Algılar insanların olgulara ilişkin oluşturduğu düşünce ve kanaatlerdir. Ve insanların o andan sonra yapacaklarını, atacağı adımları belirler. İnsanlar algılarını bazen var olan durumları "analitik bir zeka"nın devreye sokulması, bazen de başkalarının "kirli bilgi bombardımanı" sonucu oluşturur.

Çözüm ve müzakere sürecinin "beklendiği" veya olması gereken düzeyde ilerlememesinin altında yatan neden de budur. Çünkü ana dinamikler bir yana; bu süreci zorlaması gereken kesimler de (sivil halk ve STÖ’ler) ciddi bir "edilgenlik" içindedir.

Bana göre, bu kesimler konuyla ilgili olarak beş yanlış algıya sahiptir.

Birincisi; Türk ve Kürt halklarının var olan durumu ile ilgili oluşan algıdır. "Kürtler de, Türkler de savaş yorgunudur ve  "PKK Suriye’de, Şengal’de savaşma ihtiyacı duyarken Türkiye devleti ile yakın bir zamanda bir savaşı düşünmez, göze alamaz" algısı egemendir. 

Kırk ve üzeri yaşlarda olan Kürt insanları savaş yorgunu olabilir. Ancak 90’larda yaşanan savaşın tüm acılarını, mağduriyetlerini iliklerine kadar yaşayan, hisseden "savaşın çocukları" bugün on sekiz, yirmi sekiz yaşlarına geldiler. Öfkeleri büyüktür. Bu durum 6-8 Ekim olaylarında görüldü. Bunlar "savaş gücü" potansiyeli haline gelmiş durumdalar.

PKK, cephe değil gerilla tarzı mücadele ediyor. Cephe savaşında, "hat savaşı" verilir ve büyük birlikler, gerilla tarzında ise "satıh savaşı" ve küçük birlikler gerektirir. 

Sınırlı bir kesim hariç, Türkler iliklerine kadar hissedebileceği savaş acılarını yaşamadılar. Yaşamamış olmaları toplumumuz için bir kazançtır. Bu ayrı bir nokta. Ancak bu realite, onlarda barışa, çözüme ve müzakereye ilişkin bir düşüncenin oluşumunu da engelledi. Hala barışı, yaşamsal bir ihtiyaç olarak görmüyorlar. Devlet ve AKP hükümeti, bu durumu bildiği için barış yerine savaşta ısrar ediyor.

İkincisi; hem Kürt özgürlük mücadelesinin tüm dinamikleri hem de devlet ve AKP hükümeti bütünlüklü olarak çözüm ve barış istiyor algısıdır. Kürt Özgürlük Hareketi bütünlüklü yaklaşmasına rağmen gerçek şudur ki, iki tarafta da hem savaş isteyenler hem de barış isteyenler vardır. Savaşın rantından istifade edenler veya etmek isteyenler, savaşta ısrar ediyorlar. Ve savaşın yeniden başlaması için dur durak bilmeden çabalarını sürdürüyorlar.

Üçüncüsü; sürecin ana muhatapları İmralı ve "kaçak saray"ın, diğer bir ifadeyle "halife" nin niyetlerine ilişkin algıdır. İmralı çözüm ve müzakereye "stratejik", "kaçak saray" ise taktiksel olarak yaklaşıyor. Ne söylendiğine değil ne yapıldığına bakmak gerekir. "Kaçak saray"ın bir gizli ajandası var ve çatışmasızlık halini 2015’te yapılacak seçimlere kadar sürdürmek istiyor.

Dördüncüsü; ekonomik durum algısıdır. Mevcut ekonomik durum bir savaşı kaldırmaz diye düşünülüyor. Devlet, ihracat ithalat dengesinde negatif anlamda büyük açıklar verdiği, enflasyonun üç haneli rakamlarda gezindiği, bütçe açığının büyük olduğu, döviz rezervlerinin dibe vurduğu bir dönem de dahi "savaş ekonomisi"ni oluşturup yıllarca savaşı sürdürmüştü. Bugünkü ekonomik göstergeler ışında savaşı haydi haydi sürdürebilir.

Savaş sürecinde yaşanan köy boşaltmalar ve diğer ekonomik faaliyetlerin engellenmesi nedeniyle alabildiğine bozulan Kürtlerin ekonomik durumu, 1999 sonrası oluşan "kısmi çatışmasızlık" süreci ile birlikte yeniden toparlanma sürecine girdi.

Beşincisi; dış dinamiklerin yaklaşımı algısıdır. Bir tarafta, "herkes, yani ABD, AB ülkeleri, Rusya, Irak, İran, Suriye, Yunanistan Türkiye’nin güçten düşürülmesini, parçalanmasını istiyor", diğer tarafta "Kürtler için dış koşullar değişmiştir, dünya devletleri artık Türkiye’nin Kürtlere yaptıkları zulme iyi bakmıyor. Kürt gençleri Kobanê ve İŞİD olayında dünya devletlerinin sempatisini kazandı, bu nedenle Kürt Özgürlük Hareketi'ne yaklaşımı değişmiştir" algısı hızla gelişiyor.

Ancak devletlerin iki temel yaklaşımı olduğunu bilmek gerekir. Birincisi; gelişmelere çıkarları ekseninde yaklaşır, onlar için "ne kadim dostluklar ne de kadim düşmanlıklar" vardır.

İkincisi; her zaman; bilinen bir statükoyu nereye savrulacağı belli olmayan bir farklılaşmaya tercih ederler. Son tahlilde, bugünün verili koşullarını göz önünde bulundurduğumuzda hepsi Türkiye devletinin yanında yer alacaklar.

Savaş yedinden başlar mı? Bilemem ve istemem. Ancak başlarsa daha tahripkar, daha acılı olacağını söyleyebilirim. Kürt halkının tümden yok edilmesi mümkün değil ama "güçten" düşürmek isteyeceklerdir. Buna karşın; değişen/değişecek koşullar ve dünya dengeleri Türkiye’yi "Dimyata pirince gideyim derken evdeki bulgurdan" da edebilir.

Bu nedenle, savaşın başlamaması için bu algılardan uzaklaşması, çözüm ve müzakere sürecinin hızlandırılması için halklarımızın ve STÖ’lerin edilgenliklerinden sıyrılması gerekir.