Hatırlamakta fayda var; 25 Kasım, Dominik Cumhuriyeti Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele eden Clandestina Hareketi'nin öncülerinden olan Patria, Minerva ve Maria Mirabel kardeşlerin diktatörlük tarafından tecavüz edilerek katledilmelerinin yıldönümüdür. 25 Kasım, 1981'de Güney Amerika Kadın Kurultayı’nda "Kadına Yönelik Şiddete Karşı Dayanışma ve Uluslararası Mücadele" günü olarak kabul edildi. 25 Kasım’da bütün dünyada kadınlar şiddete karşı bir araya geliyor.

Savaş ve çatışma ortamında devletler erkek egemen militarist politikalarla kadın bedenini her zaman silaha dönüştürüyor. Varto’da Ekin Wan’ın kaldırımda sergilenen çıplak bedeni bunun en yakın zamandaki tezahürü. Ekin’in cansız bedenine işkence ederek yapılmak istenen, direnen kadın kimliğinin aşağılanması, direnişi kırarak direnen güçleri geriletmekti.

Abluka altına alınan Cizre’de tam tersine direniş yükseltildi. Ablukanın ardından 9 gün aç susuz direnen halkla görüşmeye giden Barış İçin Kadın Girişimi’nden kadınlar orada demoralize olmuş kadınlar görmedi. Aksine öz örgütlülüğünü ve öz savunmasını geliştirmiş, güçlenmiş kadınlar gördü. Tanıklıklarını şöyle anlatıyorlar; "Feminist bir algıda seçicilik ile ilk gözümüze çarpanlar; Kürt halkının örgütlenmesinin tamamlandığı yerlerde" ikinci evliliklerin yasaklanması; şiddet uygulayan erkeklerin evden [hakiki!] uzaklaştırma cezalarıyla engellenmesi; örgütlenmenin her aşamasında kadın temsilinin yüzde elli olması; parti eylem ve etkinliklerinde kadınların çarşaf giymemesi…" (SFK) Kürt kadınlarının başardıkları bunlar.

İktidarlar kendini inşa etmede ve sömürü politikalarını hayata geçirmede de kadın bedenine saldırmaya sık sık başvuruyor. Biz bunu son 13 yıldır AKP’nin eskiyen devlet statükosunu geriletmesi sürecinde ve yaratılan boşluğun muhafazakar, neo-liberal otoriterlikle doldurulması esnasında deneyimliyoruz. 

Erdoğan ve AKP defalarca hedefine kadınları alarak, kendi iktidarını pekiştireceği ideolojik ve sosyal zemini üretmeye çalıştı.

Erdoğan’ın "Ben zaten kadın erkek eşitliğine inanmıyorum. Kadın ile erkek eşit olamaz; fıtrata aykırı" her şeyin bir özeti olarak da kabul edilebilir. 

Bu süreçte en çok kadınların doğurganlığı üstünde baskı kurulmasına tanıklık ettik. Devletin bekası için gerekli olan dinamik nüfus bu söylemin merkezinde durmaktaydı. Döne döne üç çocuk istenmesi, hatta bunun 5’e çıkarılması, 1 Kasım seçimlerinde Davutoğlu’nun çöpçatanlık vaadi sermaye birikim sürecine hizmetindeki politikalara kadın bedenini monte etme çabaları olarak okunabilir. Kürtaj hakkı üstündeki fiili yasaklar ve "tecavüzden de olsa doğurun devlet bakar" gibi kadını hiçleştiren aşağılık açıklamalar sermayenin bekası için genç nüfus politikasının nasıl bir idefikse dönüştüğünün ortaya dökülmesinden başka bir şey değil. Buna çocuk yaşta evlenmenin yolunu döşeyen 4+4+4 eğitim politikasından, ailenin korunmasını merkezine alan politikalara kadar pek çok şey eklenebilir.

Bütün varılmak istenen hedefler sermayeye hizmet için ve İslam soslu AKP rejimine hizmet için hazır ve nazır olacak bir kadın profilini gerekli kılıyor. Kadınların "enerji hanımlar" olarak karıncalar gibi üretecek ve hem evde hem işte sermaye birikimi havuzunu kar taşıyacak. Ucuz emek havuzunu oluşturmaya devam ederken bir yandan da evdeki dersleri de çalışacak, itiraz etmeyecek. Aksine erkeğe ve devlete itaat edecek. Bunu yaparken elbette başörtülü kimliği ile istediği kamusal alana girip çıkabilir. O yüzden de illa ki istihdamda da kadınlar artmalı. Esnek işlerde, evden yapılan işlerde, taşeronda, kah çalışılan kah eve dönülen işlerde hep kadınlar en çok olmalı. 

Bütün bu politikaların sonucu olarak kadınlar sadece hem evde hem işte çifte sömürüye maruz kalmayacak, aynı zamanda Serapool'de ve Rimaks’da olduğu gibi erkek şiddetine, taciz riskine açık koşullarda çalışacak. Erkek devletin adalet sistemi ve erkek egemen bürokratik sendikal yapılar da kadınları korumayacak.

Kız çocuklarına tecavüz edenler "rızası vardı" gerekçesiyle cezasız kalabilecek. Yüzde 1400 artsa da kadın cinayetleri durdurulamayacak hatta kadınların yaşam hakkını elinden alanlar cezasız kalacak ya da düşük cezalar alacak. 

Bütün bu tabloya bakınca Cizreli kadınlardan öğreneceğimiz çok şey var gibi görünüyor.