yi kırımdan geçirmeye çalışıyorlardı."
"Polis bizim mahalleye girmesi zordu ama mahallemizin kuzeyinde bulunan Belediyeye ait Kültür Merkezine yerleştirilen zırhlı araçlardan bu caddelere aralıksız ateş edildi. Polisin zırhlı araçları bu nedenle bu caddelerin bazı noktalarına yerleşebildi."
"Keskin nişancılar sokaklardaki tüm canlıları hedef alıyordu. Mahallemize yönelik ağır silahlar çok kullanıldı. Elektriğimizi ve suyumuzu kestiler."
"Günlerce cenazelerimizle birlikte yattık. Ne yaralılarımızı hastaneye götürebiliyorduk ne de cenazelerimizi defnedebiliyorduk" .
"Tüm bu zulme rağmen, her türlü işkenceyi, baskıyı, acıyı yaşamış çocuklarımızla, gençlerimizle birlikte mahallemizi koruduk."
"Devlet adeta kepenklerini indirmişti. Egemeniz dediği bu ilçede asker ve polise ait kurumların dışında açık olan resmi kurum yoktu."
"Mahalleli olarak gıdalarımızı paylaşıyorduk. Abluka sürseydi dahi, çok sınırlıydı ama azından 10-15 günlük gıda malzemelerimiz vardı. Abluka döneminde mahalle bakkallarının arka duvarından açılan deliklerden parasıyla ve aynı fiyatla alışverişimizi yapabiliyorduk."
"Dükkanım devlet tarafından tahrip edildi ama halk hiçbir eşyama zarar vermedi, çalmadı."
"Çocuk olarak korktum. Çünkü Kanas (çocukların kendi ifadeleridir) silahları kullanıyorlardı."
"Bizim mahalleye yönelik saldırı artınca diğer mahallerdeki halkımız yükümüzü azaltmak için bazen eylemlikler yapıyordu."
"Çoğu kez çocuklarımla sofrada iken taramalar, silahlı saldırılar yapılıyordu. Öyle bir hale gelmiştik ki artık o anlarda soframızdan da kalkmıyorduk."
"Telefonlarla dış dünya ile bağlantı kuramıyorduk. Sivil siyasetimiz bu ablukaya karşı yapması gerekenleri yapmadı. Son iki üç günde bir harekelenmesi oldu, o da çok yetersizdi."
"Sadece bizim sivil siyasetimiz değil, el uzattığımız Türkiye halkları ve Türkiye devrimci potansiyeli de sessiz kaldı."
"Bize yaşatılanlardan şunu anlamış bulunuyoruz: Bu devletle, bu devlete inanan, onun gibi bize bakan halkla bir arada yaşama şansımız yokstur."
Saatler ilerlemişti. 8 günlük abluka altında yaşam savaşı veren halk, sofrasını bizimle paylaşmak için defalarca ısrar etmişti. Israrların sonunda, getirilen sımsıcak iki saç ekmeğinin köşesinden küçük bir parça alırken iç dünyamda büyük bir utanç dudum. Ve şuna kanaat getirdim; bu direniş bana ve benim gibi yaşayanlara da bir isyandı.
Bizimle çok şey paylaştılar. Ancak yazının kapsamı aşılıyor.
Sonuç olarak şunu söylemek gerekir. Devlet Cizre’de, birlikte yaşam duygusunu temelden yakıp yıktı.