Kürt halkının kimliğine, statüsüne ve diline dair bir düzenleme yok ama bir başlangıç yasası. Temel taleplerin yasallaşması için büyük bir mücadele hattı başlıyor

  • Kürt hukukçular ve Adalet Komisyonu üyesi hukukçu vekiller,  'çerçeve yasa'nın ciddi eksiklikler barındırdığını, yanlış tanımlama ve tarifler bulunduğunu, referans ve atıfların yokluğunu eleştiriyor.
  • Aynı isimler, meseleyi hukuk ve siyaset düzlemine çekmenin, 'terör' yaftasını bertaraf etmenin, büyük bir potansiyeli demokratik çalışmaya katmanın, böylece nihai çözüme yol almanın ilk adımı olarak önemsiyor.

 

Rêber Apo'nun 27 Şubat'ta paylaşılan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı'yla başlayan ve bir buçuk yılı aşkın süredir devam eden Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında, 5 Ağustos’ta Meclis’e sunulan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi Kanunu" teklifi, dün saat 11.00’den itibaren Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlandı. 'Çerçeve yasa' olarak tanımlanan, kanun teklifinin olumlu yönleri ifade edilmekle birlikte, bir çok kesim, söz konusu teklifin eksik yönlerini de tartışmaya devam ediyor. Teklif, sürecin ilerletilmesi ve kalıcı bir barışın tesis edilmesi açısından atılan ilk adım olması itibarıyla olumlu karşılanırken, mevcut haliyle Kürt meselesinin çözümünü karşılamaktan uzak olduğu, bu yönüyle önemli eksiklikler barındırdığı ifade ediliyor. 12 maddeden oluşan kanun teklifine ilişkin talep ve beklentiler, Genel Kurul aşamasında da dile getirildi.

İlk adım olarak kıymetlidir

MA'ya konuşan Agirî Baro Başkanı Serdar Günakın'a göre; Birleşmiş Milletler'in (BM) barış inşası modeli olarak ele aldığı Disarmament, Demobilization and Reintegration (Silahsızlanma, Terhis ve Yeniden Entegrasyon) adlı modelin ilk ayağı olduğunu savunarak, "Yasa, kapsamlı bir çözüm veya geçiş yasası, 50 yıllık çatışma ortamının toplumsal ve siyasal yükünü tamamen ortadan kaldıran bir yasa değil ama süreci hukuk zeminine taşıması bakımından önemlidir. Şarta bağlı, esnek bir infaz yasasıdır. Süreci ilerleten pozitif bir yasa olması hasebiyle kıymetlidir. Şiddet zemininden hukuk zeminine bırakılması noktasında önem arz eden bir yasadır. Toplumsal barışa katkı sunması adına, demokrasiye geçiş, çatışmasızlık ve güvenlik ikliminin tesisi noktasında önemlidir” şeklinde konuştu. 

Yeni bir sürecin hukuki zeminini oluşturabileceğini tekrarlayan Günakın, şunları ifade etti: “Tabii ki siyasal hakların, örgütlenme hakkının, kültürel hakların, ifade özgürlüğü, toplantı, gösteri ve yürüyüş hakkının kullanılması yönünde anayasal güvence veren bir yasa değil. Bunlara rağmen pozitif yasal düzenleme niteliğinde olması sebebiyle değer addediyoruz. Bu süreci sahiplenen tüm kesimlerin, bürokratların, akademisyenlerin, siyasilerin, meslek örgütlerinin, bu yasayı olumlaması gerektiğini düşünüyorum. Sonuçta Meclis’ten çıkacak. Yürürlüğe konulursa tüm kurumlar uymak zorunda. Barış, demokrasi ve insan hakları adına ilk adım olduğunu düşünüyorum. İlk adım, bin kilometrelik bir yol için çok kıymetlidir.”

'Umut hakkı' zaten bakidir

Sêrt Baro Başkanı Muhammed Alptekin ise MA'ya yaptığı açıklamada, 'umut hakkı'nın yanlış tartışıldığını belirterek, zaten  yasalardan, Anayasa’dan, AİHM’den kaynaklı, dolayısıyla uygulanması gereken bir hak olduğunu vurguladı. Alptekin de ‘çerçeve yasa’nın bin kilometrelik yolun ilk adımı olarak önemli olduğunu söyleyerek, bir yasadan bahsederken tabirlerin, tavırların ve uygulamaların insanlara güven verecek noktada ilerlemesi gerektiğinin altını çizdi. Mesela ‘Terörsüz Türkiye’ gibi insanları inciten, rahatsız eden tabirlerden uzak durulmasını isteyen Alptekin, devletin birçok konuda adım atması gerektiğini kaydetti. Alptekin, “Belediye başkanları, siyasetçiler içeride. Şimdi siz bir taraftan cezaevinde herkesi tutarak, siyaset alanını kapatarak, demokraside seçme ve seçilme hakkını engelleyerek, dil üzerinde Kürtçe haklarını engelleyerek, kadınlara veya hastalara ilişkin temel hakları sınırlayarak bir yere gidemezsiniz. Bunlar için acil bir şekilde adım atılması gerekiyor” diye konuştu.

2005 öncesi için ekleme

Türkiye Barolar Birliği (TBB) Delegesi Veysi Eski, yasa metni kadar gerekçesinin de dikkate alınması gerektiğini savundu. MA'ya konuşan Eski, 100 yıllık Kürt sorununda iki tarafın bir yasa üzerinden müzakere yürütülmesinin değerine işaret ederek, "Yasanın gerekçesine yansıyan güvenlikçi bir bakış açısı var ama aynı zamanda yasanın gerekçesinde Kürt sorununda, önümüzdeki süreçte bu yasaya bağlı olarak yeni yasaların da çıkarılabileceğinden söz edilmesi de var. Yine toplumsal bütünleşmeden, toplumsal barıştan söz edilmiş. Bunlara kıymet biçilmesi gerekir” dedi. Eski, 'çerçeve yasa'yı Kürtlerin devlet ile bin yıldır kurmuş olduğu ilişkinin tekrardan Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında tanımlanması ve demokratik olarak entegre edilmesi noktasında atılmış ilk adım olarak ele alınabileceğini savundu.

2005 ve öncesinin kapsam dışında tutulmasını Rêber Apo'nun durumuna bağlayan Eski, şunları paylaştı: “Sayın Öcalan’ın dışında 2005 öncesi ceza alan binlerce insan var. Şu an 30 yıl ve üzeri cezaevlerinde bulunan insanlar, tamamen İdare ve Gözlem Kurullarının insafına terk edilmiş vaziyette. Belki bu konuda yasanın gerekçesinde olan ‘Yeni düzenlemeler olabilir’ kısmına atıf yapmamız gerekiyor. Bir an önce 2005 ve öncesine dair en azından İnfaz Kanunu’nda da olsa bir düzenlemenin yapılması gerekiyor. Mesela benim kendi müvekkillerim var. Uyduruk nedenlerle infazları yakılmış. 30 yıldan fazla cezaevinde olan siyasete katkı sağlayabilecek, bu süreçte Türkiye'de emek verebilecek çok fazla insan var ama 2005 sınırından dolayı bu yasadan yararlanamayacaklar. Sayın Abdullah Öcalan'ın durumu ise psikolojik, politik, yöntemsel olarak da herkesinkinden daha farklı. Burada bir statü çerçevesinde değerlendirilmesi talebi gündeme geliyor. 2005 öncesi mahkum edilmiş olan kişiler ile Sayın Öcalan'ın da bu anlamda farklılaşması söz konusu. Bu kişilere yönelik de dediğim gibi hızlı bir düzenleme yapılabilir. Meclis Genel Kurulu’nda bir geçici madde dahi eklenebilir.”

Demokratik çevrelere göre

Aynı zamanda yeni mücadele formunda atılan ilk adımdan sonra herkesin, özellikle demokratik çevrelerin üzerine çok büyük görevler düştüğünü vurgulayan Eski, "Mücadeleyi bu çerçevede ileriye taşımak, Kürt sorununun demokratik çözümü ve Türkiye'nin demokratikleşmesi mücadelesinin bir parçası haline getirmek, Türkiye'nin bütün sosyalistlerinin, demokratlarının, kadınların, gençlerin, Alevilerin, Kürtlerin önünde bir görev olarak görünüyor” şeklinde konuştu. HABER MERKEZİ