
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat, 7 Haziran seçim sonuçlarıyla görev yapacak yeni hükümetin tutumuna dair mesajlar verdi. Resmiyete kavuşmayan bir süreci kabul etmeyeceklerini söyleyen Hozat, “Hükümet’in çözüme dair yeşil ışık yakması”nı somut adımlara bağladı. Bu maddeleri de, resmi müzakerelerin başlaması, müzakerelerin izleme heyeti gözetiminde olması, Öcalan’ın koşullarının değişmesi, sürecin Meclis’e taşınması, çoğulcu demokratik yeni bir anayasanın çıkarılması şeklinde sıraladı.
Hozat yeni hükümetin bunları kabul etmemesi durumunda akıbetinin AKP hükümeti ile aynı olacağı uyarısında bulundu. “Yeni hükümet AKP’nin yolunda giderse sonu da aynı olur. O da kendi sonunu getirir” dedi.
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı olarak, 12 Haziran’da bir deklarasyon açıklayarak 3 temel maddede müzakere koşullarının hazırlanmasını istediniz. Süreç eskisi gibi olmaz diyorsunuz. Peki, yenisi nasıl olmalı?
Yenisini anlamak için eskisini bilmek gerekiyor. AKP çokça çözüm sürecinden bahsetti. Fakat ortada bir çözüm süreci yoktu. AKP 2011-2012 devrimci halk savaşında ciddi anlamda sıkıştı. Gelişen Rojava devrimide hem Kürdistan’ı hem de Türkiye’yi etkiledi. Bunun da yarattığı bir sıkışma oldu. AKP bunların sonucunda Önderliğimizin ayağına gitti. Bu süreç böyle başladı. Fakat AKP bu süreci kendi çıkarları temelinde sürekli olarak kullandı. Baştan itibaren PKK’yi, Kürtlerin kırk yıllık mücadele ile elde ettiği kazanımları tasfiye etmenin bir süreci haline getirdi. Son iki yıldır da Rojava’daki devrime saldırarak, DAİŞ’e destek vererek Kürtlere karşı savaşı yürüttü.
AKP’ye 13 yıl boyunca çok fazla şans tanındı. AKP kendisine verilen şansı değerlendirmedi. Artık bundan sonra AKP’ye bu şans tanınmayacak. AKP’ye tanınan şanslar bitmiştir. Toplum AKP’nin bu politikalarına bu seçimde tavır koymuştur. Kürt halkı ve Türkiye halkları HDP’ye % 13 oy kazandırarak AKP’yi iktidardan düşürmüştür. Bu tutumuyla halk AKP’ye artık yeter demiştir. Hareketimiz de Önderliğimiz de bu tutumu, tavrı ortaya koymuştur.
Önder Apo da son görüşmesinde, “bu biçimiyle ben yokum” diyerek AKP’nin yürüttüğü süreçten çekilmiştir. Artık bundan sonraki süreç eskisi gibi asla yürümez. Biz bunu 12 Haziran’da yaptığımız deklarasyonda çok açık bir biçimde ifade ettik. Süreç bundan sonra devam edecekse mutlaka ama mutlaka resmi müzakerenin başlaması gerekiyor.
Resmi müzakerenin eşit koşullarda yapılması gerekiyor. Geçmiş süreçte müzakereye geçilememesinin temel nedeni de buydu. AKP, Önderliğimizle yaptığı görüşmelere ilişkin her türlü siyaseti yürütüyor, her türlü sözü söylüyordu. Fakat Önder Apo kamuoyuna rahat bir biçimde tek bir kelime söyleyemiyordu.
İmralı’da tartışmalar oluyor, bu tartışmaların hiçbir resmi kaydı, belgesi yoktur. O tartışmaların altında devletin bir imzası yoktur. Karşılıklı atılan bir imza yoktur. Hiçbir biçimde bu tartışmaların sonuçları bir proje veya yasa olarak meclisin gündemine öneri olarak bile girmemiştir. Böyle bir süreç müzakere süreci olabilir mi? Sözde geliştirdiğin çözüm sürecinin Önderliğini böyle ağır bir tecrit altında tutarsan, o Önderliğin ne hareketiyle, ne kendi halkıyla, ne Türkiye toplumuyla, ne sivil toplum örgütleriyle, ne basınla hiçbir ilişkisi olmazsa, bunun koşulları oluşturulmazsa bu bir müzakere süreci olabilir mi? Müzakerenin müzakere olabilmesi için eşit koşullarının sağlanması lazım.
Devlet, hükümet nasıl özgürce hareket ediyorsa Önderliğimizin de özgürce hareket etmesi lazım. Önderliğimiz müzakerenin bir tarafı ise -ki baş müzakerecimizdir- rahat hareket etmesi gerekir. Önderliğimizin çok rahat Kandil’e gelip hareketiyle toplantı yapması lazım. Bu süreci hareketimizin kadrosuna, yönetimine anlatması lazım. TBMM’de konuşarak bu süreci anlatması lazım.
Kürt sorununun çıkış noktası neydi, kırk yıllık savaşın nedenleri, sonuçları neler, sorun nasıl çözülecek, tüm bunların topluma anlatılması gerekiyor. Örgütüyle kapsamlı tartışıp bu süreci örgütüne anlatması ve kavratması gerekiyor. Bu koşulların sağlanması lazım. Önderliğimizin özgürlüğünden kast ettiğimiz budur.
Bu sorun çözülecekse, bu örgütün Önderliği özgür olmalıdır. Kırk yıldır mücadele veren bir örgütün Önderini içerde tutsak tutacaksın, dışarıyla hiç bir ilişkisi ve bağlantısı olmayacak hareketiyle filli bir buluşması olmayacak, halkıyla bir buluşması olmayacak ama buna rağmen sen, ‘ben çözüm sürecini yürütüyorum’ diyeceksin. Bu durumda sen yalan söylüyorsun, halkı aldatıyorsun denilir sana. Şimdiye kadar yaptığı da buydu zaten. Bundan sonra biz buna müsaade etmeyeceğiz. Bu tarzda bir süreci biz kabul etmeyeceğiz. Sürecin Meclis’in gündemine taşırılması lazım.
Meclis’e nasıl taşırılacak? Meclis ne yapacak?
TBMM kanun ve yasa çıkarma yeridir. Önderliğimizin Kasım ayında açıkladığı barış ve demokratik müzakere taslağı Kürt sorununa ilişkin yol haritasını ortaya koyuyor.
Kürt sorunu demokratik yollarla çözülecekse yüz yıldır uygulanan ve AKP’nin de on üç yıldır uyguladığı tasfiyeci siyasetin, inkar ve imha siyasetinin değişmesi gerekiyor. Burada yöntem yerel demokrasidir, demokratik siyasettir. Sadece Kürdistan açısından değil, Türkiye açısından da demokratik özerk bir yapının geliştirilmesi gerekiyor. Tekçi, milliyetçi ulus devlet yetkilerinin yerellere dağıtılması gerekiyor.
Yerelin kendi kendisini yönetecek bir biçime gelebilmesi için yeni bir anayasanın çıkarılması gerekiyor. Bu anayasanın çıkarılacağı yer de meclistir. Çoğulcu demokratik özgürlükçü bir anayasa yetkilerin özyönetime, yerele dayandığı, Kürt kimliği başta olmak üzere bütün etnik inanç kimliklerini tanıyan cinsiyetçiliği aşan ve bunların örgütlenmesine şans tanıyan ve kabul gören bir anayasa mecliste yapılmalıdır. Bu da Kürt sorununun çözümünü beraberinde getirir. Bu anlamda Kürt sorununun çözüleceği yer meclistir. Bu şekilde resmi müzakere süreci de şeffaf olarak yürütülür. Toplum bilgilendirilir. Meclis, görüşmeleri gündemine almalı ve kamuoyuyla paylaşmalıdır. Eğer yeni hükümet bu konuda adım atarsa, bu süreç kaçınılmaz olarak tahkim edilmiş ateşkes sürecini de beraberinde getirecek.
Nedir tahkim edilmiş ateşkes?
Tahkim edilmiş bir ateşkes sürecinde karşılıklı her iki tarafın uyması gereken kuralları vardır. Özü budur. Bir; ateşkes sürecinde güçler birbirine karşı silah kullanmayacak. Bir çatışma durumu olmayacak.
İkincisi; devlet savaş çağrıştıran hiçbir eylem, etkinlik ve faaliyet içerisinde bulunmayacak. Karakol, kalekol, baraj, HES yapmayacak. Aksine Kürdistan’daki savaşa göre konumlandırdığı güçlerin sayısını azaltacak. Kürdistan’da adım başı karakollar var. Bu özel savaş kurumlarının, koruculuk sisteminin ortadan kaldırılması; JİTEM’in, hizbikontranın tasfiye edilmesi lazım. AKP sürecinde bu yeniden örgütlendirildi. Bu tetikçi gücün ortadan kaldırılması lazım. Toplum üzerindeki baskılara son verilmesi lazım. Siyasi tutsakların hepsinin bırakılması lazım. Öyle sadece ağır hastaları değil, eğer bu bir çözüm süreciyse ve bu iş barışla, demokratik siyasetle çözülecekse o insanlar demokratik siyaset yaptıkları için cezaevinde. Bunların bırakılması lazım. Çözüm süreci demek demokratik siyaset demektir. O zaman demokratik siyaset yaptığı için cezaevlerine konulan insanların serbest bırakılması lazım.
Devlet bu kurallar çerçevesinde hareket ederse ve bir İzleme Kurulu da bütün bu süreci izler ve denetlerse bu süreç doğru bir biçimde gelişir. Bu anlamda bu süreçte mutlaka üçüncü bir gözün de olması lazım. Artık İmralı’daki her görüşmenin hem yazılı hem de görsel kayıtları olmalı. Belgelerde imzalar olmalı. Her şey belgelenip arşivlenmelidir. Üçüncü göz bütün olup bitenleri izleyip denetlemelidir. Yeni hükümetin süreci bu şartlar bu kurallar çerçevesinde geliştirmesi gerekiyor. Aksi durumda hiçbir biçimde eskisi gibi yaklaşmayacağız ve eskisi gibi ele almayacağız.
Türk devleti sizden ‘kalıcı olarak silah bırakma’yı bekliyor. Peki bu silahsızlanma nasıl gerçekleşecek?
Önderliğimiz hiçbir zaman silah bırakmadan bahsetmedi, öyle bir ifade kullanmadı. Çok bilinçli bir algı operasyonuydu. Zaten AKP’nin iki yıldır geliştirdiği sürecin kendisi bir özel savaş sürecidir. Bunun bir parçası olarak da bunu hep kullandı. Bu hareket silah bırakmaz.
Demokratik çözüm süreci de gelişse Türkiye’de, yani bu sorun müzakere de edilse, meclisin gündemine de gelse, anayasa da değişse, Kürt kimliği de tanınsa Türkiye’de barışçıl demokratik temelde Kürt sorununu da çözsek bunun sonucunda PKK silah bırakmaz. PKK, Türkiye’de silahlı mücadeleyi durdurabilir. Kürt sorunu demokratik temelde çözülse, yeni bir anayasa güvenceye kavuşsa, Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi durdurabilir fakat silahı bırakmaz.
PKK neden silah bırakmaz?
Nedeni şudur; PKK bir Kuzey Kürdistan örgütü değil, PKK ulusal kurtuluş mücadelesi veren bir partidir, bir örgüttür. Kürtler sadece Kuzey Kürdistan’da ve Türkiye’de yaşamıyor. Rojava’da bir statü oluştu. Fakat halen tehdit ve tehlike ortadan kalkmış değil. Suriye’de savaş derinleşerek sürüyor, daha da sürecek. Ve bu savaşın merkezinde de Kürtler var. Türkiye’de barışçıl temelde bu sorun çözülürse PKK Kürtlerin özgürlük mücadelesini Suriye’de yürütür, Güney Kürdistan’da yürütür, Rojhilat Kürdistan’ında yürütür. Bir de Önderliğimiz bu koşullarda Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi durdurma çağrısı bile yapamaz, yapsa bile hareket bunu kabul edemez.
Peki hangi koşullarda silah bırakma olur?
Önderliğimiz şu anda ağır bir tecrit altındadır. İmralı gibi bir adada çok sağlıklı bir insanın bile sağlığı birkaç yılda iflas eder. Bu kadar ağır psikolojik ve özel savaş altında Önderliğimiz direniyor. Bir Önderlik, bir harekete bu koşullarda çağırı yapamaz. Bir harekete çağrı yapması için o Önderliğin özgür olması gerekiyor. Önderliğimiz 17 yıldır Kürt sorununun demokratik çözümü için, resmi bir müzakere için çok güçlü bir emek ortaya koymuştur, direniş ortaya koymuştur. Yani benzersiz bir mücadele ortaya koymuştur. Önderlik bu koşullarda böyle bir çağrıyı yapmaz bu böyle bilinmelidir.
O açıdan diyoruz süreç değişmiştir. Türkiye yeni bir döneme girmiştir. Önderliğimizin geçmiş yaklaşımları da bu temeldeydi. Sorun çözülsün diye bir niyet ortaya koydu fakat bu çarpıtıldı. O süreç artık aşıldı. Şu an da Türkiye’de bu seçimlerle birlikte yeni bir döneme girmiştir. AKP’nin baskıcı, faşizan, diktatöryal iktidarını toplum reddetmiştir. Demokratik siyaseti benimsemiştir. Bu seçimde Kürt sorununun demokratik barışçıl çözümünden yana olmuştur. Yeni hükümetten de toplum bunu bekliyor, bunu istiyor. Bundan sonra süreç gelişecekse de bunun üzerinden gelişmeli. Hareket olarak bizim tavrımız tutumumuz çok nettir.
Kürt sorunu demokratik bir temelde çözülürse, Türkiye’ye karşı silahlı mücadele durdurulabilir. Ama bu Kürt sorununu Meclis’te demokratik temelde çözülmesine bağlıdır, yeni bir anayasanın oluşturmasına ve Kürt kimliğinin tanınmasına bağlıdır. Yerel demokrasinin, demokratik özerk sistemin Kürdistan ve Türkiye’de gelişmesine bağlıdır.
Bu yeni dönemde, yeni kurulacak hükümet yaptığınız deklarasyona yeşil ışık yakarsa sizin yaklaşımınız nasıl olur?
Yeşil ışık yakması, adım atması anlamına gelir. Artık herkesin sözlere karnı toktur belki de en fazla bizim. Yeni hükümet Kürt sorununa dönük samimi yaklaşımını, somut tutumunu atacak pratik adımlarla ortaya koyacak. Atılacak pratik adımlarla İmralı’da müzakereler başlayacak. Müzakereler izleme heyetinin denetiminde olacak, gözetiminde olacak. İzleme heyeti ile birlikte HDP heyeti de İmralı’ya gidecek. Görüşmeler resmi başlayacak. Bütün görüşmeler belgeli, imzalı, kayıtlı olacak. Önderliğimizin koşulları değiştirilecek. Yeni hükümet bunları kabul etmek durumundadır. Kabul etmezse o da kendi sonunu getirir. Birkaç ayda o da AKP’nin yaşadığı büyük hezimeti yaşar. Yeni hükümet AKP’nin yolunda giderse sonu da aynı olur.
Ama yeni hükümet bu konuda somut adımlar atarsa ve kuşkusuz süreç olumlu bir biçimde gelişir bu Türkiye’de müthiş bir şey ortaya çıkarır. Ortadoğu’nun bu yangını içerisinde, bu kaosun içerisinde güçlenerek çıkabilir. Üçüncü dünya savaşı yaşanıyor ve merkezinde de Türkiye’nin kendisi var. Ancak kendisini bu savaşın içerisinden Kürt sorununu demokratik bir şekilde çözerek galip çıkabilir. Aksi bir durumda kaçınılmaz bir biçimde Türkiye parçalanır. O kaçınılmaz bir son olur. Türkiye’yi bütünlüklü bir arada tutacak olan Kürt sorununun demokratik çözümüdür. Bunun için de Önderliğimizin özgürlüğüdür, resmi müzakerelerdir, bu sorununun mecliste ele alınmasıdır, yeni bir anayasanın çıkarılmasıdır. Ancak Türkiye’yi bu kurtarır. Aksi hiçbir tutum ve yaklaşım Türkiye’yi kurtarmaz, bitirir.
ANF/BEHDİNAN