Geçen günlerde PKK ve Kürt Halk Önderini sevmeyen ve devletin hoşgörüsüne mahzar olan marjinal bir grup, Halk Savunma Komitesi Sorumlusu olan KCK Yürütme Konseyi Üyesi ve aynı zamanda 1984 gerilla hamlesinin gerçekleştirilmesinin de esas sorumlularından olan Duran Kalkan’a seviyesiz ve saygısız cevaplar verdiler. Sayın Duran Kalkan’ın “AKP demokratik çözüm çabalarına savaşla karşılık verdi, savaşla sonuç almak istiyor, biz de buna karşı gerilla direnişini yükselteceğiz ve çözümü sağlatacağız” sözlerine sanki AKP’nin sözcüleriymiş gibi saldırgan bir dil kullandılar. Duran Kalkan’ın silahlı direniş göstereceğiz ve çözümü böyle sağlatacağız sözlerini çocuğu olmamasına bağladılar. Ne kadar geri bir kafaya sahip olduklarını gösterdiler.
Duran Kalkan 1970 yılından beri devrimcilik yapan bir insan. Ankara Fen Fakültesinde okurken 1974 yılında Kürt Halk Önderiyle tanışıyor. Bu tanışmayla birlikte okulu bırakıyor, bugüne kadar Kürt Halk Önderinin yol arkadaşı oluyor. Tüm Apocular gibi okullarını, tüm diğer yaşam özlemlerini, hayallerini, bireysel beklentilerini bir tarafa bırakıp yaşamını tamamen Kürt halkının özgürlüğüne adıyor. O da büyük devrimci Kemal Pir gibi Türkiye halkının ve Ortadoğu halklarının özgürlüğünün Kürt halkının özgürleşmesine bağlı olduğuna inanıyor. O günden bugüne kadar başka bir yaşam biçimini ve bireysel beklentiyi aklının ucuna bile getirmiyor.
1978 yılında silahla vuruluyor ve ölümden dönüyor. Ayağı birkaç santim kısa kalıyor. Buna rağmen ilk gerilla savaşını başlatanlar içinde yer alıyor. Tüm Botan’ı boydan boya dolaşıyor. Bugün bile ayağındaki aksamaya rağmen genç gerillaların bile onun temposuna yetişemediği söyleniyor.
Kürt Halk Önderi onu 1987 yılında Avrupa’ya sorumlu olarak gönderiyor. Avrupa’da yakalanıp Almanya zindanlarında kalıyor. Zindanda 7 yıl kaldıktan sonra çıktığında yönünü tekrar dağlara veriyor. 1994 yılından beri de dağlardadır. Tabii ki daha önce dağlarda 5 yıl gerillalık, gerilla komutanlığı yapıyor.
Sadece Duran Kalkan değil, birçok gerilla komutanı ve PKK yöneticisi onlarca yıldır halkın Özgürlük Mücadelesi dışında başka bir şey düşünmüyorlar. Bütün enerjilerini, yoğunlaşmalarını, dikkatlerini, zamanlarını bu mücadeleye veriyorlar. Bir derviş gibi yaşamayı bu Özgürlük Mücadelesi için gerekli görüyorlar. Böyle zorlu bir mücadelenin ancak dervişçe bir yaşamla başarıya götürüleceğine inanıyorlar. Nitekim PKK yenilmiyorsa bunun en temel sırı PKK yönetimleri ve gerilla komutanlarının bu dervişçe yaşamlarıdır.
Şimdi birileri kalkıyor bu çağdaş dervişleri evlenmedikleri ve çocukları olmadığı için suçluyorlar. Tabii ki bir hafta karılarından uzak yaşayamayacaklarından bu ruh haliyle böyle söylemeleri anlaşılırdır.
Duran Kalkan bir Adana Türkmen’idir. Tufanbeyli kazasından Ankara’ya gitmiş, orada Kürt Halk Önderi’nin ilk yol arkadaşlarından olmuştur. Kemal Pir Kürt halkı için yaşamını verdiği gibi, bildiğimiz kadarıyla Duran Kalkan da tüm yaşamını Kürt halkına adamayı bir insanlık görevi bilmektedir. Kürtlerin dünyanın en insanlık dışı uygulamaya tabii tutulduğuna, böyle bir halkın mücadelesini vermenin de en büyük insanlık mücadelesi olduğuna inanmaktadır. Bugüne kadar ki kişiliği araştırıldığında yaşamının bir saniyesini bile bireysel hiçbir duyguya yer vermeden, sadece Kürtler için yaşayan bir insan olduğu görülür. Kürt halkı ve Kürt gençleri içinde uzun süre kaldığı için Kürtçeyi de öğrenmiş, gençlerle Kürtçe diyalog kurmayı seven bir gerilla komutanı olmuştur.
Şimdi yaşamında hiçbir fedakarlık yapmamış, devletin hoş görüsü ve Erdoğan’ın fotoğrafı altında konuşan birileri Duran Kalkan’ın çocuğu yok diyebiliyor. Tabii ki onlara göre Duran Kalkan’ın okulunu bırakması, tüm yaşamını zorluklar içinde geçirmesi de, tüm Kürtleri ailesi olarak görmesi de suçtur. Sadece övgü düzülebilecek bir duruşu olan böyle insanlar hakkında seviyesizce konuşanların yurtseverlik, hak ve adalet ölçülerinin ne kadar çarpık hale geldiği görülür.
1970’lerde ve 1980’lerde Apocular okul okumuyor, memur olmuyor, ailelerini bırakıyorlar, hatta evlenmiyorlar diye suçlanıyorlarmış. Apocular fedaice hareket başlatılmazsa Kürdistan’da gelişme yaratılamayacağını söylediklerinde diğer Kürt örgütleri bu özellikleri öveceklerine eleştiriyorlarmış. Hatta çocuklarınızı Apoculardan kurtarın yoksa okulları bırakırlar diyerek aileleri kışkırtıyorlarmış. Zaten bu nedenle Apocular gelişmiş, diğer örgütler ise 12 Eylül zulmüne dayanamayıp dağılmışlar.
PKK’nin fedai çizgisi eleştirilebilir. Tüm Apocuların 1970’li yıllarda üniversitelerini bırakıp, ailesini bırakıp kendilerini tamamen Kürt halkının mücadelesine vermeleri bu tür kişi ve çevreler için anlaşılmayabilir. Ancak kırk yıldır sadece bir halkın mücadelesi için yaşayanları evlenmedikleri ve çocukları olmadığı için suçlamak gerçekten de düşünme biçiminin tersliğini gösterir. PKK ve gerillanın mücadelesini fedaice yürüttüğü biliniyor. Birileri bunu anlamayabilir, ama Kürt halkı ve Kürt gençliği bu duruşu çok iyi anlıyor. Eğer bugün direnen bir Kürt halk gerçekliği varsa bunu yaratan bu fedailiktir. PKK Kürt halkı içinde bir efsaneyse bunu yaratan bu yaşam duruşudur. Tüm karalamalara rağmen Kürt halkı PKK’nin mücadelesine ve başarısına inanıyorsa bu nedenledir.
Zaten bu yaşam biçiminin en yalın özeti Kürt Halk Önderi’dir. Bu önderlik de 13,5 yıldır zindandaki yaşamının her saniyesini bu halk için yaşamaktadır. Bu nedenle tek kişilik cezaevindeki hücresinde güçlüdür, iradelidir. Türk devletinin baskı ve dayatmalarına karşı direnmektedir.
Kuşkusuz en güzel duygu Kürt halkının ve çocuklarının yaşamını düşünmektir. Çocuk doğurmak yetmiyor, önemli olan ona özgür ve kendi kimliğinde bir yaşam bırakmaktır. En acılı yaşam köle yaşamdır. Spartaküs çarmıha gerilmeden önce arkadaşı ona korkmuyor musun diye soruyor; Spartaküs “doğduğum günkü kadar değil” cevabını veriyor. Kimliksiz ve köle doğmak, acıların, zulümlerin en büyüğüdür. Dolayısıyla çocuğu sevmek, çocuğa özgür ve kendi kimliğinde bir yaşam sağlama mücadelesi vermekle olur.
Kürdistan’da en büyük zulümlerden biri Kürt çocuklarının anadilde eğitim görmemesi ve anadilinin unutması için asimilasyon ve kültürel soykırımın yürütülmesidir. Asimilasyon ve kültürel soykırım AKP döneminde daha planlı ve sistemli yürütülmektedir. Şimdi bu soykırım anaokulundan başlatılarak daha da hızlandırılmak isteniyor.
Bu ortamda en büyük çocuk sevgisi onların özgür bir ülkede anadilleriyle eğitim görmesidir. Yoksa çocuklara yapılan zulüm ve işkenceye göz yumulmuş olur. Kürt Halk Önderi bir değerlendirmesinde onlara özgür bir ülke ve anadilde eğitim sağlayamıyorsanız, bunun mücadelesini veremiyorsanız neden çocuk doğuruyorsunuz biçiminde eleştirilerde bulunmuştur. Dolayısıyla çocuk sevgisi Kürdistan’da ancak çocuklara özgür ülke, özgür kimlik ve anadilde eğitim mücadelesi verilerek anlam bulabilir. Bu yapılmıyorsa tüm çocuk sevgileri sahtedir ya da çocuk gerçeğini anlamamaktır. Eğer özgür ülke ve anadil eğitimi sağlanamıyorsa çocuklar işkence görmek için dünyaya getiriliyordur. Spartaküs boşuna çarmıha gerilirken “doğduğum zamanki kadar korkmuyorum” dememiştir. Köle doğan çocuğun tüm yaşamı işkence ve zulüm görmekle geçer.
Kürdistan siyasi sömürgecilik ve kültürel soykırım altındadır. Buna sessiz kalan ve mücadele etmeyenlerin çocuk sevgisi yalandır. Köle işçi, köle insan doğurmak çocuk sevgisi değildir. Köle işçi, köle memur, köle insan yaratmak çocuk sevgisi değildir. Kürtleri sömürgecilik ve kültürel soykırım sistemi altında tutmak isteyen Erdoğan’ın fotoğrafı altında konuşanların çocuk sevgisinden şüphe edilir.
Kürt gençleri özgür olmayan ülkeye, özgür olmayan kimliğe, özgür olmayan dile, özgür olmayan kültüre isyan ediyorlar. Kendileri özgür ülkede doğmadılar, hiç değilse bundan sonraki çocukların özgür ülkede doğmasını istiyorlar. Yaşamlarını bunun için veriyorlar. Zor yaşama bunun için katlanıyorlar. Bundan daha kutsal bir duruş olabilir mi? Çocuklara özgür yaşam, özgür dil ve özgür kimlik kazandırmak kadar değerli ne olabilir?
Eğer bazı insanlar tüm ömürlerini sadece bir halkın özgürlüğü için harcıyorlarsa, yaşamlarında hiçbir bireysel beklenti yoksa, çocukların özgür yaşamı, özgür dili ve özgür kimliği için mücadele ediyorlarsa buna sadece saygı duyulur.