
Kürdistan’daki direniş, AKP'nin dayattığı savaş Türkiye’deki siyasi dengeleri büyük oranda sarstı. 15 Temmuz'da gündeme gelen darbe girişimi bu gelişmelerden ayrı olarak ele alınamaz. Hatırlanırsa Davutoğlu’ ateşkes süreci için “başarı öyküsü” demişti. Ortadoğu kan revan içinde, Türkiye'de ise ateşkes sayesinde istikrar var, diyordu. Bu istikrarı daha sonra Erdoğan berhava etti. “Dolmabahçe mutabakatı yanlış, Kürt sorunu yok vb.” dedi. Davutoğlu ise buna boyun eğerek, başarı öyküsünü feda etti.
24 Temmuz’da topyekün saldırı emrini AKP Hükümeti verdi. Sonraki gelişmeler biliniyor. Binlerce Yıllık tarihi Sur'u yıkacak kadar gözleri karardı. Kürtlerin tarihlerinde ve ulusal kimlik edinmelerinde önemli bir yere sahip olan Cizîra Botan'ı yakıp yıktı. Yüzlerce sivil, çocuk yaşlı, kadını katlettiler. Tam on şehri yerle bir ettiler. Demokratik alandaki tüm girişimleri, en doğal yasal gösteri ve yürüyüşleri bile saldırılarla bastırmaya çalıştılar. Bu gösterilerde çok sayıda insanın kanına girdiler.
Bu kanlı şiddet ve kararlılık gösterileri Kürt halkının direniş iradesine çarptı. Sur'da sıradan silahlarla 60-70 insan aylarca binlerce asker ve polise, tanka ve topa karşı direndi. Tüm şehirlerde büyük bir güç dengesizliği olduğu halde iradesi kırılan ve savaş sendromuna giren devletin savaş güçleri oldu. Savaş normal askeri ve polisiye güçlerle sonuç almayınca orduya tam yetki vererek tankları şehirlere soktular. Her yönüyle savaş suçu işleyenlere karşı herhangi bir soruşturma ve dava açılmadı. Basın tamamen orduya ve polise bağlandı. Resmi açıklamalar dışında hiç bir haber yapamaz oldular.
Buna rağmen askeri yetkililer işledikleri savaş suçları yarın karşılarına çıkmasın diye hükümetten dokunulmazlık istediler. Hükümet de itiraz etmeden askeri güçleri koruma yasaları çıkaracağını açıkladı. Aynı hükümet Erdoğan'ın talimatlarıyla mecliste dokunulmazlıkları olan milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldırmak için cansiperane mücadele etti. MHP ve CHP'yi de bu savaş konseptinin bir parçasına dönüştürdü.
Dışarıda da Kürt düşmanlığı yüzünden DAİŞ'le ortaklaştı. Rojava'yı kırmızı çizgi ilan ederek her türlü kirli ilişkiye girdi. Bu sonuç vermeyince Rusya'nın uçağını düşürecek kadar ileri gitti. Geleneksel Kemalist dış politikayı bir tarafa bırakarak Ortadoğu'daki savaşa bulaştı. Eskiden Türk ordusu ve devleti Ortadoğu'daki savaş ve çatışmalardan uzak duruyordu. Bu defa biz Türkiye'nin sınırlarını içeriden koruyamayız, dışarıdan müdahale etmemiz gerekir, dediler.
Dışarıdan müdahale Başika'ya asker yığma ve Irak'la, İran'la vb. karşı karşıya gelmek anlamına geliyordu. KDP'yi yedekleyerek Rojava'yı bastıracaklarını ve Kuzey'de de Kürt hareketini bastıracaklarını hesapladılar. Ancak bunların hiç birisi tutmadı. Sonuçta PKK'nin ve Kürtlerin olanakları arttı ve hareket alanları genişledi. İçeride yalnızlaşan AKP, dışarıda yalnızlaşan Türkiye'ye dönüştü. Bu politikanın bas savunucusu Erdoğan'ın kendisiydi. İçeride de AKP'nin hiç bir eski ittifak gücü yanında kalmadı. Ergenekoncular, Perincekler ve MHP yeni dostları ve ittifakları oldu. ABD ve Avrupa da bu politikalarla arasına mesafe koydu.
Görüldüğü gibi Kürt halkının direnişi AKP'nin gerçek yüzünü açığa çıkardı. Ne kadar ırkçı-milliyetçi ve savaş yanlısı olduğu görüldü. Halka umut verecek, farklı bir çıkış gösterecek hali kalmadı. Halk ve sistem savaş kıskacına alındı. Aradan bir yıl geçmesine rağmen AKP'nin ve Türkiye’nin yalnızlaşması daha da arttı. Bunun için İsrail ve Rusya'nın ayaklarına kapandı. Yalnızlıktan kurtulmak için çırpınmaya ve Davutoğlu'nu vb. harcamaya başladı.
Bütün bu girişim ve arayışları sonuç vermedi. Veremezdi de. Ya Kürtlerle ittifak yapıp istikrarlı bir ülke yöneteceklerdi ya da sonu belirsiz maceralara yelken açacaklardı. Nitekim öyle de oldu. Kürtlere düşmanlık içte ve dışta tüm dengeleri bozdu. Bu istikrarsızlığı kullanmak isteyenler de çıktı. 15 Temmuz darbe girişimini bunun dışında değerlendirmek doğru olmaz. Kürt halkı büyük bedeller ödedi. Ancak her şeye rağmen boyun eğmedi, teslim olmadı. Türkiye demokrasi güçlerini tümüyle sindiremediler. Bu direnişler ortaya çıkan sonuçlara yol açtı.
Türk ordusu tarihinin en perişan durumunu yaşıyor. Askerin prestiji yerlerde sürünüyor. Devlet darmadağın olmuş. Erdoğan yeni, kendine göre bir devlet örgütlemeye çalışıyor. Ama halkın iradesini ve direniş gücünü anlaşılan yine hesaba katmıyorlar. Gerçek çözüm demokrasi ve halkların hakkını tanımaktan geçer. Yoksa yeni Sur'lara, Cizre ve Nusaybinlere çarpmaktan kurtulamayacaklar. Sokakların gücünü dikkate almayanlar hüsrana uğrayacaklardır.
MUZAFFER AYATA