Akil İnsanlar Komisyonu’nun ‘Doğu Anadolu Heyeti’ Başkanı Can Paker, sürecin başarılı devam etmesi için insan haklarıyla ilgili hukuki adımların “hiç olmazsa atılmaya başlandığı gözlemlenmesi lazım” dedi. Mevcut sürecin son umut olduğunu belirten Paker, “Bu da çökerse çok kötü olur” uyarısında bulundu.

AKP hükümeti tarafından oluşturulan Akil İnsanlar Komisyonu’nun ‘Doğu Anadolu Heyeti’ne başkanlık eden TESEV Başkanı Can Paker, demokratik çözüm ve barış sürecini ANF’ye değerlendirdi.

Öncelikle, Reyhanlı’da meydana gelen saldırı ile ilgili neler düşünüyorsunuz, Türkiye’de devam eden süreçle bir ilgisi var mı?

Bu saldırının dış politika ile ilgili nedeni de olabilir ama ben bu olayın, barış sürecine karşı yapıldığını düşünüyorum. Bu tür saldırıların süreci etkileyeceğini de sanmıyorum.

Yıllardır Kürt meselesiyle ilgilisiniz. Kürtlerle temas ettikten sonra bir değişim yaşadınız mı?

Bu süreçte oradaki sosyal dokuya o kadar derinlemesine dokunma imkanım oldu ki hakikatten hiç orayı o kadar da tanımadığımı anladım. Bölgedeki yapıyı, bölgedeki renkliliği, değişikliği ve yaşam özlemini… Çok büyük dramları da görüyoruz, çok büyük trajedilerini anlatıyor insanlar ama çok büyük bir barış özlemi de var. Tabi ki bazı kuşkuları da var. ‘Evet barış olacak ama Kürt haklarımızı verecekler mi’ diye soruyorlar.

En çok dile getirilen talep nedir?

Anadilde eğitim, koruculuğun kaldırılması, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve daha birçok talep. Öcalan’ın bu kadar güçlü olduğunu da bilmiyordum, çok etkili bölgede benim gördüğüm. Toplantılarda edindiğim intiba, Öcalan’ın çok etkili olduğudur.

Bir aylık çalışmanın sonucunu değerlendirmek için Başbakan Erdoğan’la bir toplantı yaptınız. Diğer bölgelerin heyet başkanlarının izlenimlerini de dinlediniz. Nasıl bir Türkiye fotoğrafı çıktı ortaya?

Diğer grupların anlattığı, gördükleri ile bizim anlattığımız ve gördüğümüz farklı. Fakat ben KONDA’nın araştırmasının rakamını referans veriyorum: destek yüzde 81. Kaldı ki sadece rakama da bakmıyorum, Türkiye’nin sosyolojik yapısına bakıyorum. Türkiye’de bugün orta sınıf artık savaş istemiyor. Toplantıda başbakan herkesi dinledi ve herkesin söylediğini not aldı. Bu toplantıda herhangi bir öneri getirmedik veya sonuçlar sunmadık sadece izlenimlerimizi anlattık. Ara toplantıydı bu. Esas önerilerimizi ve sonuçları ve niye bu sonucu vardığımızı daha sonra raporla sunacağız.

Bu süreçte Sayın Öcalan’a serbest hareket etme olanağının sunulması, süreci çok daha sağlıklı hale getirmesi ve başarıyla sonuçlanmaya götürmez mi?
Muhtemelen götürür ama bugünkü siyasi yapının buna müsaade edeceğine inanmıyorum.

İki aylık çalışmanızın sonunda Sayın Öcalan ile görüşme isteğiniz ve talebiniz olacak mı?    

Hayır olmayacak. Çünkü biz arabulucu değiliz. Böyle bir yetkimiz de yok. Biz sadece sürecin topluluklara aksetmesini sağlayan insanlarız. Bizim yaptığımız esasen şudur; biz olmasaydık oluşma ihtimali çok yüksek olan kutuplaşmayı önlüyoruz akil insanlar olarak.

Sizin sürece katkınız bu mudur?

Evet birincisi budur. İkincisi de bizim bölge için söylüyorum belki diğer bölgelerde de böyledir, bilmiyorum, o güne kadar hiç birbirini tanımayan, aynı şehirde yaşayıp da birbirleriyle hiç konuşmayan insanları bir araya getirip konuşturuyoruz. Savaş yaşamış bir toplum için çok şeydir bu. Bir de şu var tabi ki, devlet bizden katkı istedi, verdik. Biz artık devletten talepte bulunmuyoruz, talimat veriliyor artık.

Herhalde en rahat çalışan sizin gruptur…

Valla bilmiyorum ama Erzincan’da küçük bir tepki oldu. Tepki gösterenler organize siyasi gruplardır. Bunların sosyolojik dayanağı olduğunu da düşünmüyorum. Tepkinin kaynağı da barış istemeyenlerdir. Türkiye’de siyasi yapının değişeceğini, düzenlerinin yıkılacağını düşünenlerdir.

Sizce ikinci aşamada öncelikli olarak hangi adımlar atılmalı? Nasıl bir yol izlenmeli?

Artık insan haklarıyla ilgili kaygıların gündeme geldiği ve bununla ilgili hukuki adımların hiç olmazsa atılmaya başlandığının gözlemlenmesi lazım. Aksi halde ‘süreç bir yerde tıkandı’ izlenimi bırakır. Şu anda bu sürecin toplumsal meşruiyeti var. Yavaş yavaş siyasi meşruiyete doğru dönüşüyor ve en sonda da hukuki meşruiyeti olması lazım. Toplumsal düzeyde gidiyor, sonra siyasette devam devam edecek ve en sonda da hukuk bunu tescil edecek.

Sürecin iki yürütücüsü, iki liderin performansını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir defa Öcalan çok pozitif etkiliyor süreci, görüyoruz. Geri çekilmeyi bile bir kaç ay öne aldı bir sözüyle. Sayın başbakan da fevkalede siyasi bir risk alarak sürecin arkasında duruyor. Güçlü irade ortaya koydular. Dolayısıyla ben böyle bir liderliğin sonucunda bu işin başarıya ulaşacağını zannediyorum.

Yeni anayasa konusunda neyi öngörüyorsunuz?

Ben şunu öngörüyorum; bir anayasa olacak. Ve bu anayasa, en azından 1980 anayasasından daha iyi olacak ama yine de çok eksikleri olacak. Bu son anayasamız da olmayacaktır. Geçiş anayasası dahi diyebilirsiniz. Zaten Türkiye şuanda bir geçiş dönemi yaşıyor.

Bu süreç başarıyla sonuçlanmazsa ne olur?

Felaket olur. Ama zannetmiyorum, sonuç başarılı olacaktır. Aksini düşünmek bile istemiyorum, çünkü çok kötü olacak. Oradaki insanların son umududur bu süreç. Müthiş bir barış isteği var insanlarda. Ve bu, onların son umududur gördüğümüz kadarıyla. Bu da çökerse çok kötü olur.



HALİL DENİZ / ANF/İSTANBUL