Nürnberg’de bu yıl 21. kez gerçekleştirilen Türkiye-Almanya Film Festivali’nin bu yıl ki onur konuğu, Kadir İnanır idi. 

Kadir İnanır, beyazperdenin, ezilenlerin yanında yer alan dürüst, onurlu ve koruyucu kahramanı, harbi delikanlı tipine en çok yakışan sinema sanatçılarındandır. Bu haliyle Polat tip-modelinin bir kanser gibi toplumu ırkçı milliyetçilikle zehirlediği bir çağda, Kadir İnanır, yeni yetme Sedat Pekerli mafyacıların değil Tatar Ramazan’ların kuşağından gelme bir kahraman; topluma tepeden bakan elitist bir salon erkeği değil Al Yazmalı’ya tutsak olmuş sevdalı şoför yüreğidir. Onun sanatında, tiplediği mafya tipinde bile bir halkçılık, bir ezilenlerin yanında yer alma hali, bir onurluluk ve adaletin direnişi vardır.

***

Sanatçının toplumdaki rolünün ne olması gerektiği hep tartışma konusu olmuştur. Devlet kaynaklarıyla beslenen rant düşkünlerine inat, Türk devletinin Cizre’de, Sur’da, Şırnak’da, Nusaybin’de ve kuşatılmış diğer Kürt kentlerinde başlattığı soy kırım girişiminde, Kadir İnanır katliamı kınayarak Kürt halkının yanında bir duruş sergilemiştir. Onun bu özgürlükçü duruşu, "bizim gibi ülkelerde demokrasinin sürdürülmesi için Askeri darbeler gereklidir" diyebilen militer-darbesevici meslektaşlarından önemli farkıdır.

Tarih bize Salvador Dalli’nin "inandığı için değil ama sanatını yapabilmek aşkına" NAZİZM’e teslim olduğunu anlatır. Ünlü, büyük ressamdır. 

Ama her bedeli göze alarak zulüm sistemine direnen Picasso, o gün insanlığın vicdanının sesi olmayı seçtiği için bu gün de o onuru sürdürmektedir. Önemli, büyük insandır! 

***

Bu kez Festival’in Açılış etkinliği, Kadir İnanır’ın yansıttığı karaktere uymadı! Festival’in onu "Onur konuğu" olarak çağırmasına tam da, "bu tercih, günümüzün soykırım girişimlerine karşı, toplumu yüreklendirebilecek çok doğru bir tercihtir" diyeceğimiz an, Festival Yönetimi peş peşe geliştirdiği yanlış tutumlarla lokmamızı kursağımızda bıraktı. 

Festival’in açılışında, Türkiye Devleti’nin temsilcisi olan başkonsolosun konuşması anında, "Türkiye’de Kürt halkına yönelik katliamlara son" sloganı atıp pankart açmak isteyen bir grup devrimci demokrat protestocunun eylemi, yönetimin engelleyici müdahalesi ile yüz yüze geldi. 

Türkiye’deki benzeri demokratik eylemlerde yaygın devlet uygulaması olarak gördüğümüz yöntem bu kez Nürnberg’de Festival sahnesinde boy gösterdi: Eylem, önce doğrudan zor kullanımıyla bastırılmak istendi. Sonra, eylemcilere karşı polis çağırıldı. Yetmedi, eylemi gerçekleştirenlere yönelik festivale katılma yasağı uygulandı. Ve en kötüsü, basın yanlış bilgilendirilerek gerçeğin saptırılması yoluna gidildi. Basın açıklamasında protestocular, "Kürt milliyetçileri ve aşırı sağ" diye tanıtılıp onlara iftira atıldı. 

Bu büyük bir rezalet ve kendi tarihi içinde festivale sürülmüş en kara leke oldu. Zira "Türkiye’de katliama son" sloganıyla başlayan eylem, ne Kürt milliyetçisi bir grubun ne de hayali aşırı sağın bir tepkisi olamazdı. Eylem, Nürnberg’de varlıklarını sürdüren demokratik kurum, dernek ve şahsiyetlerin oluşturduğu "Bündnis für Frieden in Kurdistan" ve destekleyen "Demokratik Güç Birliği"nin etkinliğidir.

Elbette bir protestonun önceden bildirilmesi bir zorunluluk olamaz. Kaldı ki, festival böyle bir bilgi paylaşımı için güvenilir ilişkilere sahip değildir. İkincisi, barışçıl bir demokratik hakkın kullanılması izne tabi olamaz. 

***

Unutmamak gerekir ki bu festivalin tabanı, protesto anında derdest edilerek dışarı atılmaya çalışılan toplumsal vicdana sahip duyarlı gruplardır. Ve bu büyük toplumsal taban "ne olursa olsun Festivalin bekası" diyenlere karşı, "ne olursa olsun insan, barış ve özgürlüğün bekası" inadını sürdürecektir. 

Festivali dün olduğu gibi bugün de destekleyen protestocuların hedefi elbette Festivalin kendisi ya da konukları değildi ve eylem içinde de bu yaklaşım dillendirildi. Yaşamlarını sadece festivalle sınırlamak isteyen bir anlayış, halkların vicdanı olan bu protestocuların sesine kulak vermeli; insanlığın katline sessiz kalmayı yeğlememeliydi. 

Ben her şeye rağmen festival yönetiminin kendi davranışını bir kez daha değerlendirerek bu protesto eylemini düzenleyen kurumlardan ve genel olarak demokrat kamuoyundan özür dileyeceğini umuyor ve bekliyorum.