Böyle diyor Diyarbakır Newrozunu değerlendirirken BDP Eşgenel Başkanı Selahattin Demirtaş. Diyarbakır Newrozu ile Kürt özgürlük mücadelesinde yeni bir sürecin başladığını ifade ediyor. Bu süreci de “Çözüme kadar direniş süreci” olarak tanımlıyor.
Gerçekten de 18 Mart’ta yapılan Diyarbakır Newroz kutlaması ardından yaşananlar Selahattin Demirtaş’ı doğruluyor. 19, 20 ve 21 Mart günleri belkide on milyondan fazla Kürt Newrozu kutlamak için sokaklara dökülüyor. Nerede bir Kürt topluluğu varsa orada bir Newroz ateşi yanıyor.
Bu durum Kürtlerle veya Türkiye ile sınırlı da kalmıyor. Diyarbakır’da başlayan özgürlük heyecanı ve coşkusu herkesi sarıyor. Kürt dostu olan herkes coşku içinde Newroz dilanına dururken, Hewlêr yönetimi gittikçe Newrozu resmileştiren adımlar atıyor.
Newroz heyecanı çocuğu olgun, yaşlıyı genç yapıyor. Erkek egemenliğinin binlerce yıldır köleleştirdiği kadını özgürlük mücadelesinin öncüsü haline getiriyor. Yaşlı Kürt direnişçisi Ahmet Türk’ün dediği gibi, ezilenlerin her türlü korkuyu yenmesini sağlayan büyük bir cesaret ve fedakarlık yaratıyor.
Bu durumun köle Kürdü nasıl direnişçi yaptığını Newroz kutlamalarında gördük. AKP polisinin faşist terör saldırılarına karşı her yerde direniş oldu. Newrozun bir direniş günü olduğu 2012 yılında bir kez daha doğrulandı. Tabi Newroz bayramının izinle kutlanmadığı da. 1990’larda 12 Eylül kalıntısı yönetimlerin yasaklarına yapılan gibi, bu kez AKP yasağı da özgürlük yürüyüşüne çıkan halk tarafından paramparça edildi.
Birçok gözlemcinin belirttiği gibi, 2012 Newrozunun elbetteki ayırıcı yanları vardır. Selahattin Demirtaş’ın ifade ettiği “Yeni süreç” sanki gerçek gibidir. Bu anlamda da elbette çok önemli siyasal sonuçları olacaktır.
Bir kere önce şunu belirtelim ki, AKP hesapları tutmamıştır. Birden bire hükümetin Newroz’a yasak getirmesinin elbette bir siyasi amacı vardı. Bununla açık bir biçimde nabız yoklamak istedi. “KCK operasyonları” adı altında yürüttüğü pasifikasyon harekatının ne kadar sonuç verdiğini görmeyi ve test etmeyi hedefledi. Eğer AKP hükümeti Kürtlerde küçük bir zayıflık görseydi saldırıların dozajı artacak, karakteri değişecekti.
AKP’nin yasak kararını ve polis terörünü buraya bağlamak lazım. Yoksa “Provokasyon duyumları aldık” gibi muğlak ifadeler kimse için inandırıcı olmuyor. Yine polisin kendi koyduğu patlayıcıları çıkarıp da bilmem ne kadar patlayıcı ele geçirdik demesi de kimseyi inandırmıyor. Bunların bayatlamış polis taktikleri olduğunu artık herkes biliyor.
Bu noktada sonuçları açıkça gösterdi ki, AKP’nin hesapları tutmamış, tersine boşa çıkmıştır. Bir de yasağa rağmen Diyarbakır Newroz meydanında bir milyon civarında kitlenin toplanması, AKP’yi daha da perişan etmiştir. Kürtler nezdinde AKP’nin gücünün ve itibarının kalmadığı, Kürtleri bastırmada polis terörünün yetmediği, Kürt demokratik siyasetine dönük soykırım operasyonlarının Kürtleri zayıflatmadığı netçe açığa çıkmıştır.
Dahası yasak dışındaki AKP uygulamaları da AKP’yi teşhir etmekten öteye sonuç vermemiştir. Daha ilk günde İstanbul’da bir kişinin yaşamını yitirmesi ve birçok kişinin de yaralanması AKP zulmünü ortaya koymuştur. Polisin geneldeki tutumu AKP’nin aczini ve savaş durumunu göstermekten başka bir işe yaramamıştır. DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk’ün resmi polisin saldırısına uğraması AKP’yi daha da zayıflatmıştır. Haklı olarak birçok çevre “Suriye’deki devlet zulmüne karşı çıkarken, bizim oradan ne farkımız kaldı” demiştir.
AKP’nin içine düştüğü bu durumun kısa vadede bir siyasal sonucu olabilir mi? Bu konuda hiç kimse net bir cevap verememektedir. AKP’nin Hewlêr yönetimi üzerinden bir arayış içinde olduğu bilinmektedir. Beşir Atalay’ın bu konuda Kanal 24’teki açıklamalarını geçen hafta yazmıştık. AKP’nin hem “Ateşkes”, hem de “Ortak operasyon” arayışı içinde olduğunu belirtmiştik. Fakat bu çabaların henüz bir sonuca yol açmadığı da görülüyor.
Yine Kanal 24’ün AKP propagandası ile görevli tartışmacılarının kafası karışık görünüyor. “Barış düşmanla yapılır” diyerek çok bilinen bir gerçeğe yaklaşıyor olsalar da, PKK şartlanmasını da bir türlü aşamıyorlar. “PKK’nin çocukları zorla dağa çıkarıp zorla tuttuğunu” ifade ediyorlar. Güya bu “zor” yok edilirse PKK bitirilecek! Halbuki PKK’ye bakıyoruz, Karadeniz’den Akdeniz’e, Suriye’den Irak ve İran’a her yere yayılmış durumda. Her yerde 5 kişiden 50 kişiye kadar farklı topluluklar halinde bulunuyorlar. Peki Karadeniz dağındaki 5 kişiyi hangi zor ile PKK tutabilir? Bu sorunun içerdiği kaba bir mantık bile bu iddiayı geçersiz kılmaya yetiyor.
Halbuki PKK’nin zoru değil, AKP’nin zulmü ve sömürgeciliği Kürt gençlerini dağa çıkarıyor. Bu gerçek kabul edilmedikçe Kürt sorununun siyasal çözümü zor görünüyor. Gerçi AKP sözcüsü Hüseyin Çelik, “Newroz Öcalan için mi geldi?” diyerek, Kürtlerin vermiş olduğu mesajı anlamış görüntüsü veriyor. AKP’nin Kürt direnişi karşısında ne kadar zorlandığını ortaya koyuyor. Fakat yine de ortam karmaşık, sürecin nasıl gelişeceği pek net olarak gözükmüyor.
Hükümet cephesi böyle olsa da, BDP ve Kürtler cephesi oldukça net gözüküyor. BDP Eşgenel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın görüşlerinin genel kabul gördüğü anlaşılıyor. Şimdiye kadar olanın aksine, artık Kürtler “Hükümet sorunu çözsün” demiyorlar. Herkes “Yeni süreç”ten ve “Direniş”ten söz ediyor. Sık sık “Hak verilmez, alınır” vurgusu yapılıyor. “Öcalan’a Özgürlük” hedefi doğrultusunda Kürtlerin yeni bir direnişe karar vermiş olduğu gözleniyor.
Yakın geçmişte küçük bir gelişme oldumu, hemen “Barış ve çözüm olsun” denirdi. Hükümet ve ilgili çevreler çözüm yaratmaya çağrılırdı. Bu Newrozda bu yaklaşımdan küçük bir eser bile yoktu. Kürtlerde ciddi değişikliğin olduğu, AKP’ye dair en küçük bir umut ve beklentilerinin bile kalmadığı yüzlerinden okunuyordu.
Peki bunun sonu nereye gider? Belliki bu durum Kürtlerin sistemi genel boykotuna doğru gidiyor. Hükümetten yayılan umutsuzluk ve bir de baskı ve şiddet Kürtleri sistemden gittikçe koparıyor ve uzaklaştırıyor. Kürtler 12 Eylül faşizmine karşı direnişle demokratik ulus olmanın ilk adımını attılar. Şimdi de AKP faşizmine karşı direnişle demokratik ulus olma sürecini tamamlıyorlar. Kanal 24’çülerin de ifade ettikleri gibi, Kürtler direniş içinde uluslaşıyorlar.
“Çözüme kadar direniş” kuşkusuz zor bir süreç olacaktır. Yeni çatışmalara yol açacak, yeni bedeller isteyecektir. Dolayısıyla elbette tercih edilen olamaz. Zaten Kürtlerin de bir tercih olarak değil, AKP’nin imha ve tasfiye yaklaşımları karşısında var ve özgür olabilmek için zorunlu bir tarzda bu sürece girdikleri anlaşılıyor. Bu konuda son derece bilinçli ve kararlı oldukları ortaya çıkıyor.
Kürtlerin yeni direniş süreci yeni acılar yaşatsa da, ülkemiz ve bölgemiz açısından da hayırlı olacağa benziyor. Daha başka nasıl AKP faşizminin önü alınabilir ve demokratikleşmenin önü açılabilir! Belliki bunu ancak Kürt demokratik direnişi sağlayacaktır. Bir yandan Kürtleri uluslaştırır ve birleştirirken, diğer yandan da Türkiye’yi demokratikleştirecektir. Bu da bölgemiz Ortadoğu’da yeni demokrasi rüzgarlarının esmesini sağlayacaktır.
Yeni Newroz yılına belliki büyük umutlarla girilmiştir. Kürt halkının ve dostlarının ortaya koyduğu görkemli demokratik direniş tutumu, ülkemizin demokratikleşmesi için yeni umut kapıları açmıştır. 2012 yılının her yıldan daha fazla Kürt yılı, demokrasi yılı olacağı daha şimdiden anlaşılmıştır. Kuşkusuz bize de başarılar dilemek düşüyor!..