Musul’a asker gönderme kararı gelecekte Irak’ın “Sünni Arap federe bölgesi”nde hegemonya kurmak amaçlı bir karardır. Birkaç yıl sonra, tıpkı Hewlêr’den elde edilene benzer muazzam bir “ihracat” vurgunu için hazırlıklar öne alınmıştır. Bunun da sebebi Rusya pazarının kaybedilmesidir. Mehmet Şimşek’in tahminine göre 9 milyar dolarlık kayıp “Musul’da telafi edilecektir.

İyi de Musul pazarına el koymanın en birinci şartı nedir?

Birincisi PKK Önderi Öcalan’ın özel olarak Kürdistan ve genel olarak ise Kürdistan parçalarının içinde yer aldığı bütün bölge devletleri üzerindeki tarihi misyonunu yerine getirmesini önlemektir. Tecridin “üçüncü dünya savaşı” ile ilişkili temel sebebi budur. Özgür Öcalan Kürdistan’ın ulusal birliğini sağlar, sağladığı zaman Kürdistan parçalarının yer aldığı hiçbir devlet bugünkü savaşı sürdüremez. Onlar sürdüremeyince küresel güçler de var olan nükleer denge nedeniyle birbirleriyle bölgeyi paylaşmak için savaşamaz. Tecrit bu yüzdendir. Bu yüzden de bizler barış istiyoruz derken, Öcalan’a özgürlük diyoruz.

İkincisi, Musul pazarına el koyabilmek için Kuzey Kürdistan’ı yeniden “zapt etmek”, halk iradesini yok etmek, PKK’yi izole etmek ve mümkünse tasfiye etmek gerekir. Bu yapılmadıkça Türk devleti ne Suriye’ye dalabilir, ne Musul’da hegemonya kurabilir. O nedenle Erdoğan çözüm masasını devirmiştir ve o nedenle iktidar Sur’da, Silvan’da, Nusaybin’de, Yüksekova’da, Cizre’de, Lice’de, tüm Kürdistan’da halk iradesine karşı savaş açmıştır.

Biz böyle diyoruz ama Saray da, hükümet de başka şeyler söylüyor. Hükümet sözcüsü Kurtulmuş, bir yandan Musul’dan askeri çekmemek için bin takla atarken, bir yandan da, “Bizim kimsenin toprağında gözümüz yok, emperyalist amacımız yok” diyor.

O böyle diyor ama Saray’ın ve hükümetin “niyetini” en iyi bilen Star gazetesinin yazarları, kabadayılık yapacağız derken gerçeği itiraf ediyor. Hasan Özkan şöyle yazmış:

“Dört bir tarafımızın düşmanlarla çevrili olduğu düşüncesini bize kabul ettirip, “Türkiye Cumhuriyeti’nin bugünkü sınırlarının doğal sınırlarımız ve zihin sınırlarımızın da bundan ibaret olması gerektiği fikri”ni bize zerk ettiler.

Bugün kafamızı kaldırma ihtiyacı hissediyoruz. Zira ne Almanya’nın, ne Fransa’nın, ne İngiltere’nin ve ne Rusya ile Amerika’nın daha düne kadar “bizim” vatanımız olan topraklar üzerindeki hesapları tamamlanmadı.

Biz de o hesapların boşa çıkarılması için adım atıyoruz.

Ama tıpkı ‘öğrenilmiş çaresizlik’ gibi karşımıza hep şu getiriliyor: ‘Sizin geleneksel dış politikanız bu değil...’

Yani, ‘Senin düne kadar vatanın olan Musul’da, Kerkük’te, Halep’te, Rakka’da, Bayırbucak’ta ben istediğim gibi tasarrufta bulunacağım lakin sen 100 yıl önce çekildiğin sınırlarda kal!’

Yok öyle!

Bugün eğer Birinci Dünya Savaşı henüz tamamlanmamış ve bölgemiz yeniden taksim ediliyor ise, burada bizim de söyleyecek sözümüz var.”

Bu yazı bir “Türk bölgesel emperyalist manifestosudur.” “Taksimden pay kapmak” niyetini açığa vurmuştur.

Diğer köşebaz Ahmet Kekeç’tir. O da şöyle bir “itirafname” yazmıştır:

“Lozan anlaşmasının hangi maddesinde ‘kimsenin toprağında gözümüz yok’ hususunun karara ve açık hükme bağlandığını ben bilmiyorum.  

Musul, sadece ‘Irak toprağı’ yahut Irak’ın bir parçası değildir. Milli Misak çerçevesinde ‘yurt toprağı’ sayılan bir yerdir... Ki, Misak-ı Milli hala geçerliliği olan bir karardır...

İkincisi, ‘yurtta sulh, cihanda sulh’, konjonktür icabı söylenmiş bir sözdür. Kutsiyeti olmadığı gibi, vahiy değeri de yoktur. Hoş ama aynı oranda boş bir sözdür... Ayrıca, ‘kimsenin toprağında gözümüz yok’ anlamına da gelmemektedir. Bir taahhüdü (bir sözü) içerseydi, bizzat Mustafa Kemal Paşa ‘Gerekirse Hatay’a gider, çete reisi olarak savaşırım’ demezdi, Hatay’ı yurt topraklarına katmazdı... Demek ki, döneminde ‘hoş’ karşılanan bir söz, icabı halinde ‘boş’ bir söze dönüşebilirmiş.”

İşte böyle. AKP medyası “toprak ilhakı amaçlı” savaş propagandasına başlamıştır.

Saray ve hükümet Can Dündar’ı “haber” yüzünden hapse attırıyor. O halde soralım: Hükümetin “savaş politikasını ve toprak ilhakı niyetini” öğrenip, deşifre eden bu yazarlar casus mudur?