Aİklimsel dönüşüm artık geri dönülemez bir aşamaya girdi. Geçtiğimiz haftalarda Polonya’da yapılan Birleşmiş Milletler İklim Konferansı işte bu nedenle önemliydi. Konferansta beklenen sonuçlar çıkmadı. Fakat 15 yaşındaki İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg’in iklim konferansında yaptığı konuşma akıllarda kaldı. Zira bir çocuk olarak geleceğinin çalınma hakkının olmadığına vurgu yapıyordu: “Buraya onlar hoşlansın ya da hoşlanmasın değişimin geldiğini söylemek için geldik. İnsanlar meydan okumak için ayaklanacak. Ve liderlerimiz çocuk gibi davranmaya devam ettikçe, uzun zaman önce alınması gereken sorumluluğu biz alacağız.“

Büyükler küresel kapitalist sistemin korunmasını kendine görev bilmişken, elbette çocukların geleceği gibi küçük (!) işlerle uğraşacak zamanları olmuyor. Bunun yerine musluklardan akan suyun, evde kullanılan elektriğin tasarrufu gibi önlem yöntemleri ile ilgili genişçe broşürler hazırlıyorlar. Belki de iklimi koruma adına harcadıkları en büyük efor bu. O nedenle çocukların geleceği çok daha fazla belirsizleşiyor.

Thunberg bir süredir iklimin iyileştirilmesi için İsveç Parlamentosu’nun önünde başlattığı grevle gündemdeydi.

Bir çocuk olarak Greta’nın iklim felaketine yönelik eylemi Avrupa’nın birçok ülkesine de yayıldı. Almanya’nın Köln, Berlin, Hamburg, Münih gibi büyük şehirleri başta olmak üzere 14 şehirde çocuklar greve gitti ve “Olmayacağımız bir geleceği öğrenmek, bize anlam ifade etmiyor” dediler.

2015 yılında Paris’teki COP21 Konferansında kabul edilen iklim anlaşmasının 2020 yılında yürürlüğe girmesi planlanıyor. Anlaşma, küresel ısınmanın en fazla 1,5 ile 2 derece arasında sınırlandırılmasını öngörüyor. Bunun için ise petrol, kömür gibi fosil yakıt kullanımının giderek azaltılması ve yenilenebilir enerjiye yönelim gerekiyor. Aynı zamanda karbondioksit salınımını yüzde 45 oranında azaltmak oldukça önemli. Fakat bugüne kadar yapılan iklim konferansları başta olmak üzere hiçbir etkinlikte bu hedeflerin hızlanması için yol kat edilmedi.

Devletler için bu  hedeflere ulaşmak o kadar da kolay değil. Nitekim bir taraftan iklimi kurtarmaya çalışırken, diğer taraftan sermayeden tasarruf edilemiyor.

***

Almanya iklim dönüşümüne yönelik önüne ciddi hedefler koyan bir ülke. Nitekim bu hedeflerin uygulanma süreci iç politikayı önemli oranda etkiliyor. Bu yönde halkta büyük bir hassasiyet var. Zira geçtiğimiz aylarda Avrupa’nın en büyük linyit kömürü ocaklarından birini genişletmek için yok edilmesi planlanan Hambach Ormanı için büyük protestolar düzenlenmişti. Bu protestolar sosyal bir hareket oluşturdu.

Almanya’da halen elektrik üretiminin yüzde 40’ı kömürden karşılanıyor ve bundan dolayı kömür hemen öyle kolay vazgeçilecek bir kaynak değil.

Diğer taraftan geçtiğimiz günlerde Almanya’nın çalışan son maden kuyusu olan Bottrop’taki madenden son kez taşkömürü çıkartıldı. Böylelikle Almanya’da taşkömürü üretimi tarihe karıştı. Fakat bu Almanya’nın taşkömüründen vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Zira üretim daha masraflı olduğu için bu ihtiyacını dışarıdan karşılayacak. Nitekim elektrik üretimi için yüzde 13 dolaylarında taşkömürü kullanılıyor.

Almanların çoğu kömür enerjisinden vazgeçmek istiyor. Kömürün hem ucuz kaynak olması,  hem de yarattığı istihdam oranı vazgeçme sürecini yavaşlatıyor.

***

Daha onlu yaşlarda olan İsveçli aktivist Greta Thunberg “Oldukça az sayıda insan muazzam miktarda para kazanma fırsatlarını kaybetmesin diye medeniyetimiz feda ediliyor” diyerek önemli bir noktaya dikkat çekti. Öyle ki Almanya’da çocuklar da bu farkındalıktan hareketle önemli eylemlere imza attı. Çocuklar büyüklerinin daha çok para kazanma hırsı adına, daha çok savaşlar çıkarma eğilimlerinin farkındalar ve artık geleceklerini kendileri kurtarmak istiyor. Bu mümkün mü? Neden olmasın...

2018’i savaşlar ve yarattığı kaoslarla noktalarken, 2019’un demokrasi ve barışa özlem duymadığımız bir yıl olması temennisiyle.