Üç temel aşama olarak ve çift taraflı başlatılan bu süreç boyunca, KCK üzerine aldığı görevleri yerine getirdi. Kuzey Kürdistan’daki gerilla gücünü olanakların el verdiği oranda, çağın hiçbir modern ulaşım teknolojisini kullanmadan Güney Kürdistan sınırlarına çekti. Devlet ve hükümet, teknolojik imkanların kullanılmasına ortam sağlasaydı belki de kuzeydeki bütün gerilla gücü bugün Güney Kürdistan’da olurdu. Ancak kendi imkanlarıyla, yirmi dört saat keşif uçaklarına rağmen, yoldaki askeri pusuları atlata atlata Güney Kürdistan’a ulaşabildiği kadar ulaştı gruplar.
Devlet ve hükümet kanadından yapılması gerekenlerden hiçbiri yapılmayınca, KCK gerillanın geri çekilmesini durdurmaya mecbur kaldı. Çünkü devlet ve hükümet, ikinci aşamada yapması gereken yasal değişikliklerin hiçbirini yapmadı. Kürt halkının ne bir halk olarak kimliğini, ne kültürel haklarını ne de anadilinde eğitim hakkını yasalaştırmadı.
AKP Hükümetinin en son tek taraflı olarak hazırladığı paket, Kürtlerin temel demokratik taleplerinin hiçbirini kapsamına almadı. Bu paket, bir demokratik çözüm paketi değildi. AKP’nin seçimlere yatırım için tek taraflı olarak Kürtlerin önüne attığı yem misaliydi. Kürtleri yine kandırmak, oyalamak, zaman kazanmak ve seçimleri Kürtlerin sırtından garantiye almak istiyor. Kısacası; AKP’nin denetiminde devlet ve Kürtler arasında yaklaşık dokuz aydır başlayan diyalog sürecini, AKP ciddiye almıyor, heba ediyor. Yazık ediyor. Bu kadar ciddi bir süreci, yüzlerce binlerce insan yaşamının, insan hayatının bağlı olduğu böylesine bir süreci, dar siyasi iktidar çıkarlarına kurban ediyor. Süreç göz göre göre başa dönüyor. Bunun tek sorumlusu AKP Hükümeti’dir.
Kürdistan Özgürlük Hareketi, kırk yıllık mücadeleci bir varlığın ve otuz yıllık savaş pratiğinin sahibidir. Yaklaşık yirmi bin şehidi var. Yaklaşık yirmi bin insanın bedel verildiği bir savaşın sonunda, savaşa neden olan gerekçelerden hiçbiri ortadan kaldırılmadan hangi çözümden bahsedilebilir ki? Hangi toplumsal vicdan bunu kabul edebilir ki?
KCK, geçen gün yeni bir deklarasyon yayınladı. Bu deklarasyonda haklı olarak sürecin bu şekilde tek taraflı daha fazla yürüyemeyeceğini, böyle yürürse tavırsız kalınmayacağını açıkladı. AKP Hükümetinin kısa bir süre içinde mevcut ciddiyetsiz tutumunu değiştirmemesi halinde yeni bir mücadele dönemine girileceğini belirten bir açıklamaydı.
Deklarasyonda, demokratik çözüm sürecinin yürüyebilmesi için üç temel talep çok somut ortaya konmuş.
Birincisi, Kürt halkının varlığının anayasal güvenceyle kabul edilmesi.
İkincisi, Kürt halkının kültürel demokratik haklarının tanınması.
Üçüncüsü, aslında sadece Kürtler için değil, Türkiye’de yaşayan herkes için Anadilde Eğitim Hakkı'nın tanınması.
Şimdi bu üç temel hakkın istenmesinden daha doğal bir şey olabilir mi? Tüm dünyada nüfusu, Kürt halkının dörtte biri kadar bile olmayan birçok halk, kendi varlığını yöneten bir durumda. Varlığı ya bağımsız ya da özerk olarak tanınan bir durumda. Kendi anadilinde eğitim yapabiliyor. Kendi kültürel ve siyasi haklarını sonuna kadar kullanabiliyor. Küçük ulus devletçikler olsalar da bu hakları dünya tarafından tanınmaktadır.
Kürtler devlet olmayı zaten talep etmiyorlar. Devletleşmeyi çok da iyi bir şey olarak değil, aslında kötülüklerin kaynağı olarak gördükleri için zaten devletçi çözümden yana değiller. Ama Ortadoğu’nun kadim Aryenik halklarından biri olarak varlığının tanınmasını ve yasaya kavuşturulmasını haklı olarak istiyorlar. Bu çok insani bir taleptir.
Bu insani talep için yeterince savaşılıp bedel verildi. Yeni bedellerin verilmemesi için yüreği insanlıktan nasiplenmiş herkesin AKP Hükümetine karşı tavır geliştirmesi gerekir. Tavır sahibi olmak için Kürt olmak gerekmiyor. Yürek ve düşünce sahibi olmak, demokrat olmak, adil olmak ve insan olmak yeterlidir.
Çözüm umudu tehlikede
Kürt Halk Önderi’nin 2013 Newroz’unda milyonların önünde ilan ettiği Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı inşa süreci, tıkanmaya dayanmış durumda. Tıkanmanın temel nedeni, bu demokratik çözüm sürecinde AKP’nin üzerine düşen görevleri yerine getirmemesi.