
Çocukken eline aldığı bağlamayla kendisini ve dünyayı keşfettiğini söyleyen Mücahit Göker, ‘Dara Hênî’ isimli Kirmanckî albümüyle herkese ulaşarak Kirmancki’ye katkısı olmasını temenni ediyor. Göker, “mümkün olsa öncelikle çocuklara ulaşması dileğimiz. Çocukların sevmesi, belki mırıldanması çok önemli benim için” diyor.
Göker, albüme doğduğu yer olan, Murat Nehri, Kêynê Kralî ve Sebeterias Kaleleri, Ko Spî ve her yakıldığında inadına yeşeren çamlığı-meşeliği ile, Êzidîler ve Ermeniler gibi farklı inanç ve etnik kültürleri ile talanlara uğramış olan Çewlîk’in ‘Dara Hênî’ ilçesinin ismini verdi.
Geçtiğimiz yılın Kasım ayı sonlarında ‘Dara Hênî’ isimli Kirmanckî albümü çıkan Mücahit Göker gazetemizin sorularını yanıtladı.
Müziğinizi besleyen kaynakları ve yaptığınız müziği nasıl tanımlıyorsunuz?Doğduğunuz toprakların katkısından, etkisinden bahsetmek mümkün mü?
Kesin bir adlandırma yapmamakla beraber, küçüklüğümden itibaren dinlediğim müziklerin etkisi olmuştur sanırım. Gerek çevremden, gerekse radyo ve plaklardan dinlediklerim ağırlıklı olarak halk müziği olsa da farklı tarz ve dillerde olması çok önemli değil benim için. Tabii, önceleri dinlediklerimi, ezberlediklerimi yorumlamakla başladı.
Biriktirdiklerim, kulak dolgunluğumla birlikte yaptığım besteler oluştu. Bir taraftan gelenekselden beslenen, öte yandan günümüz modern müziğine (melodileri ve enstrümanlarıyla) kapalı olmayan bir tarz diyebilirim. Böylelikle yaptığım müzik de hissettiğim, yaşadığım, beni ifade eden, bir ölçüde beni özetleyen ezgilerdir, diye düşünüyorum.
‘Müzik evrenseldir’ genellemesiyle birlikte; kökü, yaşam kaynağı, bağlı bulunduğu topraklardır bence. Bir yörenin kültürü-folklörünün oluşması için, ortak yaşam alanı altında yüzyıllar gerektirebiliyor. Belki o yüzyılların sıfat bulması, sese dönüşmesidir ‘Dara Hênî’. Coğrafyasıyla; Murat Nehri, Kêynê Kralî ve Sebeterias Kaleleri, Ko Spî ve her yakıldığında inadına yeşeren çamlığı-meşeliği ile, Êzidîler ve Ermeniler gibi farklı inanç ve etnik kültürleri ile talanlara uğramış. Bir yandan doğal afetlere, diğer yandan kralların seferlerine istilalarına direnmiş, yıkık dökük de olsa ayakta duruyor. Silinenleri, yok olanları döndüremeyiz belki ama kalanları yaşatmak mümkün. Dara Hênî’yi bir anlamda müzikal çalışmalarımın çıkışı, membası olarak yorumluyorum. Dara Hênî’yi Mezopotamya’dan soyutlamadan tabii...
Albüme ve albümdeki şarkılara dair bizi bilgilendirebilir misiniz?
Albümdeki sekiz şarkıdan ikisinin müziği, beşinin de söz ve müziği bana ait. Albüme karar verdikten sonra müzisyen arkadaşım Serdar Keskin ile birlikte, her bir şarkıyı ayrı ayrı günlerce ‘masaya yatırarak’ son şeklini verdik. Serdar Keskin’in aranjörlüğü ile şarkıların son halini alması beş-altı ayı buldu. Şarkılardan ‘Dara Hênî’yi 1980’lerin sonunda bestelemiştim. Diğerleri ise son dört-beş yıla ait. Dara Hênî’de gördüklerimi, yaşadıklarımı ya da geçmişte yaşananlardan duyduklarımı, anlatmaya çalıştım. Yeri geldi ‘Efo Berz’ şarkısı ile çocukluğumdan kalma bir fotoğraf oldu Dara Hênî. Bu şarkı, Murat’ın karşı kıyısından sal ile köylüleri karşıya geçirdikten sonra, akşama doğru geri götüren Efo Dayı’nın hikayesini anlatıyor.
Yeri geldi kadın cinayetleri ve Kirmanckî’nin yok olma kaygısı ile ‘Kerr û Lal’, süreçteki belirsizliğin umuda evrilmesi ile ‘Her Çî Bîyo Vila’ ve son 35-40 yılda yaşanan acılardan ‘acı ezgiler söylemek istemiyorum’ diyerek ‘Hewê Çendina’ oldu Dara Hênî.
Sözleri benim olmayan şarkılarda ise; sanırım sözler ezgileri çağırdı beraberinde ve ‘Tî Çî Pawênî’ oldu... ‘Evdalo’ oldu.
İleriye yönelik çalışmalarınız var mı? Bizimle paylaşır mısınız?
Hem müzikal anlamda üretimin duyurulabilmesi, hem de dile (Kirmanckî ye) katkısı yönüyle ulaşabileceği en geniş kitlelere -mümkün olsa öncelikle çocuklara- ulaşması temennimiz. Çocukların sevmesi, belki mırıldanması çok önemli benim için. Beraberinde yeni beste çalışmalarım da sürüyor tabii. Ayrıca, Çewlik-Dara Hênî çevresinden derlemeler de benim için ertelenmemesi gereken bir önem taşıyor. Son olarak belirtmek istiyorum, 21 Şubat Dünya Anadil Günü idi ve 2014’lerin Türkiyesi’nde halen ‘anadille eğitim mi’, ‘anadille öğretim mi’ tartışmaları var. Yıllar sonra dönüp bakıldığında gülünecek, trajikomik bir durum. Ve ne yazık ki; ana sütü kadar helal ve yaşam hakkı kadar hakkımız olan bir konu lütuf olarak sunulmak isteniyor.
“Ziwanê dadî sey şitê dadî helal û weş o”.
SUNA ALAN / LONDRA