
NİHAL BAYRAM
Dünyaya çocuk getirmek, onu büyütmek, eğitmek, geleceğini kurabilmek kolay ve sorunsuz değil. Çoğu anne ve babada yoğun emek vermekle birlikte korku ve tedirginlik de mevcut: “Çocuğum nasıl biri olacak, geleceği nasıl olacak? Neler yaşayıp, nelerle karşılaşacak?” ayrıca çocuğunu eğitirken yaşanacaklar, yol ve yöntemler de tüm ailelerin üzerinde kafa yorduğu ortak bir sorun.
Çocuğun gelişimi hangi aşamalardan, hangi yollardan geçiyor? Anne ve babalar bunun neresinde, nedesinde olmalı? Çocuk ile anne-baba bağını koparmamak için nelere önem verilerek dikkat edilmeli? Bu ve daha birçok soruyu Dersimli Çocuk ve Ergen Psikoteraspisti Gülcan Ağtaş’a sorduk:
Çocukluktan gençliğe kadar gelişim döneminde, hangi önemli dönüm noktaları var? Çocuğun karakteri hangi yaş döneminde şekillenir?
Gelişim, hayat boyu devam eder. Bireyin genel gelişimini tamamlaması açısından en önemli dönemler 0-18 yaş arası yaşanır. Çocuklar 4 değişik süreç yaşar:
* Bebeklik dönemi (0-2 yaş)
* İlk çocukluk dönemi (3-6 yaş)
* İkinci çocukluk dönemi (7-11 yaş)
* Ergenlik dönemi (12-18 yaş)
Çocuk için psikososyal gelişimde önemli yer tutan 2-3 yaş dönemi, bebeklikten çocukluğa geçiş dönemidir. 16-42 ay arasında görülen, “2 yaş sendromu” olarak da isimlendirilen bu dönem, çocuk psikolojisinde çok önemli olup, anne babalar ve çocuk için zorlu bir süreçtir. Bu dönemde çocuklar kendilerini, ebevyinden bağımsız bir birey olarak algılar.
3-6 yaş aralığı çocuğun kişiliğinin ana hatlarının oluşması sebebiyle önemli bir yaş dilimidir. Bundan dolayı bu dönemdeki çocukların yaş özelliklerini bilmek ve bu özelliklere uygun davranışlarda bulunmak çocuğun sağlıklı gelişimine önemli katkıda sağlar.
7-11 yaş okul çağı ve çocuğun aile yuvasından çıkıp dış dünyaya açıldığı, toplumsal çevreye iyice karıştığı çağdır. Kendine yetme duygularının hakim olduğu bu yaş döneminde, çocuk artık kendi kararlarını kendi almak isteyecek ve kişisel bağımsızlığını göstermeye çalışacaktır.
Ergenliğin başlangıç evresi olan 12-14 yaş dönemi, çocuğun gelişimi ve eğitimi açısından büyük önem taşır. çocuk bu dönemde fizyolojik, sosyal ve psikolojik değişmeler yasamaya başlar. Ebeveynin bu yaş dönemi özelliklerini bilmesi, çocuğuyla sağlıklı iletişim kurabilmesi, doğru yönlendirmesi açısından önemli.
Çocuğun her yaşta anne ve babaya ihtiyacı var. Bu ihtiyaçlar anne-baba ile çocuk arasındaki ilişkiyi nasıl etkiliyor?
Kopuk bir aile ilişkisi çocuğu nasıl etkilemektedir? Önce bunu bilmek gerekiyor. Çocuklar arasında uyum bozukluğuna yol açan bir çok olaya, yeterli ve uygun olmayan anne-baba çocuk ilişkilerinin neden olduğu saptanmıştır. Anne ve babanın kendi çocukluk yıllarındaki deneyimi şimdiki tutumlarında etkili olabilir. Çocukluk yıllarında kendi anne-babasıyla sağlıklı bir iletişim kuramayan, yeterli sevgi göremeyen bir baba ya da aşırı baskı altında büyümüş bir annenin tutumları bu kötü deneyimler nedeniyle olumsuz olabilir. Büyüme aşamalarında başarılı olan çocuklar, iyi aile ilişkileri içinde yetişmiş bireylerdir. Aile içinde gerçekleşen başarılı ilişkiler, mutlu, arkadaşça, bunalımdan uzak ve yapıcı bireylerin oluşumunu sağlar. Anne-babanın sevgi ve ilgisinden yoksun olarak büyüyen çocuklar, büyük bir sevgi açlığı gösterir. Bu açlık da bir takım davranış ve uyum bozukluklarına neden olabilir.
Çocukluktan erişkinliğe geçiş dönemi olan ergenlik döneminde de gencin sorunlarını kolaylıkla çözebilmesi ve zorluğa uğramadan aşabilmesi, geçmişteki olumlu aile ilişkilerine bağlıdır. Çocukluk döneminde sevgi ve güven duygusuyla yetiştirilen çocuk mutlu bir ergen adayıdır. Daha o dönemde anne ve babasıyla başarılı bir iletişim kurabilen çocuk zorlu ergenlik döneminde de aynı arkadaşça ilişkilerini sürdürerek kişisel sorunlarını kolayca çözebilir.
Almanya’da aile içi ilişkilerde en zoru iş hayatını, kurumsal yaşamı ve çocuk eğitimini aynı düzeyde dengeleyebilmek. Yoğun çalışma temposuna sahip anne ve baba çoğu zaman kendi çocuklarıyla sorunlar yaşıyor. Bunun çözümü nasıl mümkün?
Aktif çalışma hayatı olan anne ve babalar çocuklarını bu alanın içine almakta güçlük çekiyor. Dolayısı ile anne ve babasının bu hayat dilimi çocukta yapay bir algı oluşturur, kendisini bu yaşam alanının bir parçası olarak hissetmesi yerine, ondan giderek uzaklaşır.
Ayrıca anne ve babanın kendisinden çaldığı zamanı işe harcamasından kaynaklı öfke beslemeye başlar. Ebeveynlerin ve çocuklar arasındaki bağ kopukluğunun oluşmaması için öncelikle çocuklarıyla onu önemli ve değerli hissettirecek kaliteli zaman geçirilmeli. Öte yandan işi kapsamına giren konuları özellikle de toplumsal konuları çocuğun anladığı dilden anlatılabilmelidir. Bu şekilde bir doğallık yakalanarak ilişki normalleştirilebilir.
Sıkça karşılaşılan şikayet; “Belli bir yaştan sonra çocuk ile aile bireyleri arasında kopukluk oluşmaya başlıyor. O anı-dönemi fark edip çocuğun ile ilgilenmezsen, çocuğunu kaybedersin” şeklinde. Bu riskli dönemin belirgin faktörleri- davranış biçimleri var mı? Aile bu dönemi nasıl fark ede bilir?
Çocuğun büyümesi, kendi ilgi alanlarının oluşumu ve sosyal çevresinin oluşması anne-baba çocuk iletişiminde belli riskleri birlikte getirir. Bu riski teşkil eden en önemli olgu onların oluşan hayat alanlarını kabullenmeyip, anne babanın kendi doğrularını dayatmalarından geçer. Bu gelişmeler çocuklarımızın bizlerden uzaklaşarak onları sosyal izolasyon olarak tanımlayacağımız bir davranışa itebilir. Bu riskleri önleme anne-babanın en önemli görevidir. Bu görevini yapması için çocukları ile empatik tutum ve davranış içinde çocuğunu anlayarak, onun değer ve tutumlarını göz ardı etmeden iletişimlerini sürekli kılmalılar.
Her çocuğun başka bir özgünlüğü, yeteneği ve ilgi duyduğu alanlar var. Hangi yaş dönemine denk gelir bunun açığa çıkması? Anne-baba bunu nasıl fark edebilir?
Hepimizin çocuklarımızın yeteneklerini keşfetme şansına sahibiz esasen. Çocukların hangi alanda-alanlarda yetenekli olduklarını anlamanın tek yolu onları gerçekten ayırt edici bir bakışla gözlemlemektir. Bu süreçte bazı çıkmazlara da sürüklenebilirler. Anne babaların içine düştüğü en büyük çıkmaz, kendi yapamadıklarını çocuklarına yaptırma hevesi! Örneğin müziği hiç sevmeyen bir çocuğun çeşitli enstrüman kurslarında zaman kaybetmesi veya spordan hiç hoşlanmayanın sporla uğraşmaya zorlanması gibi. Çocuk sevmediği aktiviteye zorlandığı taktirde bu alanda başarı elde etme şansına sahip olamaz. Bu tür zorlamalar çocukların zihinsel ve ruhsal olarak kendilerini baskı altında hissetmelerine neden olduğundan özgüven kaybıyla sonuçlanabilir. Çocuğun yeteneklerini keşfetmek ve geliştirmek için; kişisel özellikleri iyi değerlendirilmeli ve çocuk olduğu gibi kabul edilmeli. Nelere ilgisi-sevgisi olduğu gözlemlenmeli, o alanlar hakkında bilgi edinilmeli ve onunla bu yönde paylaşımlarda bulunulmalı. Başarıları büyük küçük demeden takdir edilmeli ve “başarıyorum” duygusunun içinde yerleşmesine katkı sağlanmalı.
Anne-babaların haliyle Kürt kurumlarından beklentisi, eleştirileri oluyor. Kürt kurumlarının çocuklarımız için sorumlulukları nelerdir? Çocuklara ilişkin acil ve önemli hangi çalışmalar yürütülmeli?
Çocukların kendi kültür ve kimliğine yakınlık kazanmalarında elbette Kürt kurumlarına büyük pay düşüyor. Herşeyden önce kurumlar bireye grup dinamiğini yaşama ve kendini bir bütünün parçası olarak hissetme zeminini yaratabilir. Böylelikle çocuklar kurum aracılığı ile kültürün birleştirici ve bütünlük sağlayan olumlu yanlarını yaşama ve keşfetme şansına sahip olurlar. Bu bağlantıda en önemli unsurlardan biri ebeveynlerin kendi öz kültürü ile yaşadıkları ülkenin kültürü arasında oluşturması gereken sentez. Çocukların aynı zamanda içinde yetişip ve şekil aldıkları batı kültürü gözardı edilmemeli. Sonuç itibari ile günlük hayatlarının büyük bir kısmı buradaki kurumlarda (okul, spor kulübü, iş vs.) batı kültürü ile iç içe geçiyor. Örneğin çocuğa anadolu kültürüne denk düşen otantik “sazlı halk müziği” sevdirilmeye çalışılırken, ona eş zamanda batı genç müziği “Hip Hop” sevme hakkı da verilmelidir. Aksi taktirde dayatmacı tutumun akabinde tepki ve hatta nefret doğabilir. Bu da çocuğun veya ergenin ailenin öz kültüründen tamamen kopmasına yol açabilir.
Gülcan Ağtaş kimdir?
1975 Dersim doğumlu Gülcan Ağtaş, 2010 yılından bu yana Almanya’nın Frankfurt kentinde bulunan kendi muayenesinde Çocuk ve Ergen Psikoterapisti olarak görev yapıyor. Bunun yanı sıra belirli dönemlerde Almanya’nın birçok üniversitesinde, demokratik kurum ve kuruluşlarda, kadın kurumlarında, danışmanlık merkezlerinde eğitim ve psikolojik ağırlıklı konular ile ilgili sunum ve atölye çalışmaları (“Workshop”) yapıyor. Evli ve bir çocuk annesi.