
Kuşkusuz Kürtler kırk yıllık savaş sonrası Kürt sorununu demokratik siyasal yollarla çözmeyi arzuluyorlar. Kürt Halk Önderinin belirttiği gibi savaş cehennem, demokratik siyasal yollarla çözüm ve barış ise cennettir. Çözümsüzlük ve Kürtleri kültürel soykırıma uğratma politikası cehennem içinde cehennemi yaşamaktır. Kürt Halk Önderinin cehennem ve cennet tespiti, çözümü ne düzeyde istediğinin ifadesidir. Yoksa güçlünün barışı anlamına gelecek çözümsüzlüğü kabul edeceği anlamına gelmiyor. Zaten BDP heyetiyle yapılan görüşmelerde bu açıkça belirtilmiş, özellikle AKP de uyarılmıştır.
Sorunun çözümü ya devletin demokrasiye duyarlı hale gelmesiyle çözülecektir ya da demokrasi güçleriyle birlikte Türkiye’nin demokratikleşmesiyle çözülecektir. Kürtlerin tercihi esas olarak ikincisinden yanadır. Çükü devlet hala bir çözüm noktasına gelmemiştir. AKP’nin önüne gelen fırsata rağmen çözüm için adım atmaması bunun ifadesidir. Kürt Halk Önderi ve Kürtler bir yıldır AKP’yi çözüme zorluyor, ama AKP bir türlü adım atmıyor. Daha 17 Aralık çatışması ortaya çıkmadan Kürt Halk Önderi Aralık sonuna kadar AKP’ye fırsat vermişti. Yani 17 Aralık olmadan önce de Kürt Halk Önderinin AKP’nin bu sorunun çözümü için adım atacağına inancı çok azalmıştı. Şimdi bu inancı arttıracak herhangi bir durum yoktur. Bu durumun özellikle AKP Hükümeti tarafından bilinmesi gerekir.
Kürtler yaşanan çatışmada hiç kimsenin yanında değildir. AKP’nin yanında olma gibi bir tutumları olamaz, olmamıştır, olmayacaktır. Kürtlerin tutumu demokratikleşmeden yanadır. Bu açıdan bu çatışmada her iki tarafın da karşısındadır. Çünkü bu çatışmanın tarafları demokratik değildir, çekişmeleri de demokratikleşme için değildir. Eğer mevcut durumun ortaya çıkmasından bir sorumlu aranacaksa o da 12 yıldır hükümet olan ve demokratikleşme için adım atmayan AKP Hükümeti’dir.
Demokratikleşmeyenler, demokratik zihniyeti olmayanlar halkı düşünmezler, güç mücadelesi verirler ve rant peşinde koşarlar. AKP Hükümeti 12 yıl boyunca güç olma, yeni bir hegemonya olma peşinde koşmuş ve yandaşlarına rant dağıtmıştır. AKP Hükümetinin Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca yandaşlarına en fazla rant dağıtan ve yolsuzlukta önceki iktidarlara nal toplatan bir parti olduğu kesinleşmiştir. Bu açıdan Kürtler rantçı ve hegemonya peşinde koşan bir hükümete karşı sadece mücadele içinde olurlar.
Kürtler AKP’ye karşı mücadele ederken, bunu bir iktidar mücadelesi olarak yürütmezler, demokratikleşme mücadelesi olarak AKP’ye karşı tutum alırlar. Bu açıdan yargı, polis ve bürokrasiye dayanan paralel ve derin devlet gibi oluşumlara karşı oldukları gibi, yargının yürütmeye bağlanmasına da karşıdırlar. Türkiye şimdiye kadar ne çektiyse egemenlerin ve iktidarların elinde halka karşı baskı gücü olan yargıdan çekmiştir. Türkiye’de faşizm ve baskı esas olarak kurumlaşan bu faşist yargı eliyle yürütülmüştür. AKP, demokratikleşme adımı atarak hamle yapacağına, yargıyı ele geçirme hamlesi yapmaktadır. İşte hegomonik ve faşist zihniyet buna denir. Bu zihniyet ve yaklaşımdan da demokratik çözüm adımı gelmez. Bu nedenle bu tür yollar peşinde koşan AKP kaybetmeye mahkumdur. Bu nedenle Kürt Halk Önderi demokratikleşme adımı atmayacak AKP’nin yerle bir olacağını söylemektedir.
Kürtler ve Kürt Özgürlük Hareketi demokrasi güçlerinin yanındadır. Bırakalım yanında olmayı, demokrasi mücadelesinin öncü motor güçlerindendir. Tabii ki eski hegemonyayı yeniden kurma hevesinde olan CHP’yi de, Fethullahçılar ve AKP gibi demokrasi karşıtı cenahta görmektedir. Kuşkusuz içlerinde demokratikleşmeye yatkın ve demokrasi güçlerinden yana olacak bir kesim de vardır. Ama genel itibariyle CHP de demokrasi güçlerinin tutum alması gereken tarafta bulunmamaktadır.
Kürtler ve Kürt tarafı demokrasi güçleri yanında yer alacaktır. Sömürü ve soyguncu düzene karşı olanlarla birlikte hareket edecektir. Her türlü baskı, zulüm, sömürü, antidemokratik uygulama ve adımlara demokrasi güçleriyle birlikte karşı koyacaktır. Kürtlerin, Kürt demokrasi güçlerinin baskıcı, sömürücü, antidemokratik uygulamalara ve politikalara sessiz kalması düşünülemez. Dolayısıyla mevcut hükümetin bu karakterine karış demokrasi güçlerinin yanında Türkiye’nin demokratikleşmesi için mücadele edecektir.
Demokratik güçlerle birlikte demokrasi mücadelesi vermek, mevcut süreci sabote etmez; zayıflatmaz, aksine güçlendirir. Seyretmek ise çözümsüzlükte ısrar eden politikaların sürmesine fırsat verir.