Kürtler dağa neden çıktılar?
Belli ki, 12 Eylül faşizmi Kürt sorununu barışçı ve parlamenter yoldan çözme yolunu tıkadığı için…
Şu anda dağdakiler Kürt sorununu nasıl çözmek istiyorlar?
"Türkiye’yi bölüp, Kürdistan’ı kurmak" yoluyla mı?
Yoksa…
"Demokratik Özerklik" yoluyla mı?
Çok açık. Dağdakiler Kürt sorununu "Demokratik Özerklik" yoluyla çözmek istemekte. Demek ki amaç "yasal".
Öyle olduğu içindir ki, Türk devleti Öcalan'la ve PKK ile "masaya oturmuş."
Ama "masada" çözüm gerçekleşmemiş.
Savaş da zaten o nedenle sürmekte. Türk devleti "demokratik özerklik" yoluyla Kürt sorununda çözümü önlemek için, PKK de "demokratik özerklık" yoluyla Kürt sorununu çözmek için birbirleriyle savaşmakta.
Savaşmadan demokratik özerklik mümkün değil mi?
Mümkün.
Örneğin KCK’nin seçim sırasında "tek taraflı eylemsizlik" kararına Türk hükümeti uysaydı, belki bugün biz bu konuyu "barışçıl" bir ortamda tartışıyor olacaktık. Ya da, geçenlerde Cemil Bayık’ın "üçüncü bir gözün denetiminde çift taraflı ateşkes" önerisini hükümet kabul etseydi, "demokratik özerklik" yoluyla Kürt sorununu çözmek için taraflar masaya oturarak, konuyu müzakere etmeye başlayacaklardı.
Olmadı.
Neden? Çünkü AKP iktidarı, son PKK’li öldürülene kadar savaşa devam kararı aldı. "Çift taraflı ateşkes" önerisini reddetti ve "demokratik özerklik" mücadelesinin barışçıl yolla yapılması imkanını yok etti.
Savaş o nedenle devam ediyor.
Şu anda "hendek" kazanlar ne için "hendek" kazıyor?
Onlar da "demokratik özerklik için hendek" kazdıklarını ilan ediyor.
Dağdakiler açısından "demokratik özerklik" hedefine "barışçıl yollardan" ulaşma imkanı AKP tarafından nasıl yok edildiyse ve savaş tek alternatif olarak dayatıldıysa, aynı şekilde şehirdekilerin de "demokratik özerklik" için barışçıl yoldan mücadele etme yolu AKP tarafından tıkanmış bulunuyor.
"Dağa çıkılmasının" sebebi ne ise "hendek kazılmasının" da sebebi aynı.
Dağdakini dağdan indirmek için nasıl "müzakere" şart ise, "hendekteki"ni de hendekten çıkartmak için "müzakere" aynı şekilde şart.
Yani fark yok.
Polemikçi konuşuyor:
"Parlamentoya girdiniz, daha ne istiyorsunuz?"
O halde soralım:
HDP’nin "Türkiyelileşmesi" gerçekleşip de, TBMM’de çoğunluğu ele geçirmedikçe Kürt sorununda parlamenter yol kapalı. HDP’nin çoğunluğu elde edecek ölçüde "Türkiyelileşmesi" ise şimdilik "kaf dağının" ardında.
Polemikçi bağırıyor:
"Bize ne, çalış senin de olsun."
O kadar değil.
Türkiye halkı HDP’yi Türkiye’de yüzde 11’lik bir parti yapmakla birlikte, Kürdistan halkı HDP’yi ezici çoğunlukla Kürdistan’da birinci parti yaptı.
O halde soru şu: Şimdiki TBMM’de Kürt sorunu "oy çokluğu" ile mi çözülecek yoksa Fırat’ın batısındaki Türklerin çoğunluğunu temsil edenlerle (AKP, CHP, MHP), Fırat’ın doğusundaki Kürtlerin çoğunluğunu temsil edenler (HDP, DBP) arasındaki "mutabakatla" mı çözülecek.
Kürt sorununda Meclis’in "çoğunluğu" ile karar alınamaz. Bu, Türklerin çoğunluğunun Kürtler hakkında karar alması anlamına gelir.
AKP HDP ile "eşitlik" temelinde, yani Türkiye’nin "birinci" partisi olarak, Kürdistan’ın "birinci" partisiyle bir "mutabakata" hazır mı? Değil.
O halde AKP, TBMM’de Kürt sorununun "parlamenter yoldan" çözümüne hiçbir imkan tanımıyor.
Özetle; AKP İmralı ve Kandil’le, aynı zamanda "hendekle" ya da "barikatla" "üçüncü gözün denetiminde karşılıklı ateşkesi" reddederek ve "sonuna kadar savaş" siyasetinde ısrar ederek, Kürt sorununda "barışçıl yoldan" çözümü imkansız hale getirmiştir… Aynı zamanda AKP iktidarı HDP ve DBP ile eşitlik temelinde Kürt sorununda "mutabakat" yöntemini" reddetmiş, Kürtler üzerinde Türk siyasi çoğunluğunun diktasını dayatarak, sorunun parlamenter yolla çözümünü de imkansız hale getirmiştir.
Öneri: Barışçı, silahsız yol için PKK ile üçüncü gözün denetiminde karşılıklı ateşkes ve müzakereyle barış, parlamenter yol için Türklerin çoğunluğunu temsil edenlerle (AKP, CHP, MHP) Kürtlerin çoğunluğunu temsil edenlerin (HDP ve DBP) eşitliği temelinde TBMM’de mutabakat yoluyla çözüm…
Ve her ikisi için Öcalan’a
özgürlük…