İmralı’da onyedi aydır süren hukuk dışı tecrit halkın kahramanca direnişiyle kırıldı.

Sayın Öcalan’ın hem fizik hem de zihinsel olarak sağlığının yerinde olması, zindeliği bütün ezilenlere bir umut ve moral verdi.

Tabii ki, bu durum tecridin hukuk dışı bir zulüm olduğunu unutturamaz. Öcalan onyedi aydır ne ailesiyle, ne avukatlarıyla ne de başka birisiyle görüştürüldü. Bu zulmün dayandığı hiç bir hukuki temel yok. Öcalan’ın İmralı’da tutsak olması başlı başına bir hukuk cinayeti iken, keyfi olarak tecride alınarak tutsaklık hukukundan bile mahrum edilmesi zulümdür. Bu kararı kim, hangi gerekçeyle vermiş, bayram görüşüne kim, neden izin verdi meçhuldür. Yani tamamen hukukdışı-keyfi bir zorbalık söz konusudur. Sömürge hukukunun bir yüzü budur.

Öcalan’a görüş izni verildiği günde, aynı keyfi zorbalıkla HDP’li belediyelere kayyımlar atandı. Aslında belediyeler gasp edildi demek daha doğrudur. Çünkü halkın seçtiği başkanlar atılır, tutuklanırken kim olduğu belirsiz, mecburi hizmetle gelmiş kişiler kayyım olarak atandı. Halkın yüzde seksen-doksan oyla seçtiği belediyelerin üzerine, oralara geçici-mecburi görevle gönderilmiş, seksen-doksan gün kalacağı şüpheli olan çetelerini sürdüler. Kızgınlıktan değil, bilerek çeteler diyorum, çünkü bu kişilerin ismi cismi belli değildir. Bir yıldır orada her türlü katliamı yapmakta, işleri bitince de kaçıp gitmektedirler. Hiç bir sorumlulukları yoktur. İşler sarpa sararsa FETÖCÜ ilan edilip defterleri kapatılır.

Belediyeler üzerindeki gasp girişimi tamamen hukuk dışıdır ve kendi yasalarına bile aykırıdır. Erdoğan’ın iddia ettiği gibi bu belediye başkanları suçlu ise yargılanır. Haklarında Erdoğan değil, mahkemeler karar verir. Suçlu bulunurlarsa yerlerine gene atama yapılamaz. Belediye meclisleri yerine yeni başkanı vekaleten seçerler. Belediye Meclisi de başka suçlardan mahkum edilirse o zaman da seçimler yenilenir. Yani seçilmişler, atanmışlar tarafından görevden alınamaz. Ancak onları seçen halk bir daha seçmeyerek, yerlerine başkasını seçerek onları cezalandırabilir.

Ama seçilmişlerin faziletleri ve atanmışlardan üstünlüğü üzerine yıllarca nutuk çeken Erdoğan diyor ki:

-Kim demiş seçilmişler görevden alınamaz diye? Bal gibi alınır ve alıyoruz!

Erdoğan böylece seçilmişlerin atanmışlar tarafından azledilebileceğini savunarak, kendisi de boynunu ipe geçiriyor. Bir gün, birileri de gelip Erdoğan’ı ters kelepçeyle götürebilir. O zaman arkasından ağlayan da olmaz.

Belediyelerdeki gasp sadece seçilmişlerin cezalandırılması değildir. Onlarla birlikte, belki de onlardan daha çok, onları seçen halkın cezalandırılmasıdır. Seçme ve seçilme hakkı, Genel-eşit oy hakkı açıkça gasp edilmektedir. Herkesin eşit olduğu yalanı balon gibi patlamakta, Kürdistan halkına sömürge hukuku uygulanmaktadır. „Sen belediye başkanını seçemezsin, biz polis şefi, karakol komutanı gibi belediye başkanını da Ankara’dan tayin edeceğiz“ diyorlar. İşte bu sömürgeci kafa bugüne kadar dökülen kanların da sorumlusudur. Demokratik-siyasi çözüm yolu açılmadıkça da, dökülen kanların sorumlusu olacaktır.

Öcalan, on yıllar önce bu çatışmalara son verilmesi, bütün farklılıkların özgür ve eşit olacağı demokratik bir çözüm için çağrı yaptı. Pratikte de, bütün riskleri göze alarak her türlü adımı attı. 1993’teki ilk ateşkesten bu yana yaşananlar bunu açıkça gösteriyor.

Öcalan, „Son süreci biz bozmadık, heyetlerini göndersinler, 6 ayda çözeriz“ diyerek kendisi ve KCK-HDP ve halklar arasında çelişki yaratmaya kalkışan kurnazlara da kesin cevabı verdi. Erdoğan ve AKP-devlet çetesinin suçluluğunu deşifre etti.

Devlet tarafının Öcalan’ın masasından kaçması hiç bir sorunu çözmeyecek, tersine sorunları daha da ağırlaştıracak ve sonuçta er ya da geç gene o masaya dönülecektir. İyi de yazık değil mi dökülecek kan ve gözyaşlarına? Bunların hesabı sorulmaz mı?