Kobanê direnişi ve çözüm sürecine ilişkin gelişmelerin damga vurduğu programda birçok önemli konu ele alındı.
Rojava Devrimi ve Kobanê direnişinin bölge ve uluslararası güçler açısından önemi kadar, bu gelişmenin çözüm sürecine yansımaları da konuşuldu.
Özellikle 6-7 Ekim eylemleri öncesi sürecin geldiği noktaya ilişkin açıklamalar oldukça önemliydi. AKP Hükümetinin ısrarla çözüm sürecini kendisinin geliştirip götürdüğüne dair açıklamalarının karşılığının olmadığı, aksine sayın Öcalan'ın sürecin Mart-Nisan ayına kadar sonuçlanması konusundaki girişim ve çabaları daha net ortaya konuldu.
Selahattin Demirtaş'ın değerlendirmelerinde dikkat çeken çok temel bir konu da 'çözümü inşa etme görevi' olarak tanımladığı özeleştiriydi.
Demirtaş; "Eğer hükümet bütün sorunlarımızı çözecekse devletçi paradigmadan ne farkımız olur?.. Biz coğrafyamızda iktidarız, muhalefet değiliz... Demokrasiyi pratikleştirme konusunda eksikliklerimiz var" diyordu.
Aslında bu konu Kürt toplumu açısından siyasetin yönünü de belirleyen bir konu.
Rojava ve Kobanê direnişi Kürdistan ve bölge açısından ele alınırken; öz yönetim ve öz savunmaya dayanan, kendi kendini üreten, geliştiren; diğer halklarla ortak yaşamı belirleyen yanları ile dünya gündemine girdi. Demokratik, sosyalist kesimler, Rojava'nın ideolojik ve felsefik yanlarını gördü.
Rojava Devrimi’nin geleceğini garantiye almak için kendini feda etmekten kaçınmayan Kuzey Kürdistan halkının bu gelişmeleri önemsediği kesin. Yıllardır demokratik sistemin inşası Kuzey Kürdistan'ın da gündeminde. Bu konuda çok önemli gelişmelerin ortaya çıktığı da aşikar. Tüm bunlarla beraber Demirtaş'ın özeleştiri yaparak dikkat çektiği eksikliklerin giderilmesi de oldukça önemli. Komün, kooperatif gibi ekonomik bir modelin Kürt halkının ihtiyaçlarına cevap verebileceğini, ortaya çıkan bazı örneklerde gördük. Devletin yıllardır yoksullaştırma politikalarının halkı ne denli zorladığını, emek göçünün halkta yarattığı asimilasyon ve travmaları, açlıkla terbiye etme yöntemlerinin özelde Kürtlere genelde halklara nasıl kaybettirdiğini en iyi Kürt halkı bilir.
Yine devlet eliyle katledilen en geniş coğrafya Kürdistan topraklarıdır. Yakılmadık ormanı, bombalanmadık dağı kalmamıştır. Barajlar bir güvenlik projesi olarak en önemli üretime açık alanları sular altında bırakmakta, Kürdistan tarihi yok edilmektedir.
Dünyanın en özgürlükçü sistemlerinin bile Kürt kadınlarının özgürlük mücadelesini model aldığını düşündüğümüzde, ailenin demokratikleşmesi gibi bir sorunun devam ediyor olması esef vericidir.
Birçok konu daha sıralanabilir. Ve bu konuların tümüne ilişkin projeler ve çalışmaların olduğunu hatta önemli kurumlaşmaların açığa çıktığını; Türkiye realitesinde en önemli ve demokratik gelişmelerin Kürdistan'da yaşandığını söylemek yerindedir. Mutlaka bu gelişmeler çok önemlidir. Ancak bölgedeki siyasal gelişmeler dikkate alındığında; demokratik sisteme dair atılan adımların kalıcılaşması için, bu projelerin hızla tamamlanması ve kurumlaşması gerekmektedir.
Demirtaş'ın programda yaptığı özeleştiriden; HDP'nin programında ilkesel olarak ele alınan bu konuların önümüzdeki süreçte temel gündemler olacağını düşünmek yanlış olmaz. Kaldı ki Kürtler açısından en önemli kazanımın bu olduğunu ve olacağını söylemeye bile gerek yoktur.
Devletin anayasal ve yasal adımlar atması da zorunlu ve sürecin tamamlanması için önemlidir. Hatta devlete adım atırmak için de demokratik sistemin inşası gereklidir. Kürdistan'da atılan demokratik adımların ve kurumlaşmaların Türkiye halklarını nasıl etkisine aldığını görüyoruz. Bu sistemin eksikliklerinin giderilerek tamamlanmasının yaratacağı etkiyi tahmin etmek zor değil.
Bunun en önemli örneği Kobanê direnişi ve Rojava Devrimi değil midir?