
“Bir insandan aynı anda hem çoban hem kasap olmasını bekleyemezsiniz” ya da “bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılmaz kardeşlerim…"
Her iki önerme de bizi derin bir kuyuya çekiyor. Başında çıkar ittifakının olduğu...
“Çobanlar ve Kasaplar” (Shepherds and Butchers) adlı 2016 yapımı filmi izlerken, şu an Baxoz’da son nefesini veren DAİŞ’lilerin esaretinin ne şekilde biteceğini düşündüm.
Bir sonuca varılması gerekiyor artık. Suriye ve Irak’ın bir bölümünde sistematik, bazı Afrika ülkeleri ile Avrupa’da tekil-toplu ölümleri gerçekleştirmiş bu karanlık örgütün son kalanlarına ne olacak? Belli ki hiçbir ülke aralarında kendi vatandaşlarının da olduğu bu caniler için masraf yapmak istemiyor.
Ne cezaevlerinde onları yatırıp beslemek, ne de resmiyette dahli oldukları bir savaş için mahkeme kurmak...
Savaşı en fazla zarar görenler kazandı, bitiş ipini onlar göğüsledi. Ve sonra?
Yazının başındaki ilk cümle “Çobanlar ve Kasaplar” filminden.
Nedeni anlaşılamayan bir şekilde yedi kişiyi öldüren ve idam cezası ile yargılanan bir gardiyan ve davasını üstlenen idam cezası karşıtı bir avukatın hikayesi. Angola’daki savaşa katılmamak için askerlikten kaçan 17 yaşındaki Leon, bir cezaevinde iş bulur. Kimseyi öldürmek zorunda kalmayacağı için mutludur. Ama daha işinin ilk gününde 7 Afrikalının idam edilişlerini izler. İkinci gün, üçüncü gün, dördüncü gün 7’şer 7’şer idam edilir tutuklu Afrikalılar... O sene Güney Afrika’da tam 164 kişi asılır. Leon bunca yaşadıklarının karşısında başka birine dönüşür artık. Zor bir günü tamamlamak üzereyken aracını sıkıştıran bir minibüsü takip eder ve minibüsün kapısının açılmasıyla inen 7 Afrikalı futbolcuyu 13 kurşunla öldürür.
Neden öldürdüğünü bilmez ama öldürdüğünü bilir. Cezası idam! Yine de “adalet” ona bir avukat atar. O avukat, davaya tersten bakarak, aslında öldürmemek için askerlikten kaçan birinin nasıl bir ölüm makinesine dönüştürüldüğüne dikkat çekmek ister ve film gittikçe ilginç bir hal alır. Yaşanmış bir hikayeden uyarlanan bu film, benzer durumlarda insanların nasıl bir sabra ve merhamet duygusuna sahip olması gerektiğine işaret eder. Evet kabullenmesi zor, özellikle yakınları öldürülen ve birebir o ağır ölüm tezgahlarından geçmiş olanlar için sindirilmesi imkansız bir önermedir sabır ve anlayış.
Hakim, savcı, jüri, yakınları öldürülenler ve dava avukatı ve hatta savunma avukatı iknadır Leon’un katil olduğuna. Hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde net olan bu durumda aksi bir karar verilmemesi gerekir ama avukat ruhsal gerekçelerin yarattığı bir cinayette tek sorumluluğun Leon’da olmaması gerektiğini ispat eder. Çarpıcı sorulardan biri de “sence devlet insanları öldürmeli midir?” şeklinde. Bu sorunun itirazı, genç Leon’dan “hem çoban hem kasap” olmasını bekleyen devletin sorumluluğudur.
***
Bizi yol ayrımında bırakan bir soru.
DAİŞ’in daha ilk günlerinde özellikle Avrupalı katılımlar sorgulanmıştı. Bu insanlar neden vahşetin bir parçası olmak için koşuyorlar? Onları ne itiyor?
Bu sorular geldikleri ülkelerin boynunun ipi olsun, biz vahşetin mağdurları tarafında kalarak “peki bizim suçumuz neydi?” diye soracağız ve elbette kefaretin eksiksiz ödenmesini isteyeceğiz. Hepsi masum ve bunalmış, yoldan (?) çıkmış, çıkarılmış, kandırılmış olabilir. Ama onca masum insanın 200’er, 400’er öldürülüp toplu gömülmesine, onca çocuğun vahşi şekilde öldürülmesine, yüzlerce kadının tecavüz edilerek satılmasına ve binlercesinin katledilmesine sağlam bir gerekçe üretmek de yetmeyecek, yaratılan devasa boşluğu doldurmaya.
İnsanlık suçu işlendi Suriye’de. Eğer resmi bir savaş olarak kabul görüyorsa yaşananlar, o halde savaş suçu da işlendi orada. Uluslararası ceza hukuku kapsamında cezalandırılabilecek kalın bir suç dosyası var şimdi önümüzde. Bu saatten sonra kimin kandırılmış, kimin örselenmiş olduğuyla değil, nasıl cezalandırılacakları ile ilgileneceğiz. En ağır cezanın yaşam gaspına yönelik olması için uğraşacağız. Ve yapmamız gereken tek şey bildiğimiz tüm dillerde, dahil olduğumuz her mecrada avazımız çıktığı kadar bunu haykıracağız.
Yoksa kulaklarımızda Êzîdî kadının çığlığı, elinde satırla kadın ve çocukların arasına dalan o katillerin bakışları hiç silinmeyecek...