Türkiye Solunun seçime ilişkin tavrı da artık netlik kazandı. Demirtaş’ı destekleyenlerin dışında kalanları "Cumhurbaşkanlığı seçimine katılımı kendi politik-teorik gerekçeleriyle reddeden boykotçular" ve "ötekiler" diye iki grupta düşünebiliriz. Boykotçuların en azından Partizan geleneğinden olan bir kısmının gerekçeleri (kabul edilmese bile) anlaşılabilir bir şey. Ama böyle bir gerekçeye bile sahip olmadan, oynamıyorum diyerek tavır alan diğerlerinin duruşlarını izah edebilmek mümkün değildir. Ortaya konuşup açık tavır koyamayanların, oylarını CHP’ye vereceklerini biliyoruz.
"Tayyip olmasın da kim olursa olsun" diyen şaşkınların tavrının CHP+MHP yönelimi içinde olacağı belliydi. ÖDP’nin yayınladığı bildiri bu nedenle anlamlı bir örnektir. ÖDP, "Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde katile, hırsıza, diktatöre, yalancıya oy vermeme çağrısı ile tüm gücüyle Erdoğan ve AKP’ye karşı mücadele edecektir" diyerek Erdoğan’a karşı net tavır belirlerken; CHP’yi parti olarak atlayıp Ekmelettin’in kimlik tanımı üzerinden geçerek sorunu CHP'den uzaklaştırıyor: "E.İhsanoğlu bir yanıyla da emperyalizmin bölgesel müdahale politikaları içerisinde Erdoğan ve AKP’nin rayından çıkarttığı ılımlı İslamcılığı yeniden rayına oturtmaya aday bir seçenek olarak da gündeme gelmektedir. Erdoğan ve AKP’ye karşı mücadele bu anlamda onun versiyonlarına karşı da bir mücadeleyi içermektedir…" AKP versiyonları CHP değil İhsanoğlu efendidir, özcesi.
ÖDP kendisinin önerisi olan "sosyal demokratların, Kürt hareketinin, sosyalistlerin ve tüm emek-demokrasi güçlerinin" birleşik muhalefet hareketinin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde seçeneksiz kaldığını saptayıp, tavrını "Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde Erdoğan ve AKP’ye karşı mücadelesini… geliştirme doğrultusunda sürdürecektir" diyerek tanımlamaktadır. Boykot mu bu? Değil. Demirtaş mı? Hayır!
"Tayyip olmasın da" söyleminin utangaç solun CHP aşkı olduğunu artık saklamaya gerek yok.
Boykotçuların en azından bir kısmının kararlarında, Cumhurbaşkanlığı seçiminin sistem içi alternatiflere sıkıştırılmış devrimci olmayan bir tutum olduğu düşüncesiyle seçim dışı kalmayı kararlaştırırken, bir başka kısmının "2. Tur olasılıkları" üzerinden kurgulara dayandırıldığını görmekteyiz.
Oysa CNN Türk'te yayınlanan "Ne Oluyor?" programında soruları cevaplayan Demirtaş 2. Tura ilişkin bu tür varsayımlara yönelik kesin sözünü söyledi: "Öncelikle ben ilk turda yapılan boykot çağrılarını kesinlikle desteklemiyorum. Ne kadar anti-demokratik bir seçim olsa bile burada halkın bir adayı var ve ilk turdan boykot olmamalı. 2. tura kalamamamız durumunda ise kesinlikle hiçbir adaya oy vermeyeceğiz."
Ama buna rağmen bu kurguların varlıklarını devam ettirebilmesinde, doğrudan BDP-HDP içinden bazı sorumluların yaptığı açıklamaların da etkili olduğunu söyleyebiliriz. 2. Turda AKP’nin destekleneceğine yönelik varsayım sahipleri, kaygılarını bu türden söylemlere dayandırmaktadırlar. Örneğin basından okuduğumuz ve Pervin Buldan’a ait bir açıklama, niyetinden bağımsız olarak bu türden şaibelere destek sunabilecek bir içeriktedir. "Sürecin devamı ve sekteye uğramaması çok önemli. Cumhurbaşkanlığı seçiminin süreci olumsuz yönde etkileyeceğini düşünmüyoruz. Çünkü hükümet, Çözüm Süreci konusunda kararlı görünüyor. Başbakan Erdoğan seçimi kazanır ve Köşk'e çıkarsa süreç aynen devam eder. Bizim bu konuda bir endişemiz yok. Zaten bunu Başbakan da söylüyor." Oysa bu kanıtsız bir iddiadır. Gerçek ise bu hükümetin ve başbakanın sürecin başarısı için ibr adım bile atmadığı gerçeğidir. Söz konusu yasalar ise hala "terörle mücadele ve milli birlik" içindir. Gerisi yalan!
Hatırlayalım: Bu AKP, bütün iktidarı boyunca bir kez olsun Özel Harpçi Ayhan Çarkın kadar "dürüst" olamamıştır. Çarkın, içlerinde Savaş Buldan’ın da olduğu 17500 faili meçhulün yaşandığı bu katliamlar tarihine ilişkin ifadesinde net söyledi: "Bu cinayetler, dönemin Cumhurbaşkanı, Başbakan, MGK, İçişleri Bakanlığı, İstihbarat Daire Başkanlığı ve Başbakanlığa bağlı MİT’in içinde bulunan Kontr-Terör Dairesi’nin bilgileri ve koordinasyonunun yani o dönemki devletin bilgisi dahilinde işlenmiş cinayetlerdir. Yoksa kimse pervasızca bu cinayetleri işleyemez. Herkes bilgi sahibidir. Bu cinayetleri işleyenler siyasi ve ekonomik rant elde etmişlerdir." 12 Eylül Generallerinin yargılanması komedisinde bu faili meçhullere ilişkin bir belirleme var mıydı? Ya da 50 gencin idamına ilişkin?
Ama seçim sürecinin en radikal tutumunu Barzani ve KDP-T sergilemiştir. KDP-T Genel Sekreteri Sertaç Bucak, Rudaw'a verdiği röportajda "Kürt halkının kazancı için, hükümetin değişmemesi gerekir. Bu yüzden de biz Kürtler, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde açıkça ve alenen Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ı destekleyeceğiz" demektedir. Barzani’nin de bu düşünceye destek verdiğini Bucak belirtmektedir.
Ne diyelim? Rojava halkına bin selam! Türk-İslam desteğine karşın direnen Kobanê’ye bin selam! Roboskî, seni unutursam kalbim kurusun!
Cumhurbaşkanı adayım: Demirtaş!
Eski bir Hizbullah sempatizanını MHP ile ortak aday gösteren CHP’de, Kılıçdaroğlu’nun adayına karşı olan parti içi muhaliflerin sesi kesildi. Ve ortada dün olduğu gibi bugün de tek muhalif güç olarak BDP-HDP’nin adayı; yani halkların ortak adayı, yani benim adayım kaldı: Selahattin Demirtaş.