Bu bir “Tweetter ayaklanması”. Tüm Saray medyasının toplam tirajından daha yüksek bir rakam: 2 milyon.
Türkiye ve dünyada “birinci sıraya” oturdu. BBC ve Reuters gibi dev ajanslar milyarlık izleyicisine ulaştırdı.
Bir tek kelime: TAMAM.
Bizim 4-5 bin karakterlik köşe yazılarımız bunun yanında hiç düzeyinde. Grup toplantılarında yapılan muhalefet başkanlarının saatler süren konuşmaları bunun yanında sönük. Mitinglerde atılan sloganlar bu “TAMAM’ın” çıkardığı sesin binde birine yaklaşamıyor.
Diyalektiğin altın deyişini hatırlamadan edemiyor insan: Bir habbe kubbeyi gizler. Küçücük bir tanenin tüm kainatı içinde barındırdığı anlamına geliyor. Örnekse vereyim: Meta tüm kapitalizmi kendi içinde açıklar. Marks „Das Kapital“ adlı eserine “piyasayı” ya da “rekabeti” anlatarak başlamadı; bir habbelik, diyelim ki, bir “ayakkabı” ile başladı. Onu analiz etti ve kapitalizmin en temel hareket yasalarını bu metanın içinden keşfetti.
“TAMAM” kelimesi, diktatörlüğe karşı mücadelenin, bin bir şekilde ve bin bir sözcükle anlatılabilecek hedefini tek bir kelimenin içine sığdırdı: TAMAM. İki milyon insan, birkaç saat içinde, tek bir kelime etrafında birleşti. “İlkeler”, “programlar”, “bildiriler”, “manifestolar” bu kadar geniş, birbirinden farklı, hatta birbiriyle uzlaşmaz insanı asla bir araya getiremezdi.
Vaktiyle Marks Alman Sosyal Demokratlarının sonu gelmez program gevezeliklerine karşı, “devrim yolunda atılmış tek bir pratik adım yüz programa bedeldir” diye haykırmıştı. Koca Das Kapital’den, ciltler tutan felsefi, sosyolojik eserlere kadar ömrü yazmakla geçmiş bir teorisyen söyledi bu sözleri. Onun teoriyi, programı küçümsediğini kim söyleyebilir?
Şimdiki parti başkanlarının boyu kadar eser vermiş olan PKK Önderi, Türkiye sınırından Rojava’ya attığı “ilk adımla” Kürdistan devrimini başlatmadı mı? Rojava toprağındaki o “ilk ayak izi” bize Kürdistan mücadele tarihinin bütününü anlatıyor.
Tıpkı öyle. Kırk birbirine benzemeyeni “muhalefet” lafı anlatmaz. O koca muhalefet bir tek kelimeye sığdı. Milyonlar tek bir kelime etrafında birleşerek, şimdilik sanal alemde pratik bir adım attılar. Dörtlü ittifakın parti şefleri HDP’den “uzak” dururken, onların tabanları Kürt kardeşleriyle bu tek kelime etrafında birleştiler ve diktatörlüğe “TAMAM” dediler. Sosyoloji hükmünü icra etti. “Uzak” duranlar duramaz oldu. Kılıçdaroğlu Demirtaş’la ayni kelimeyi klavyede tuşladı. Akşener Buldan’la aynı klavyenin tuşları arasında yan yana geldi. Kara sakallı Karamollaoğlu kızıl sakallı Temelli’yle aynı harflere parmak dokundurdu. Milyonlar “TAMAM” kelimesiyle “şefleri” peşlerine taktı: İttifak etmek ve diktatörü devirmek…
Ve bu sanal alemdeki ayaklanma Saray’ın gardını dağıttı. “TAMAM” tweetlerinin BOT olduğunu, FETÖ’cülerle PKK’lilerin yaşadığı “dış ülkelerden” atıldığını söyledikten birkaç saat sonra, Tweetter, Saray’ın 3 yüzbin “DEVAM” tweetinin BOT olduğunu saptadı ve bunları sildi. Böylece Saray’ın seçimlerde ne yapacağını da milyonlar bu ayaklanmayla açığa çıkardı: Sahte “tweet” skandalı, sahte “oy” hazırlığını gözler önüne serdi.
Bu sanal alemde “TAMAM” diyenlerin neş’esi, mizah yeteneği, zeka pırıltılı tweetleri ile “DEVAM” derken en galiz küfürler savuranların “lümpenliği” tüm dünyanın önünde “iki ayrı Türkiye ve iki ayrı toplum” gerçeğini de çok güzel sergiledi.
Ama bunlardan da önemlisi, birkaç saat içinde milyonların tek bir kelime etrafında birleşmesi, bir kaç ağacın kesilmesine karşı yarım gün içinde tüm Türkiye’yi yerinden oynatan Gezi potansiyelinin yaşadığını da bize öğretti. “TAMAM” kelimesi “durgun suya” atılan bir taş gibi suyu halka halka genişleterek harekete geçirdi.
Şimdi seçimlere çok az zaman kala, bu büyük “taban” hareketi, yani “günler süren tartışmaları” beklemeden, çekişmelerle oyalanmadan, “sen TAMAM diyorsan ben HAMAM derim” kavgalarına yuvarlanmadan birkaç saat içinde çığ gibi büyüyen bu müthiş inisiyatif, bireylerin “talimat” beklemeden harekete geçtiği bu “sanal alemdeki ayaklanma”, bu seçimi “bir başka seçim” haline getirmeye adaydır. Az sonra klavye başındaki sandalyelerinden kalkacaklar. Ayrı ayrı yerlerde yapsalar bile seçim mitinglerine bu kelime etrafında tek bir vücut halinde birleşerek katılacaklar. Sonra 24 Haziran sabahı kimisi namazını kılarak, kimisi sazını eline alıp Pir Sultan’dan deyişler okuyarak, kimisi St. Thomas kilisesinin orgundan Bach’ı dinleyerek, kimisi Havra’ya aceleyle uğrayarak, kimisi “Tavusi Melek” sembolü işlenmiş duvardaki halılı odada “Ya Hweda bizi bağışla” diyerek, kimisi Atatürk’ün mareşal üniformalı, kimisi fraklı, kimisi kalpaklı posterine, kimisi Menderes’in darağacındaki hazin görüntüsüne, kimisi Şeyh Said’in celladını titreten vakur gözlerine, kimisi Saidê Kurdî’nin ak sakallı mübarek suretine, kimisi Apo’nun gülen aydınlık yüzüne bakarak sandık yoluna her zamankinden başka bir güvenle, cesaretle, neş’eyle TAMAM diyerek yollanacak.
Daha sonra?
Sahte tweet’in yerini sahte oy aldığı anda, sanal alemdeki isyan, bilelim ki birkaç saat bile değil, o anda gerçek aleme inecek.