12 Eylül’de zindanlarda başlayıp on binlerce insanın katılımıyla süren açlık grevleri 18 Kasım’da - 68. gününde sayın Öcalan’ın çağrısıyla sona erdi. Öcalan çağrısında eylemin amacına ulaştığını ve mücadelenin esas olarak dışarıda verilmesi gerektiğini söyledi. Açlık grevini başlatan ve 68 gündür sürdüren tutsaklar bu çağrıya uyarak eylemlerine son verdiler. Gerçekten açlık grevi direnişi Kürdistan halkını ve Türkiye halkının sosyalist-demokrat öncü kesimlerini ayağa kaldırıp bütünleştirdi. Kürt halkının temel acil istemlerini güçlü biçimde yeniden gündeme soktu. Mücadelenin tam başarıya ulaşması dışarıdaki mücadelenin geliştirilmesiyle olacaktır. Zindanlardaki açlık grevi direnişçileri Özgürlük Hareketinin öncü kadrolarıdır. Bir çoğu halkın seçtiği milletvekilleri, belediye başkanları ve diğer yerel yöneticilerdir. Zaten zindana atılmaları da-zindanda tutulmaları da hukuk dışıdır. Derhal özgürlüklerinin iadesi zorunludur.
En başta anneler olmak üzere tüm halkın kahramanca direnişiyle, açlık grevlerinin deyim yerindeyse “kazasız belasız”  atlatılması herkese rahat bir nefes aldırmıştır ama sorun bitmiş midir? Yoksa yeni mi başlamaktadır? Çözüm deyince herkesin anladığı başka başkadır. Kürdistan halkı için çözüm tam özgürlüktür, eşitliktir ve bu en acil-temel istemdir. Meşhur deyimle “Azıcık hamilelik, yarım hamilelik olmaz.” Azıcık özgürlük-yarım özgürlük de olmaz. Emperyalistler ve sömürgeci devletler ise çözüm deyince halkın özgür iradesine saygı göstermek yerine bu iradeyi gasp etmeyi, tasfiye etmeyi ve ezmeyi anlamaktadır. Bu amaçlarına ulaşmak için her yola-yönteme başvurmaktadırlar. Bu saldırıları bozguna uğratılınca da açılım-çözüm süreçlerini uzatıp çürütmekte ve yeni saldırılar planlamaktadırlar. İradesi kırılmış ya da teslim alınmış olan halka hak olarak bazı kırıntıların tanınması özgürlük değildir. Halk temel insan haklarına kavuşarak, kendi iradesiyle çizdiği çerçevede özgürce yaşamadıkça bir çözüm olamaz.
Egemen sömürgeci-ırkçı yapı halkı oyalamak ve sömürgeci sistemin ömrünü uzatmak için her yola başvurmaktadır. Hala Kürt halkına yeni partiler ve yeni liderler tayin etmek gayretkeşliğinden vazgeçmiyorlar. İflas etmiş yöntemlere yeniden yeniden başvuruyorlar. Kürt halkını diğer halklardan ayırıp tecrit etmek, kendi içinde bölüp parçalamak, birbiriyle çelişkiye düşürüp çatıştırmak baş yöntemleridir.
AKP devletinin yeni umudu bölgedeki gelişmelerden yararlanıp Kürt Özgürlük Hareketini kuşatmaktır. Çözümden anladığı budur. Suriye’deki gelişmeler, Kerkük-Filistin-İran derken bütün bölgeyi saran “kargaşa” ve bölgenin yeniden yapılanma-yapılandırma sancıları herkesin uykusunu kaçırmaktadır. Eski egemen yapı ayakta kalmakta zorlanmaktadır. Herhalde sürecin sonunda hepsi yıkılıp gidecektir ama önemli olan ezilen halkların özgürlüğünü nasıl ve ne ölçüde elde edebileceğidir. Arap baharı denilen süreçte halkın zulme karşı tepkisi deşarj edilmiş, potansiyeli kullanılmış ama halklara özgürlükten çok sistemi restore etmeye yaramıştır. Benzeri süreç Kürdistan’da da hayal edilmektedir. Halkın iradesi kırılarak yeni kölelik biçimleri çözüm olarak gündeme getirilmektedir. AKP iktidarı bunun açık bir örneğidir.
10 senedir açılım-çözüm demesine rağmen bu temelde atılan tek bir ileri adım yoktur. Hala PKK’yi tasfiye etmek peşindedir. Rojava halkının özgür iradesini gasp etmek için saldırılar düzenlemektedir. Başbakan geçen seçim döneminden beri elinde urganla dolaşıyor. Hala tehditle-şantajla halka boyun eğdirebileceğini sanıyor. Açlık grevi direnişi sürecinde de başbakan ve AKP liderleri her yöntemle direnişi kırmaya, halka boyun eğdirmeye çalıştılar. Ama bozguna uğradılar.
Açlık grevi direnişinden sonra bazıları iyi niyetli de olsa “Öcalan’ın liderliği anlaşıldı, PKK’siz çözüm olmaz” diyorlar. Buna şüphe mi vardı? Ankara dehlizlerinden Kürt halkına yeni-uygun parti ve lider tayin etme sevdası sömürgeciliğin bir kara sevdasıdır ve artık terk edilmelidir.
Bir kere daha anlaşıldı ki “Mesele esir düşmekte değil, teslim olmamakta bütün mesele…” Ya da Öcalan’ın ifadesiyle “Yaşamda evrenin anlamı gizlidir. Bu gizi fark ettikçe, zindanda da olsa, yaşama katlanmak diye bir sorun olmaz. Zaten zindan özgürlük içinse, orada büyüyecek olan hakikat algısıdır. Hakikat algısıyla büyüyen yaşam, en zor acıları bile mutluluğa dönüştürebilir.”
Kürdistan halkı ve devrimci öncüleri esir düşse de teslim olmamış ve özgürlüğünü savunmuştur. Dahası özgürlük uğruna her bedeli ödemeye hazır olduğunu göstermiştir.
Bugüne kadarki mücadelesiyle Kürdistan halkı özgür iradesini ortaya koymuştur. İşgalci güçler bir toprak parçasını işgal edebilirler ama halkın özgür iradesini yok edemezler. Bu irade tanınmadıkça ne çözüm, ne barış ne de özgürlük olur. Sadece Kürdistan halkının değil Türk halkının ve tüm halkların özgürlüğü için bu irade tanınmalıdır. AKP’nin süreci oyalamalarla çürütme gayretleri halklarımızın çektiği acıyı ve ödediği bedeli arttırmaktan başka işe yaramaz. Yanlışın neresinden dönülse kardır. Bakalım AKP ve devlet bunu ne zaman anlayacak?