
İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan: AKP’nin her zamanki taktiğini uyguladığını görüyoruz. Bir adım ileri iki adım geri taktiği ile karşı karşıyayız. Kamuoyu beklentisi yaratıp ‘Şimdilik bunlarla idare edin diğer adımları ilerde atarız’ diyor. Pakette, barış ve çözüm sürecinin ilerlemesini sağlamak bakımından yeni bir şey yok ve beklentileri karşılamaktan uzak. Ceza mevzuatı olduğu gibi duruyor. Terörle Mücadele Kanunu duruyor. Ceza Kanunu’ndaki anti demokratik hükümler duruyor. Cezaevlerinde adeta rehin tutulan binlerce insanla ilgili hiç bir düzenleme yok. Milletvekilleri, siyasetçiler, akademisyenler, gazeteciler, avukatlar cezaevlerinde tutulmaya devam ediliyor. Baraj kalkmadı, yeni barajlar önerdi. Köy isimlerinin kullanılması konusunda bölgede zaten belediyeler çok dilli belediyeciliğe geçmişti. Onunla ilgili güvence bile veremedi Başbakan. Sadece ‘köy isimleri değişebilir’ dedi. Mesela bir Dersim adını kullanamadı. Özel okullarda anadili, sembolik adım. Bir dil kamusal alanda kullanılmasıyla kendini var edebilir. Bugün özel okul açmak oralarda çocuk okutmak çok maliyetli işler. Yoksul Kürt halkı hangi parayla özel okul kuracak veya çocuklarını okula gönderecek? Bu ancak sembolik bir adım olabilir. Toplantı ve gösteri hakkı konusunda muğlak ifadeler kullandı. Başbakan izinli mitinglerden bahsediyor. Oysa sorun izinli mitingler değil ki. Sorun insanların gösteri hakkını izne tabi olmadan rahatça kullanmaları ile alakalıdır. Kaldı ki polisin müdahalesiyle ilgili, işkenceyle ilgili bir şey diyemedi. Uluslararası yükümlülüklerin yerine getirilmesi ile ilgili bir şey yok. Kayıplar sözleşmesi yok, ceza mahkemesinin yargı yetkisinin tanınması yok, Cenevre Sözleşmeleri ek protokolleri yok.
Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Genel Sekreteri Metin Bakkalcı: Demokrasi kendi başına bir bütünlükler manzumesidir, bunun bir lütuf gibi paketlerle sunulması son derece tehlikelidir. Son yıllarda bir akıl tutulması yaşatılıyor. Bu kadar berrak bir düzeyin paket vs. ile gündeme gelmesi kaygı verici bir durumdur. Çok aşağılayıcı bir tutumdur. Gayri ahlaki bir yaklaşımdır. İnsanlık tarihi boyunca büyük emeklerle yaratılan değerlerin bu şekilde ele alınması kimsenin hakkı değildir. Anti demokratik yöntemlerle hazırlanan bir paketten demokrasi beklemek ve böylesi bir demokrasi tartışması yapmak doğru değildir. Milyonların haklarının ihlal edildiği bir ortamda anlamlı denebilecek hiçbir düzenleme yok. Toplantı ve gösterileri fiilen izne bağlayan düzenlemeler yapıldı ama daha daraltıcı bir yoruma doğru giden bir yaklaşım sergilendi. Yani yapılan bu düzenleme yararlı değil aslında daha da daraltıcı bir düzenlemedir.
Özgürlükçü Hukukçular Derneği Başkanı Fırat Epözdemir: Dağ fare bile doğurmadı. TMK’nin kaldırılmaması, CMK’de köklü değişiklikler yapılmaması kabul edilemez. Anadilde eğitim talebi konusunda paketteki özel okul düzenlemesi de yetersiz ve anadil gibi hayati bir konuda bu yaklaşım kabul edilemez. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki çekincelerin kaldırılmamış olması, Anayasa’dan bahsedilmemiş olması taleplerin çok uzağında bir durum ortaya çıkarttı. Nefret suçlarına ilişkin bir düzenlemenin yapılaması olumlu, ancak yetersiz. Bunun için cezai artırımın yanı sıra toplumun eğitilmesi gerekir. Genel olarak paket beklentilerin çok uzağında. Zaten paketteki birçok düzenleme; eşbaşkanlık, Kürtçe siyasi propaganda gibi hususlar BDP tarafından hayata geçirilmiş durumlardı. O sebeple paket beklentilerin çok gerisinde.
Avukat Ercan Kanar: Devede kulak bir paketle karşı karşıyayız. Terörle Mücadele Yasası’nda, ceza yargılamasında, infaz sisteminde tutuklulara ilişkin tek bir değişiklik söz konusu değil. Seçim barajını da kaldırmıyor. Yüzde 5’e indirirken, dar bölge sistemini getiriyor, bu da siyasi partiler açısından yeni bir zorluk anlamına geliyor. Aslında AKP’nin ihtiyaçlarına göre düzenleniyor. Pozitif barışa hizmet eden bir paket değil.
İstanbul Kürt Enstitüsü Başkanı Zana Farqînî: Pakette anadille eğitim konusunda geline geline özel okullara gelindi. Bu konularda bir düzenleme yapacaksanız önce bir halkın kimliğini teslim edip tanıyacaksınız. Anadil gibi bir konuda böylesi haklar noktasında tartışma dahi yapılmamalıdır. Bir halkın dili özel okullarla sınırlandırılamaz. ‘Asimilasyon bitti’ deniliyorsa halkın tüm hakları olduğu gibi iade edilmelidir. Çağın gerekleri de bunu gerektirir. Anadil düzenlemesi beklentilerden oldukça uzak. Kürtçeyi kamusal alanın dışına iten bir zihniyetin ürünü. Bu zihniyet de tekçi zihniyetin yansımasıdır. Sadece köy isimlerinin iadesinin değil, tüm coğrafya ve yerleşim yerlerinin isimleri iade edilmeli. Andımız kaldırıldı. Bu olumludur. Ancak bu Türkiye’nin ayıbıydı zaten. Geç kalınmış bir düzenlemedir.
KESK Genel Başkanı Lami Özgen: Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü ya da demokrasi ve özgürlükler penceresinden baktığımızda bu paketin içi boş. Bu haliyle, Kürt sorununun demokratik barışçıl çözümüne hizmet etmiyor. “Güneydoğu Anadolu Bölgesi Akil Akiller Raporu” çerçevesinde pakete baktığımda içi boş, genel geçer ifadelerin arka arkaya sıralandığı bir pakettir. Hükümet, Türkiye demokrasi güçlerini, Türkiye toplumunu ve Kürt halkını yeni beklentiler içerisine sokmak suretiyle yeni paketlerin işaretini veriyor. Bu çok tehlikelidir. Eğer bugün çatışmasızlık durumu yaşanmışsa, buna denk düşecek demokratikleşme adımlarının atılması gerekirdi. Ancak paket bu adımlardan yoksundur.
78’liler Grişimi Sözcüsü Celalettin Can: Kürtler için anadil çok önemliydi. Ama sadece siyasi propaganda ve özel okullarda eğitime indirgendi. Özel okullara bağlandı. Eğitim dili olarak bir düzenleme yapılması gerekirdi. Kürtlere statü konusunda bir gelişme yok. Kürtlerin demokratik talepleri ile ilgili açıklamalar çok sınırlı. Hayal kırıklığı oldu. TMK’ye değinilmemiş. Hasta tutsakların durumuna, KCK davası tutsaklarının durumuna değinilmemiş. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’nda değişiklik özgürlük gibi sunuluyor ama yeni kısıtlamalar var. Çok yetersiz eksik ve ihtiyaçları karşılamaktan uzak bir paket.
Prof. Dr. Mithat Sancar: Önemli eksiklikler var. Kürt siyasi hareketinin beklentilerini karşılamıyor. TMK ve TCK ile ilgili düzenlemelere yer verilmemiş. KCK yargılamalarını etkileyecek düzenlemeler yok. Yerel yönetimlerle ilgili de bir şey yok. Yerel yönetimlerde özerklik çekincesinin kaldırılmasına dair beklentiler vardı ama pakette yer almıyor. Bu tür demokrasi paketleri ile iktidarın kendi kontrolünde bir demokrasi yaratmaya çalıştığını da görüyoruz. AKP, ‘ben belirlediğim ölçüde, şekilde yaparım’ diyor. Bu demokrasi ruhu ile bağdaşmıyor. Paket eksiklerine rağmen çözüm sürecinin siyasal zemine çekilmesi imkanı sunuyor. Bu süreç AKP’ye bırakılacak bir şey değil. Bu paket, mücadelenin demokratik zeminde daha da yoğunlaşmasına imkan sunacaktır.
TUHAD- FED Genel Başkanı Zübeyde Teker: Paketten temel beklentim yol temizliği olarak tanımlanabilecek hasta tutsakların bırakılması, adil yargılanmanın önü açılarak KCK davalarından yargılananların serbest bırakılması ve anadilin kamusal alanda kullanımı ve anadilde eğitimin hayata geçmesiydi ki, bu konuda hükümet üstüne düşeni yapmadı ve yapmayarak süreci iktidarını sağlama almak adına uzatmakta ısrarlı görünüyor.
EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan: Pakette, ülkenin demokratikleşmesi bakımından olmazsa olmaz önemde olan Kürt sorunu, laiklik, örgütlenme, söz, basın özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlüklere ilişkin bir yaklaşım olmadığı gibi, laiklik meselesini daha da ağırlaştıran bir yaklaşım gösterilmiştir. Yıpranmış olan otoriter, baskıcı görüntüsüne biraz makyajdır bu paket. Böyle bir ucube paketi bu ülkenin yurttaşlarına demokrasi paketi diye yutturmaya kalkan Başbakan Erdoğan ve AKP hükümetine birilerinin demokrasinin ne olduğunu anlatması gerekir.
Cumartesi İnsanları’ndan Hanım Tosun: Toplu mezarlar, faili meçhuller için bir şey söylemesini beklerdik. Kayıp yakınları olarak hayal kırıklığına uğradık. İnsanları boşu boşuna umutlandırdı, insanlar hayal kırıklığına uğradı. Anadilde eğitim parayla olmaz.
Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği’nden (SPoD) Levent Pişkin: LGBT’ler olarak cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği nedeniyle işlenen cinayetlerin nefret suçları kapsamında değerlendirilmesinin yıllardır mücadelesini veriyoruz. Hatırlanacağı üzere, hükümet bir nefret suçları yasa tasarısı hazırladı. Biz de bu çalışmaya katıldık. Taslak, Meclis’e gönderildiğinde ‘cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği’ ifadesi vardı ancak komisyonda bu ifadeler çıkarıldı. Erdoğan’ın bugün bahsettiği ayrımcılık yasası, nefret suçları yasası da dünyada ayrımcılık üreten tek yasa olacak. Nefret suçlarıyla ilgili bir düzenlemenin olacağı basına yansıdığında belki bu düzenlemede cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği de yer alır, diye düşündük. Ancak olmadı. Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinin yer almaması zaten korkunç bir durum. Katillerimizin hala tahrik indirimi ile ödüllendirildiği, önüne gelenin ayrımcılık yaptığı, AKP hükümetlerinden bir bakan ile bir milletvekilinin hasta ilan ettiği bir toplum LGBT toplumu. Bizatihi AKP hükümeti iki kez bu nefret suçunu işledi. Ama tabi ki yasada yok.
Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı Ercan İpek: Bu paketten bir demokratikleşme beklenemezdi. Basın ve ifade özgürlüğü ile ilgili bir düzenleme yok. Cezaevlerini gazeteciler ile dolduran bu iktidar. En başta TMK durdukça demokratikleşmeden bahsedemezsiniz. Başbakan TMK’yı kaldırdığında gerçekten adım atmış olur.
Azınlıklar yetersiz buldu
Laki Vingas (Cemaat Vakıfları Meclisi Azınlık Vakıfları Temsilcisi): Ruhban okulunun açılmayacağını tahmin etmiştim. Ruhban okulu maalesef başka bir bahara kaldı. Bir süre daha okul prangalı kalacak. Azınlıklar konusunun yalnız Mor Gabriel üzerinden varlık göstermesi üzücü.
Tuma Çelik (Süryani Sabro Gazetesi Sahibi): Mor Gabriel’i sanki kendi mallarıymış gibi “iade” etmeleri tavrı yanlış. Zaten bu arazi vakfa aitti. Bir doğruyu yerine getirdiler. Uluslararası mahkemelerde biz zaten alacaktık araziyi. Boşu boşuna zaman kaybettik. Doğruyu bulmak bu kadar geç olmamalıydı. Pakette azınlıklar sadece Mor Gabriel ile ele alındı. Azınlıklar tali halk olarak görüldüğü için yine kimsenin aklına gelmedi. Sanki sorunları yokmuş gibi algılanıyor. Türkiye’de farklı etnik yapıların anadilde eğitim hakkı kabul edilmeli. Bu paketle kabul edilmiyor ama lütfediliyor. Kendi imkanlarınla paranla yap diyor ama bunu devlet bana sağlamalı.
Çingeneyiz.org’un yazarı Ali Mezarcıoğlu: 2010’da Aydın’da Adnan Menderes Üniversitesi’nde “Roman Çalışmaları Enstitüsü zaten açıldı ancak altyapı olmadan enstitü atıl kaldı. Aydın’daki enstitü birkaç kez toplantı yapmıştı. Roman dernekleri de katılmıştı. Şu anda ne çalışıyorlar bilmiyorum. Enstitü açılması fikir olarak olumsuz değil ancak böyle bir kurum için maalesef Türkiye’de altyapı ve birikim yok. Hükümet Romanlara yönelik kentsel dönüşüm politikasını revize etmeli. Yerel otorite kendi bölgesinde sorun olarak gördüğü Romanları uzaklaştırmak istiyor. Mahalleleri dağılan Romanlar başka mahallelerde, diğer toplumlarla yaşam şekilleri farklı olduğu için sorun yaşıyor. Sosyal gerginlikler artıyor. Bursa’da gördüğümüz gibi Romanlara karşı linç olayları yaşanıyor.