RAMAZAN MARANKOZ / HABER MERKEZİ 


Avrupa Konseyi İşkence ve Kötü Muameleyi Önleme Komitesi’nden (CPT) bir heyet, 15 Temmuz darbe girişimi ardından cezaevlerine ilişkin artan şikayetler üzerine 31 Ağustos-6 Eylül tarihleri arasında Ankara, İstanbul ve İzmir’de cezaevlerini ziyaret etmiş ve hazırlanan raporun ise Kasım ayında hükümete iletileceği kaydedilmişti. Aradan aylar geçti ancak rapor henüz açıklanmadı. CPT Başkanı Mykola Gnatovskyy geçtiğimiz hafta Strasbourg’daki yıllık raporun açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye’ye ilişkin raporunun hükümet onay vermediği için yayınlanmadığını belirterek, “Yüzlerce insanla görüştük. Hem tek tek hem de başkalarının gözetimi altında. Sonuç çıkarabileceğimiz yeterince belgeye sahibiz. Tabii ki bulgularımız hakkında konuşmak isterdim ama tek bir söz bile söyleyemem” demişti. CPT’nin hazırladığı raporun hükümete iletildiği, rapor incelendikten sonra Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü tarafından Adalet Bakanlığı’nca itirazda bulunulduğu ortaya çıktı. “Bizim itirazımız üzerine henüz bir yanıt gelmedi. Dolayısıyla rapor nihai şeklini almış değil. O nedenle bu rapora bir yayın yasağı da konulmuş değil” savunmasında bulunan Adalat Bakanlığı yetkilisinin açıklamasına göre rapora Dışişleri Bakanlığı da itirazda bulundu.

Türkiye, CPT’nin raporunu geciktirmeye çalışsa da Türk cezaevlerindeki sistematik işkence, ağır ihlalleler ve hak gaspları devam ediyor. PKK ve PAJK’lı tutsakların cezaevlerindeki baskı ve işkencelere karşı 64 gün süren açlık grevi 19 Nisan’da sona erdi. Türk hükümetinin zaten eleştiri ve tepkilere gözünü kapatarak, ihlallerde ısrar ettiğini belirten TİHV ve Asrın Hukuk Bürosu yetkilileri, CPT’nin de üzerine düşen rolü oynamadığı eleştirisinde bulundu. 

 Türkiye’nin iznini bekliyorlar

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Genel Sekreteri Metin Bakkalcı, Türkiye’nin de üyesi olduğu Avrupa Konseyi’ne (AK) bağlı CPT’nin belli aralıklar ya da herhangi bir durum karşısında ziyaret ettiğini, hazırlanan raporu ülkenin izni olmadan yayınlayamadığını hatırlattı. Bulgaristan, Lüksemburg, Moldova, Ukrayna, Avusturya, Finlandiya, Monako ve İsveç gibi ülkelerin CPT’nin raporlarını onay almadan yayınlamasına onay verdiklerini; ’Gelin, istediğiniz zamanda ziyarette bulunan ve raporunuzu da istediğiniz zaman yayınlayın’ dediklerini hatırlattı. Bakkalcı, Türkiye’nin bu izni vermediğini belirterek, şöyle devam etti: “Çünkü raporun yayınlanmasının ertelenmesini istemek bir şeylerden kaygı duyduğunu ifade eder.”

Sorunlar yumağı haline geldi

TİHV Genel Sekreteri Bakkalcı, cezaevlerinin bir sorunlar yumağı haline geldiğini belirterek, 2005 yılında yaklaşık 55 bin insan cezaevinde bulunurken bu rakamın Adalet Bakanlığı en son Kasım 2016’da açıkladığı verilere göre 197 bin olduğunu, 2017 Nisan itibarı ile de bu rakamın 200 bini çok geçtiğini söyledi. Bakkalcı, “Türkiye Cumhuriyeti boyunca cezaevindeki nüfusun toplam 4 misli arttığı başka bir 10 yıllık zaman dilimi görülmemiştir. Bu durum bile sorunun büyükülüğünü göstermeye yetiyor. Bunun çözümü cezaevlerinde şu an yaklaşık 183 bin olan kapasitenin artırılması değildir” dedi. 

TİHV raporlarına atıfta bulunan Bakkalcı, işkence ve ve kötü muamelenin artık sıradanlaştığını, keyfi uygulamaların da buna eklendiğini söyledi. 

CPT kayıtsız kaldı

Asrın Hukuk Bürosu’ndan Avukat Özgür Erol, yeniden başlayan iki yıllık savaşla birlikte ve darbe girişiminin fırsata dönüştürülmesiyle birlikte toplumun içine alınmak istendiği cendereden cezaevlerinin fazlasıyla pay aldığını söyledi. Türk cezaevlerindeki durumun açlık grevlerini doğurduğunu, açlık grevlerinin bitirilmesinin çözüm sağlandığı anlamına gelmediğini kaydeden Avukat Erol, “CPT, hükümet onayı verilmeden yayınlamıyor. Fakat 15 Temmuz sonrası uygulamalar, ihlaller o kadar yaygın ki hazırlanacak rapora hükümetin onay verme ihtimali de çok zayıf. Dolayısıyla çok etkili bir yol olduğu artık tartışmalıdır CPT’nin. Bu son açlık grevleri döneminde de özellikle mahpusların durumunu doğrudan gelip görmeleri, kötü muameleleri tespit etmeleri için başvuru yapılmıştı ama gelmediler. Cezaevlerindeki uygulamalar ağırlaşarak devam ediyor” dedi. 

Dünyanın hiçbir yerinde dengi yok

Av. Özgür Erol, şu anda Türkiye’de ciddi bir politik mahpusluk sorunu olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi: “Türkiye’de 24 yıl, 26 yıl, 27 yılı bulan sürelerle cezaevlerinde kalan politik mahpuslar var. Dünyanın hiçbir yerinde buna denk bir mahpusluk süresi öngörülmemiştir. Cinayet, adam öldürme gibi suçlar 10 yıl, 15 yıl gibi sürelerle tahliye olurken, politik mahpuslar artık bu kadar uzun bir süre cezaevinde ve hem bunun fiziksel, hemde psikolojik birçok yıkımı ve tahribatı ile uğraşmak zorunda kalıyorlar. Bu kadar yaygın mahpusların olduğu bir yerde sorunların olmaması mümkün değil. Hem insanları bir izole alanına kapatacaksınız hem de bu kadar kötü şartlarda yaşamalarına sebebiyet vereceksiniz. Bu kadar kötü şartlarda yaşamaya maruz bırakılmanın kendisini kötü muameledir.”

Herhangi bir mekanizma da yok

Avukat Özgür Erol, aradan 10 ay geçmesine rağmen İmralı raporunun da yayınlanmadığını anımsatarak, CPT’yi şöyle eleştirdi: “Hükümet buna da izin vermiyor. Geçmişte de CPT’nin hazırladığı raporlara Türkiye’nin, hükümetin izin vermediği dönemler olmuştu. Buna dönük CPT kendi içinde bazı izleme ve takip mekanizmalarını harekete geçirmişti. Şu an için böylesi bir mekanizmanın Türkiye hakkında harekete geçtiğine dair bir emare yok. Tamamen yaptırımsızlık altında süreç devam ediyor. Eylül ayında gelip ziyaret ettikleri dönem, bizim ısrarlı talebimize ve ciddi spekülasyonlar olduğu halde İmralı’ya gitmediler. ‘Bizim elimizde durumun geçmişten daha kötü olduğuna dair herhangi bir veri yok’ gibi diplomatik bir yaklaşım geliştirdiler. 27 Temmuz 2011 ve bugün Nisan 2017’deyiz, 6 yılı geçti. Avukatlar, İmralı’ya gidemiyor. Bu bile başlı başına kötülük. Bir cezaevi tamamen izolasyon altına alınmışken ‘Geçmişten daha kötü elimizde bir veri yok’ demek açıkçası inandırıcılığı da ciddiyeti de olmayan bir yaklaşımdır. Halen bu tarzda devam ediyor.”