PKK’nin kurucusu ve lideri Abdullah Öcalan’ın yıllardır formüle ettiği ve 21 Mart 2013’te deklare ettiği çözüm süreci, Kürt halkının mücadelesi ile ortaya çıkacak sonuç Türkiye’de siyasetin demokratikleşmesini de sağlayacaktır. Dolayısıyla başta şu an iktidarda olan AKP Hükümeti’nin bu gerçeği daha iyi görmesi gerekmektedir. Yalçın Akdoğan’ın hemen hazır cevapla “PKK ve BDP fırsatçılık yapıyor” sözleri ile gerilimi artırmasına, alınganlık yapmasına pek gerek yok. PKK’nin lideri Öcalan, çözüm sürecini başlatıp sürdürürken ilkesel ve tutarlı yaklaşımları ile çözümün zeminini güçlendirdi.
Hemen hatırlayalım; 2012’de kendisini dışavuran Gerillanın Devrimci Operasyonları ve alan hakimiyetindeki gelişimi, cezaevlerindeki topyekün direnişi, halkın kesintisiz serhildanı, dünyanın her yerinde bulunan Kürtlerin diplomatik ve siyasal atakları devam etseydi ne olurdu? Rojava’daki devrimin etkisi, Suriye’deki kaos, Türkiye’nin İran’la, Rusya ile çelişkisi ve bunun üzerine Gezi Parkı direnişi ile ortaya çıkan tablo birleştirip bir daha düşünelim ne olurdu? Kesinlikle Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan çok rahat siyaset yapabilecek bir durumda olamazdı. Oysa şimdi bu kadar keskin bir kaotik zeminde Türkiye’nin stabil politika yürütüyor gibi görünmesinin zemini Kürdistan’daki çatışmaların durması ile ilgilidir. AKP’nin bu tabloyu çok iyi okuması gerekiyor. Gezi Parkı ile ortaya çıkan durumun kendisi ise demokratikleşemeyen Türkiye’nin karşılaşabileceği temel tablonun kendisini dışavurma halidir.
İkinci bir nokta ise Türkiye’deki demokrasi güçlerinin sürece yüklediği anlam ile ilgilidir. AKP’li Akdoğan PKK ve BDP’nin Gezi Parkı direnişi üzerinden fırsatçılık yaptığını söyledi. Bazı Sol ve demokrasi güçleri ise Kürt siyasal hareketinin direnişe yeterince destek vermediğini iddia ediyor. Bu da çok eksik ve Kürt siyasal hareketini iyi tanıyamamaktan kaynağını alan yanılgılı bir durumu ifade ediyor. Çünkü Gezi Parkı direnişi’ne Kürt siyasal hareketi ideolojik ilkeleri ve politik tavrı ile doğru bir tutum sergiledi. Halkın direnişini bizzat Öcalan ve KCK yöneticileri selamladı. Kürt siyasal örgütleri sembolleri sınırlı olsa da kitlesi ile polis terörüne karşı ilk günlerden itibaren direndi. KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan’ın da ifade ettiği gibi daha hızlı inisiyatif alma konusunda belki biraz gecikme sözkonusu olmuş olabilir. Ancak Gezi Parkı direnişi süreci ilerlerken farklı “eller”in devreye girerek değişik provokatif girişimlerde bulunma çabasını da gerçekten görmek gerekli. Tabii ki AKP’nin antidemokratik, tekçi ve totaliter politikalarına karşı “dur” diyen halkın direnişi anlamlı ve değerlidir. Ancak Türkiye demokrasi güçlerinin örgütsüz, öncüsüz kendiliğinden hareketleri bekleyerek döneme yanıt olması zordur.
PKK lideri Abdullah Öcalan yıllardır Türkiye’deki demokrasi potansiyelinin büyük bir güç olduğunu bunun için örgütlenmesi gerektiğini ısrarla söylüyor. Çatı Örgütü, Zeytin Dalı, Ortak Cephe, Halkların Demokratik Kongresi gibi oluşumların hemen acil olarak örgütlenmesi için defalarca çağrılar yaptı. Eğer bu örgütlenmeler gerçekleşmiş olsaydı AKP’nin alternatifi demokratik cephe müthiş bir güç olurdu. Ama demokrasi güçleri, bunun yerine dar, sadece kendisini esas alan, kendiliğinden gelişen halk eylemlerinin çeperinde kaldı. Oysa Kürt sorununun çözümü, Türkiye’nin demokratikleşmesi formülasyonunu hayata geçirirken sol ve demokratik güçler çok daha fazlı şanslı olabilir. Şu an içinde olduğumuz 2. Aşama için AKP’nin demokratikleşmesi, demokrasi güçlerinin örgütlenmesi, Kürt halkının da direngen duruşunu kurumsallaştırması kesinlikle bir zorunluluktur. Eğer AKP demokratikleşmez, gerekli adımları atmazsa; sol güçler örgütlenmez, Kürtler de rehavete kapılırsa o zaman bölgesel kaos olur. Bu nedenle 2. Aşama’nın siyasetini herkes daha samimi, daha direngen ve daha sonuç alıcı olarak gerçekleştirmek durumundadır.
Çözümün 2. Aşaması’nda Kürtler ve Türkler
Kürt sorununun Türkiye’nin başat sorunu olduğu konusunda herkes hemfikir. 200 yıllık sorunun çözümünün güncel politikalara kurban edilmemesi gerektiğini de yaşayarak görüyoruz. Son birkaç aylık gelişmeler de gösterdi ki Türkiye’nin gelişmesi, Ortadoğu’da saygın hale gelebilmesi, Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinin gelişimi, dünyada olumlu bir imajının olabilmesinin temel koşulu şu: Kürt sorununun çözülerek, Türkiye’nin demokratikleşmesidir... Eğer bu koşul gelişmezse Türkiye kaos aralığından çıkış yapamaz. Kaos aralığından çıkış yapılamayınca askeri darbe yanlıları, polis provokasyonları, paralel devlet oluşumları, uluslararası çıkar güçleri harekete geçebilir. Dolayısıyla şu an içinde bulunduğumuz dönemin değerinin iyi anlaşılması gerekmektedir.