Türk devletinin 14 Nisan 2009’da ‘KCK operasyonları’ adı altında Kürt siyasetçilere yönelik başlattığı siyasi soykırım operasyonları yarın 3. yılına giriyor. Operasyonları hem bir siyasetçi ve hem de bir hukukçu olarak yakından takip eden BDP Eşbaşkan Yardımcısı avukat Meral Danış Beştaş, KCK davalarının mevcut yargı mantığı ile değil, siyasetle çözülebileceğini belirtti. 
İsveç Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin davetlisi olarak Stockholm’e  gelerek siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileriyle bir dizi temasta bulunan BDP Eşbaşkan Yardımcısı avukat Meral Danış Beştaş Türkiye ve Kürdistan’daki son gelişmelerle ilgili sorularımızı yanıtladı.

Bir kaç gün önce Diyarbakır’daki KCK Davasına avukat olarak katıldınız. Kürtçe savunma yine engellendi. Dava tıkanmış gibi görülüyor ve herhengi bir ilerleme kaydilemiyor...

KCK davasında tam bir kriz var. Bir tablo düşünün. 3 yıllık tutukluluk ve aylarca süren yargılamalar. İnsanlar kendilerini savunamıyor ve sorulan sorulara cevap veremiyorlar. 8- 9 saat süren duruşmalarda insanlar susarak kendilerinin yargılanmalarını izliyorlar. Bu tam bir işkence. Yargılama sadece yargılananlar için değil bizim için de ve hatta askerler için de bir ezaya dönüştü. Askerler de gün boyu ayakta bekliyorlar. Gerçekten tablo çok vahim. Tutuklular sabah saat 05.00 sularında getiriliyor, ring araçlarında elleri kelepçeli olarak saatlerce bekletiliyor. KCK Davalarının hukuki olmadığını ve siyasi olduğunu bugüne kadar binlerce kez ifade ettik. Bu davaların siyasi oldukları hiçbir tartışmaya neden olmayacak kadar açık. AKP bizi yargı eliyle siyaseten yasaklamak istiyor. Siyaseten yapamadığını başka kanallarla ve yargıyı kullanarak yapmaya çalışıyor. Ama amacına ulaşması olanaksız. Baskılar arttıkça tepkiler de artıyor. Baskının olduğu her yerde direniş vardır. Kürt halkının durumu bu lafın doğruluğunun kanıtı. Son Newroz KCK operasyonlarının hiç bir karşılığının olmadığını ortaya koydu. KCK’nın baskı ile tehdit ile kitleleri alanlara götürdüğünü iddia ediyorlardı. Devletin baskısına ve engellemelerine rağmen yüzbinlerce insan meydanlarda toplandı.

Bu dava düğümlenmiş durumda. Nasıl çözülebilir?

Bu davayı siyaset çözecek. Siyasi olarak açılan bir davayı ancak siyaset çözebilir. Yargı çözemez. Biz bunu mahkeme salonunda da dile getirdik. Yargı siyasetin karar verdiği bir alanı çözemez. Milyonlarca insanın talep ettiği bir hak suç olamaz. Evrensel hukukta da, meşruiyet kuramına göre de suç olamaz. Bu dava kriminal bir dava değil. 6-7 bin kişi tutuklu. 12 Miyon insanı mı tutuklayacaklar?  Hangi sistem dilini, kültürünü geliştirmek istediği, eşitlik istediği milyonlarca insanı tutuklayabilir. AKP yanlış yolda. Bu talepler ancak konuşarak ve anlaşarak çözülebilir. Yargı bu işin altından kalkamaz.

12 Eylül Davasına BDP’yi temsilen katılıyorsunuz. Adil bir yargılamanın yapılacağına ve 12 Eylülcülerden hesap sorulacağına inanıyor musunuz?
Hayır inanmıyoruz ama inanmak istiyoruz. Biz Parti olarak 12 Eylül referandumunu boykot ettik. Yapılan değişikliklerin ne anlama geleceğini daha o zamanlar ifade ettik. Fakat Türkiye’de demokratikleşme ve geçmişle yüzleşme adına, hakikatların ortaya çıkarılması adına meydana gelen en küçük bir olanağı bile değerlendirmekten yanayız. Küçücük bir ışığı bir dönüşüme, bir yüzleşmeye çevirebileceğimiz umuduyla duruşmaya gittik. Çünkü Bizim partimizin temel politikalarından biri de çözüm sürecinde geçmişle yüzleşme ve geçmişte yaşananların ortaya çıkarılmasıdır. Duruşmalara büyük bir beklentiyle gittiğimizi söyleyemem. Bugün hala 12 Eylül sürüyor. Bu AKP’nin 12 Eylül’ü. Ama 12 Eylül’de olanları bugün kendisinin yapmasına rağmen geçmişle hesaplaşacağı iddiasında. Biz oraya gidip taleplerimizi ifade ettik. Hakimlere Evren ve Şahinkaya’nın neden tutuklanmadıklarını sorduk. İşkencecilerin yargılanmalarını istedik. Bugün hasta insanlar tahliye edilmedikleri için ölürlerken, küçük yaşta çocuklar cezaevinde tutulurken iki general neden tutuklanmıyor? 12 Eylül yüzleşilmesi gereken bir süreçtir. AKP’nin gerçek anlamda 12 Eylül’le hesaplaşmak istemediğini, bu olayı makyaj olarak kullandığını çok iyi biliyoruz.

Duruşmalarda 17 bin civarındaki faili meçhulleri gündeme getirecek misiniz?

17 bin faili meçhulü sürekli tartışıyoruz. Bu konuda meclise verdiğimiz çok sayıda önerge var. Ama AKP bu konuda çok ikiyüzlü bir politika izliyor. AKP Ergenekon, Balyoz ve Andıç Davalarıyla vesayeti ortadan kaldırdığını propaganda yapılyor. Bu davanın sanıkları aynı zamanda binlerce faili meçhulün failleri. AKP sadece kendisine yönelen bölümü soruşturuyor. Ben bir hukuçu olarak her üç iddianameyi de çok ayrıntılı bir biçimde inceledim. Çok moda deyimiyle “Fırat’ın Doğusu”nda işlenen şuçlara dokunulamaz. Cezadan muaf. Ama AKP’ye yönelik darbe girişimlerinde bulunanlar müebbet hapis cezası istemiyle yargılanıyor. Faili meçhullerin aydınlatılmasının ve faillerinin cezalandırılmalarının Kürt sorunun çözümünde çok önemli bir parametre olacağını düşünüyoruz.

Pozantı’daki çocuklarla da siz ilgileniyorsunuz. Son durum hakkında bilgi verir misiniz?

Çocuklar Pozantı’dan Sincan’a nakledildikten sonra çok kapsamlı bir araştırma yaptık. Çocuklara baskı ve tehdit Sincan’da da sürüyor. Çocukları adli mahkumların yanına yollamakla tehdit ediyorlar. Ben hükümete buradan çağrıda bulunuyorum. Pozantı, Osmaniye ve Sincan gibi cezaevilerinde yaşanan hak ihlallerine eğilip çözmeye çalışsın. Bu sorun mahkumları bir yerden başka yere, Pozantı’dan Sincan’a nakletmekle çözülmez. Siyasi irade koyarak bu sorunların üzerine gitmesi gerekir.

Avukatların tutuklanmasına yeteri tepki gösterilmemesini nasıl yorumluyorsunuz?
Basına yeteri kadar yansımasa da avukatların tutuklanmalarına çok ciddi tepkiler oldu. Biz 5 Nisan’da Diyarbakır’da kalabalık bir avukat gurubuyla adilyeden E tipi cezaevinin önüne kadar 5 kilometre yol yürüdük. İstanbul’da gösteriler ve sempozyumlar yapıldı. Ama basın eylemlerimize ve faaliyetlerimize sansür uyguluyor. Evrensel, Birgün, Özgür Gündem ve Etha yayınlıyor ama burjuva basın görmezden geliyor.  Bu nedenle de yeterli yankıyı yaratamıyor.

Öcalan’a tecridi nasıl yorumluyorsunuz?
Türkiye kendi hukukunu kendisi çiğniyor. Yasaları uygulamıyor. Kanun önünde herkesin eşit olmadığını bizzat tecritle gösteriyor. Ne yazık ki tüm Dünya bu hukuksuzluğa göz yumuyor.

MURAT KUSEYRİ - STOCKHOLM